Kutsalın siyasal makyajı: Emevi mirasından modern hegemonyaya
Vahyin hakemliğini ilga eden mezhep ve petrol oligarkları arasında adalet ramak
Ve eğer müminlerden iki taife birbiriyle vuruşursa, ikisinin arasını düzeltin. Eğer ikisinden biri ötekine karşı taşkınlık ederse, Allah’ın emrine dönünceye kadar taşkınlık edenle vuruşun. Eğer dönerse, ikisinin arasını hakkaniyetle düzeltin ve hakkı gözetin. Şüphesiz Allah hakkı gözetenleri sever.
Hucurat 9
Ayetin detayına inelim.
Buradaki taife iki ayrı blok, iki ayrı hizip veya iki ayrı topluluk demektir. Kişilerden bahsetmez.
Bağy ise sınırı aşmak, haddi taşırmak, üstün gelmeye kalkmak, kibirlenerek üstünlük kurmak ve baskın taraf haline gelmek anlamlarına açılır. Yani ayet çatışma çıktıktan sonra ikinci aşamada saldırganlaşan ve sınırı aşan tarafı ayrıca teşhis eder.
fe katilu emri ise burada sınırsız savaş çağrısına dönüşmez. Hedef mevcut taşkınlığı durdurmaktır.
Ayete göre asıl ıslah güç dengesi kurulup taşkın taraf frenlendikten sonra yapılması gereken onarımdır.
Peki günümüze uyarlayacak olursak karşımıza nasıl bir tablo çıkar?
Önce arayı bul, saldırganı teşhis et, taşkın tarafı sınırla, dönüş olursa yeniden düzen kur. Bu zincir vahiy merkezli bir siyasal ve ahlaki mekanizma prensibidir. Bugün savaşan sözde Müslüman devletlerin hiçbirinde bu mekanizma yoktur.
Ayetin girişindeki iki mümin topluluk ifadesi bir hukuki statüdür. Bugün İran, Suudi Arabistan, Pakistan veya Afganistan'ın çatışma zemininde 'mümin' sıfatı ile anılmaları mümkün değildir. Onun yerine milli menfaatçi, jeopolitik nüfuzcu veya mezhepçi kavramlarıyla tanımlanabilirler.
İran ve körfez ülkeleri İslam'ı evrensel bir adalet sistemi olarak tanımazlar, tıpkı ataları olan Emevi ve Abbasi'ler gibi dini sadece siyasi çıkarları ve halklarını baskı altında tutabilmek için kullanırlar. Kendi hegemonik hırslarını da bu yolla meşrulaştırabilirler. Tahran'ın direniş ekseni ya da Riyad'ın istikrar ve güven söylemi Kuran'ın emrettiği vahyi bir hakikate işaret etmez, sadece Pers veya Bedevi asabiyetinin modern makyajıdır. Mümin olamamanın en net kanıtlarından biri ayetteki aranızı düzeltin emrinin muhatabı olacak bir ortak hukuk zeminine sahip olmamalarıdır. Kendi kurguladıkları mezhep, petrol ve devlet bekası gibi tanrılara taptıkları için Kuran'ın hakemlik yetkisini de fiilen ilga ederler.
Ayet tarafların Allah'ın emrine dönmesini şart koşar. Ancak bu ülkelerin hiçbirinin hakiki kıblesi artık Mekke değildir. Vech'lerini çevirdikleri yerler Washington, Londra, Moskova veya Pekin'dir.
Afganistan ve Pakistan arasındaki gerilimin ya da Körfez'deki silahlanma yarışının temel dinamiği başkalarına kulluk etmektir. Kendi varlığını bir süper gücün güvenlik şemsiyesine veya bir diğerinin ekonomik koridoruna endeksleyen bir yapı özgür iradesini çoktan teslim etmiş demektir.
Ayet Allah'ın emrine dönün derken, bu sözde müslüman ülkelerin umursadığı ise ABD'nin çıkarlarına, Şanghay İşbirliği'nin dengelerine veya petrol piyasasının gerekliliklerine dönmektedir. Allah'ın kitabına sarılmak yerine yahudi ve hristiyan velilerinin oyuncağı olmayı stratejik deha sanan bir ortadoğu aklının, ayetin vaat ettiği o sulh imkanını idrak etme şansı yoktur.
Bu iki taraf da birbirine karşı bağy durumundadır. Biri bölgeyi vekalet savaşlarıyla istikrarsızlaştırarak haddi aşmakta, diğeri ise bu tehdidi bahane edip siyonizmle veya küresel sömürgecilerle saf tutarak Allah'ın emrinden uzaklaşmaktadır.
Yarım milyar nüfusu ve 580 milyar dolarlık petrol gelirleri ile Arap dünyası yahudi ve hristiyan efendilerine diz çökmek yerine bambaşka bir paradigma inşa edecek güce sahip olabilirdi. Mümin olma vasfını ve Kuran'ın adalet terazisini koltuk sevdasına, mezhep fanatizmine ve küresel güçlerin emrine satanlar şu ayetin muhatabıdır:
Çünkü onlar Mü'minlerin yanı sıra Kafirleri veliler ediniyorlar. İzzeti onların yanında mı arıyorlar! Kuşkusuz, izzet, tamamıyla Allah'ın yanındadır.
Nisa 139
Anahtar mümin olabilmekte. Dünyada kendisini 'mümin' zanneden ne kadar da çok uykuda insan var değil mi?
Yorumlar
İlk yorumu sen yaz.


