Cami mi mescit mi, tapınak mı eğitim kurumu mu?
Günümüz camilerinin fonksiyonu üzerine
Günümüz İslam coğrafyasında şehirlerin siluetlerini belirleyen, görkemli kubbeleri ve minareleriyle yükselen yapılar cami olarak adlandırılır. Ancak Kuran terminolojisine baktığımızda mescit kavramı karşımıza çıkar. Bu aslında bir fonksiyon ve metodoloji farkını da keşfetmemizi sağlayacak ciddi bir ayrımdır. Dilimizde mescit küçük cami olarak anılır. Cami sanki süpermarket mescit ise yerel bakkal gibi konumlanır. Peki gerçekten böyle mi, Kuran'ın derinliklerine ve tarihsel bir yolculuğa çıkarak durumu netleştirmeye çalışalım.
Antropolojik veriler ve arkeolojik bulgular, Göbeklitepe’den Sümer zigguratlarına uzanan süreçte 'tapınak' olgusunun insanlık tarihiyle yaşıt olduğunu, bu yapılarda aslında kutsalların mekana hapsedildiğini, mimari ihtişam karşısında insanların ezilerek pasifize edildiği ritüel merkezleri olarak kurgulandığını göstermektedir. Ancak Kuran bu kadim tapınak paradigmasını yapısal olarak reddederek mescidi ontolojik bir kutsiyet atfedilen bir binadan ziyade, 'maruf' yani Kuran merkezli evrensel doğru bilgi temelli, sürekli ve canlı bir eğitim metodolojisinin icra edildiği bir aydınlanma istasyonu olarak konumlandırmıştır. İslam tarihinin ilerleyen safhalarında tezahür eden kubbeler ve süslemelerle bezenmiş şaşaalı cami tipolojisi ise Kurani bir gereklilikten ileri gelmez, fetihler neticesinde girilen Bizans ve Sasani kültür havzalarındaki anıtsal mimarinin yani kilise ve manastırların devşirilmesi ve bu yapıların oluşturduğu 'emperyal güç' algısının İslami mekan tasavvuruna eklemlenmesinden ibaret bilimsel bir sapmadır.
Tarihsel süreçte bu fetihlerin yanı sıra Emevi ve Abbasi saltanat ideolojileriyle şekillenen tapınak algısı, Mescidin asıl hüviyeti olan süreli eğitim merkezi vasfını unutturmuş, bu durum İslam dünyasında bilimsel ve entelektüel bir metodoloji krizine yol açmıştır.
Kuran'da secde edilen yani boyun eğilen yer için kullanılan terim istisnasız olarak mescittir.
Kendilerine Kuran okunduğu zaman secde etmiyorlar.
İşikak 21
ayetine göre secde Kuran okunmasından yani evrensel prensiplerin açıklanmasından sonraki itaat sürecini kapsayan bir eylemdir. İtaat süreci için ise şu ayet konuyu aydınlatır:
Allah'ın size olan nimetini ve "İşittik ve itaat ettik" dediğinizde, onunla sizi bağladığı sözünüzü hatırlayın. Allah'a karşı takvalı olun. Kuşkusuz, Allah göğüslerde olanı gerçeğiyle bilendir.
Maide 7
Allah'ın gönderdiği nimet vahiy'dir yani Kuran, duyan herkesin de işittik ve itaat ettik şeklinde misakı vermesi zorunludur. Bunun adı secde'dir.
Cami ise toplanılan yer anlamına gelir, neden toplanıldığı kelime bağlamında belirsizdir, kavram çok sonraları, Farsça ve Osmanlıca literatürünün etkisiyle yapıların insanları toplama özelliğine atfen türetilmiştir.
Ancak asıl kırılma mescidin tapınak yani temple formatına dönüştürülmesiyle yaşanmıştır.
Yahudi ve Hıristiyan teolojisinde ve pagan kökenlerde tapınak tanrı'ya sunulan sunakların hazırlandığı yerdir. Kutsaldır, ritüel merkezlidir ve ruhban sınıfının kontrolündedir. İnsan oraya sadece ritüel icrası için gider.
Kuran'a göre mescit ise Allah adına hayatın inşa edildiği, Kuran merkezli eğitimin verildiği yerlerdir. Mescitler hayatın merkezine bilginin pompalandığı istasyonlardır.
Tarihsel verilere baktığımızda Mescidi Nebevi aslında tam teşekküllü bir devlet dairesi, bir parlamento ve en önemlisi yatılı bir üniversiteydi ve ek binası da Suffa olarak anılıyordu. Burada yapılan eylem Kuran'ı öğrenmek ve öğretmekti.
