Güzin Göksu
23 Mart 2026, 13:07Güncel44005128 dk okuma

Ben dediğimiz o 'ben' tam olarak nerede?

Modern nörobilimden Kuran'ın merkeziyetsiz benlik paradigmasına.

Podcast olarak dinle
Makaleyi istediğin hızda dinleyebilirsin
Ben dediğimiz o 'ben' tam olarak nerede?

Modern bilim yüzyıllardır süregelen ben dediğimiz o ben nerede sorusuna bugün her zamankinden daha karmaşık ama bir o kadar da yenilikçi bir cevap vermeye çalışıyor. Ben dediğimiz şey aslında bir yerlerde saklanan sabit bir cevher olarak stabil bir yerde mi duruyor yoksa beynin trilyonlarca nöral bağlantısı arasında sürekli akıp giden, anlık olarak yeniden kurgulanan akışkan bir benlik inşası mı söz konusu? Laboratuvarlarda MR cihazlarının altında aranan o merkezi komutan bir türlü bulunamıyor. Yolsa olmadığı için mi? Nöronların ateşlenmesini, kan akışının yön değiştirmesini görüyoruz ama benlik hissinin sabit bir adresine ulaşılamıyor. İşte bu noktada modern nörobilim kadim felsefe ile birleşerek Kuran'ın kavramsallaştırdığı merkeziyetsiz benlik yaklaşımını doğrulamaya doğru gidiyor. Öyleyse insanı biyolojik bir sistem yöneticisi olarak tanımlayan yeni bir paradigma inşa edebiliriz belki.

Bilim bazı çıkmazlar sonucunda insan düşüncelerinin onun benliğini oluşturmadığını, insanın üst gözlemci olarak konumlanan bir karar verici olduğundan sözediyor. Yani bir geminin kaptanı gibi. Bir çok değişken var ve tüm bu değişkenleri göz önünde bulundurup gövdeyi en doğru rotaya sokacak olan kararlar zincirini yöneten bir irade. Yani 'ben' olarak tanımladığımız şey geminin tamamı mı yoksa onu yöneten kaptan mı? Ya da kaptan nerede?

Nörolojik açıdan bakıldığında beynimiz bir tür anlatı motoru gibi çalışır. Sol beyindeki yorumlayıcı modül vücuttan ve dış dünyadan gelen karmaşık sinyalleri bir araya getirerek bize tutarlı bir hikaye sunmaya çalışır. Burada Kuran'da karşımıza çıkan kıssalarla anlatının da ne kadar hayati olduğunu aklımızda tutalım.

Psikiyatri genel olarak bize şunu öğretir, bu dış dünyadan aldığımız sinyallerle zihnimizde oluşan düşünceler biz değilizdir. Bir düşüncenin nasıl tetiklendiğini, nasıl meydana geldiğini, gelişimini, zihnimizde kalışını ve gidişini izleyebiliriz. Eğer düşüncemizi izleyebiliyorsak izleyen ile izlenen aynı şey olmayabilir mi?

Felsefedeki kartezyen tiyatrosu teorisine göre beynimizin içinde bir sahne vardır ve bu sahnede düşünceler, görüntüler ve sesler sergilenir, bir de bu sahneyi izleyen bir küçük adam olduğu varsayılır. Burada biraz karmaşık bir soru soralım, sahnede gerçekten bir izleyici var mı? Yoksa bizzat oyunun kendisi yani sistemin akışı sanki orada bir izleyici varmış hissi mi yaratıyor? Bilim koltuğa oturmuş ve yöneten fiziksel bir kaptan arıyor ve bulamayınca koltuk boş diyor, oysa koltukta oturan şey yazılımın icra gücü olabilir mi?

Kuran'ın sunduğu paradigma bir gözlemciden bahseder.

Kıyame suresi 14. ayetini şöyle yorum dozu yüksek bir şekilde meallendirelim:

Daha doğrusu, o algılayan varlık olan insan bizzat kendi öz mekanizması yani nefsi üzerinde, tüm derinliğiyle işleyişi fark eden bir üst gözlemci aygıtı yani canlı bir basiret konumundadır.

Öyle ise 'ben' düşüncelerimizin tamamıyla oluşan bir varlık olmaktan çıkarak düşüncelerimizin doğruluğunu, eğriliğini ve fıtrata uygunluğunu denetleyen, bizzat basiret olarak isimlendirilmiş yüksek frekanslı farkındalığa dönüşür.

Şems suresinde geçen o denklemi hatırlayalım:

7. Ve nefse ve onu seviyelendirene,
8. Ve ona fucurunu ve takvasını ilham edene.

Buradaki ilham beynin her iki yöne de meyledebilecek şekilde tasarlanmış sinaptik esnekliğidir. Fücur sistemin kısa vadeli hazlara ve entropiye yani kaosa yenik düşmesi, amigdalanın ilkel korku ve arzularıdır. Takva ise prefrontal korteksin yani üst gözlemcinin sistemi koruma altına alması, nöral yolları fıtrata uygun şekilde denetlemesidir.

Nörobilimsel bir dille söylersek fıtrat sistemin bütünlüğünü ve denge halini korumaya programlanmış ana işletim sistemidir. Ancak bu sistem statik değildir, nöroplastisite sayesinde her an yeniden şekillenir. Sürekli yazılan ve update edilen bir yazılım ekranı gibidir.

İnsan zihnindeki en büyük yanılgı Kuran'ın fekkere 74:18 olarak tarif ettiği ham, verisiz ve zan odaklı düşünce akışının peşine takılmaktır. Fekkere tipi düşünce modeli sistemin dış dünyadan kopuk, kendi önyargılarıyla veri uydurduğu bir tür yankı odası'dır. Bu aşamada nefs, gözlemci koltuğunu terk edip düşüncenin kendisine dönüşür ve yanılsama başlar. Bunu aşmanın yolu ise tefekkürdür, yani düşünceyi süzgeçten geçiren analize tabi tutmaktır. Neyi analiz edeceğiz? Bilgiyi.

Kuran bizi sürekli olarak tefekkür, muhakeme ve özellikle de tedebbür'e çağırır. Tedebbür bir şeyin background'una ve sonucuna bakarak 360 derecelik analiz yapabilme kapasitesidir. Tefekkür'ün gelişmiş versiyonudur. Nörobilimde bu durum beynin gelecek simülasyonu yapma ve eylemlerinin sonuçlarını tartma yeteneği olarak adlandırılır. Eğer bir benlik düşüncelerini burhan filtresinden geçirerek muhakeme ederse beyindeki fıtrata aykırı fücur elementlerinin yollarını da budayabilir. İşte bu tam olarak bir iradeli nöroplastisitedir ve Kuran bize bunu kendi benliğimizde nasıl inşa edeceğimizin reçetesini sunar.

Öyleyse 'ben' tüm bu karmaşık biyolojik işlemciyi burhan ve fuad yani verilerin kalbe indiği ve kesin karara dönüştüğü son onay mekanizması ışığında yönetmekle görevli olan bilinçli ama merkeziyetsiz bir yapıdır. Modern psikiyatrinin bilişsel ayrışma dediği şey aslında nefsin yani birey olarak benliğin kendi düşüncelerinden sıyrılıp sistemin başına yani kumandaya geçmesidir.

Müdahale ettiğimiz her düşünce, aldığımız her bilinçli tedebbür kararı ve tüm analizlerimiz beynimizde fiziksel bir iz bırakır. Ben dediğimiz şey düşüncelerin fırtınasına kapılmış kaptansız gemiye dönüşürse alabora olur, ona yön veren, fıtratını her an yeniden inşa eden bilinçli bir kaptan olursa rotaya girebilir. Rota neydi? Sıratı müstakimdi.

İnsan beyninde yankılanan düşüncelerin mahkumu olmamalı, bilakis benliğini her an yeniden inşa eden ilahi algoritmanın yeryüzündeki bilinçli icracısı olmalıdır. Bu da yüksek farkındalıkla mümkündür, yani burhan ile.

Bilinçlenebilecek miyiz?

Kuran ile aydınlanmamız dileği ile.

Bu Yazı ile İlgili Kökler
ب ص رBṢRBasiret, iç görüف ك رFKRDüşünce, tefekkür
Yazıyı Paylaş
Kuran ile aydınlanmamız dileği ile.
Bunları Da Okuyabilirsin
Güncel kategorisindeki diğer yazılar