Ancak Emevi ve Abbasi dönemleriyle birlikte sosyolojik bir başkalaşım yaşandı. Saltanat rejimleri sorgulayan ve öğrenen bir toplum yerine köleleştirilmiş ve düşünmeyen bir kitle istiyordu. Bu nedenle mescitlerin eğitim ve okul fonksiyonu törpülenerek amaçsız ritüel merkezlerine dönüştürüldü.
Ve şu ayet unutturuldu:
Allah'ın mescitlerini, ancak Allah'a ve ahiret gününe iman edip, salatı ikame eden, zekatı yapan ve Allah'tan başkasına huşu duymayan kimseler imar edebilirler ki onların böylelikle hidayete ulaşanlar olmaları umulur.
Tevbe 18
692 yılında Kudüs'te kubbetü's-sahra inşa edildi, erken İslam mimarisinde anıtsal devlet yapısı çizgisini belirginleştiren dönüm noktalarından biri oldu.
706-715 yıllarında Şam'daki Emevi Camii alışıla gelmiş ölçeğin dışında taş mimariyle yükseldi, imparatorluk başkenti ve büyük toplanma camii modelini güçlendirdi.
848-851 Abbasi döneminde Samarra Ulu Camii inşa edildi, çok büyük ölçekliydi ve cami ölçeğinin imparatorluk kapasitesiyle büyüdüğünün açık örneğiydi.
970-972 Fatımi döneminde Kahire’de el-Ezher kuruldu, cami ile öğretim işlevini aynı çekirdekte birleştiren güçlü bir örnekti, günümüze kadar hala benzer bir yapı meydana getirilemedi.
Fetihlerle genişleyen İslam coğrafyası, Bizans kiliseleri ve İran tapınak mimarisiyle tanıştı. Görkemli, insanı ezen, huşu adı altında pasifize eden bu mimari mescitlere uyarlandı ve mescit kavramı geri plana itildi.
Mescitler, Kuran eğitim öğretimi ile cehaletle mücadele merkezleri olmaktan çıkıp sadece belirli saatlerde girilip çıkılan, ritüellerin tekrarlandığı ayin alanlarına dönüştü.
Peki İslam tarihindeki kayıp metodoloji neydi? Vakitlendirilmiş eğitim yöntemi salat olabilir mi?
Kuran'da müminlere emredilen ve vakitlendirilmiş olan salat geleneksel algıda sadece trans halinde fiziksel hareketler bütünü olarak tanımlanmıştır. Oysa yöntem itibariyle salat, maruf ve zekat birbirine entegre unsurlardır.
Mescit bir okuldur, salat ise bu okulun eğitim metodolojisidir. Salatın vakitli olması eğitimin bir müfredata, bir disipline ve sürekliliğe dayanması gerektiğini anlatır.
Topluma öğretilen Kuran merkezli evrensel doğrular maruf'tur ve onun üzerinden üzerinden gerçekleştirilen bilinç inşası ise salat'tır.
Mescidin yani okulun amacı, insanı fahşa ve münker'den yani aşırılıklardan ve cehalet temelli reddedicilikten alıkoymaktır. Bir insanı kötülükten alıkoyan şey eğilip kalkması mıdır yoksa aldığı eğitim ve edindiği bilinç midir?
Mescitler hayat boyu öğrenme merkezleridir. İnsanlar oraya sevap toplamak için değil bilgi ve şuur toplamak için gelmelidir.
Bilimsel dünyada okul ve üniversite kurumsallaşmış, bilgi kümülatif olarak ilerlemiş ve bir metodoloji üzerine oturmuştur. Deney, gözlem ve akıl yürütme eğitimin merkezindedir.
Dini alanda ise mescit okul hüviyetini kaybedip tapınaklaşınca metodoloji de kaybolmuştur.
Eğitim metodolojisi yani Salat ritüele indirgenince, dini düşünce üretimi durmuş, yerini tekrara ve taklide bırakmıştır. Bilimsel kurumlar sürekli yeni bilgi peşindeyken tapınaklaşan mescitler eskiyi koruma refleksine hapsolmuştur.
Tarihsel ve sosyolojik veriler ışığında görmekteyiz ki, İslam dünyasının yaşadığı kriz bir inanç krizinden çok mekan ve metodoloji krizidir.
Mescitler, Musevi ve Hıristiyan geleneğinin tapınak formundan kurtarılıp tekrar Kuran'ın öngördüğü süreli eğitim merkezlerine dönüştürülmelidir. Salat toplumu cehaletten kurtaran vakitlendirilmiş disiplinli bir 'maruf' eğitim programı ve müfredat olarak yeniden tanımlanmalıdır.
Ancak bu sayede mescit pasif bir tapınma alanı olmaktan çıkıp bilimsel düşüncenin ve sosyal adaletin filizlendiği aktif bir eğitim kurumu haline dönüşebilir.
Kuran ile aydınlanmamız dileği ile.

