Rad suresi 8. ayet çevirilerinde filolojik bir düzeltme
Tıp ilmi ile ayet tevili çalışması
Kelimelerin kökenine inmek köklerin doğuş fikirlerini algılama biçimine yapılan bir yolculuktur. Kelimenin fiziksel kökünü gözden kaçırırsak Kuran'ın bize sunduğu haritayı tamamen yitirebiliriz. Geleneksel çevirilerde kelimelerin bu dinamik ve canlı yapıları maalesef gözardı edilir. Bu anlamsal veri kaybının en önemli örneklerinden biri Rad suresi 8. ayette rahmin işlevini anlatan bir kelimenin serüveninde gizlidir. Bu kelimenin kılcal köklerine inerek gerçekte ne anlattığını adım adım çözmeye çalışalım.
Klasik çevirilerde ayette geçen teğidu kelimesi noksanlaşma veya eksiltme olarak Türkçe'ye aktarılır. Fakat Arapça'da genel geçer bir eksiltme veya niceliksel azalma ifade eden kök harfleri dilimize de geçmiş olan noksan kelimesinin kökü NKS harflerinden oluşur ve bu kök Bakara 155'te de geçer. Sepetteki 5 elmadan ikisini çıkarırsak bu bir noksanlaşmadır. Ancak ayetin kalbinde yer alan teğidu kelimesi eksilme veya noksanlaşma anlamı taşımaz.
Bu kökün anlam dünyası doğrudan su ile ve akışkanların yapısal özellikleri ile ilgilidir. Kurak veya çatlamış bir toprağa aniden şiddetli bir yağmur düşer ve o kuru toprak, üzerinde biriken su katmanını bir sünger gibi emer, içine çeker ve yutar. İşte bu kök dışarıdan içeriye doğru çekilme ve emilme eylemi ile ilişkilidir.
Kök Kuran'da sadece 2 kez geçer. Diğeri Hud suresi 44. ayet'tir. Ard'ı kaplayan büyük tufanın sona erişi tanımlanırken suların toprak tarafından yutulduğu ve çekildiği tarif edilir, aynı kelime kullanılmıştır. Oradaki su da taşıyıcı zemin olan yeryüzü tarafından içe çekilmiştir.
ĞYD kök anlam sabitini şu şekilde tanımlayabiliriz: Görünür olan bir sıvının içinde bulunduğu zemin veya kap tarafından içe doğru emilerek veya yutularak hacim kaybetmesi ve çekileren gözden kaybolmasıdır.
Rad suresi sekizinci ayette toprağın suyu yutmasıyla ilgili bu kök alınır ve doğrudan insan bedenine ve anne rahmine yerleştirilir. Bu bağlamda doğru çeviriyi şu şekilde yapabiliriz:
Allah, her dişinin ne yüklendiğini, rahimlerin neyi içine çekip yuttuğunu ve neyi hacmen artırıp genişlettiğini bilir. Onun katında her şey miktar iledir.
Rad 8
Miktar ile kader aynı köktür, kaddera edilen şey miktardır, yani ölçülüp, biçilip, tasarlanıp planlanmış olandır.
Peki rahim neyi içine çeker ve yutar? Bu sorunun cevabını tabi ki tıp bilimi verecektir. Hem anne hem de doğmamış bebek için hayati öneme sahip olan amniyon sıvısı bu işlevi görüyor olabilir mi?
Amniyon sıvısı sabit duran ve bebeğin içinde yüzdüğü durgun bir su birikintisi olarak düşünülür ama bu düşünce hatalıdır. Bu sıvı bir yaşam destek ünitesidir. Bebek için dışarıdan gelebilecek darbelere karşı onu koruyan kusursuz bir kalkan ve adeta sıvıdan örülmüş bir zırh görevi görür. Bebeğin vücut ısısını dengede tutar. Daha da önemlisi bebek henüz anne karnındayken bu suyu yutarak sindirim sistemini çalıştırır ve geliştirir. Bu suyu düzenli olarak ciğerlerine çekip geri vererek doğduktan sonra dünyada ilk nefesini almasını sağlayacak olan akciğer gelişimini de tamamlar. Bu su olmazsa bebeğin ciğerleri ve haliyle diğer organları gelişemez, eklemleri birbirine yapışır ve hayatta kalamaz.
Anne için de bu sıvının varlığı tamamen kurtarıcıdır. Sıvı bebeğin kordonunun duvara sıkışmasını engeller, böylece bebeğe giden hayati oksijen ve besin akışının kesilmemesini garanti altına alır. Aynı zamanda annenin kendi iç organlarını, her geçen gün hızla büyüyen ve hareket eden bir bebeğin uygulayacağı sert fiziksel baskılardan korur.
İşte hem anne hem de bebek için bu kadar kritik olan yaşam suyunun rahim içinde milimetrik bir dengede kalması gerekir. Bu sıvı ne çok fazla taşmalı ne de çok azalıp kurumalıdır. Tam bu noktada ayette geçen teğidu kelimesinin kökü olan ĞYD modern anatomi bilimiyle kusursuzca eşleşir.
Amniyon sıvısı rahim içinde sürekli olarak yutulan ve geri üretilen bir nehir gibi çalışır. Bebek bu suyu sürekli tüketir ve bağırsakları da bu suyu emer. Aynı zamanda rahmin iç zarları yani o sıvıyı taşıyan kabın kendisi de tıpkı yağmuru emen çatlamış toprak gibi bu suyu kendi içine çeker ve annenin dolaşım sistemine aktarır. Ayette kullanılan kelimenin toprağın suyu emmesi anlamı rahmin amniyon sıvısını emip absorbe etmesi gerçeğiyle birebir aynı eylemdir. Rahim kelimenin tam anlamıyla içindeki suyu yutmaktadır ve su çekilmektedir.
Döngünün diğer tarafında ise bebek idrar üreterek veya akciğer salgılarıyla bu suyu yeniden çoğaltır. Su çoğaldıkça rahim kasları esner, dışa doğru genişler ve hacim kazanır. Bu fiziksel esneme ve çoğalma durumu da ayette yutma kelimesinden hemen sonra gelen artırma ve genişleme kelimesinin tam karşılığıdır, yani ziyadeleştirme kelimesinin kökü olan ZYD. Ortada kusursuz işleyen biyolojik ve hidrolik pompa, muazzam bir sıvı devridaimi vardır. Her şey ayetin sonunda söylendiği gibi milimetrik bir ölçüye bağlanmıştır.
Rad 8 hayat veren suyla ilgili de bize önemli fikirler verir.
Kuran'ın kavramlarını kelimelerin köklerinde yatan canlı realiteden kopararak günümüzün bozulmuş kavramlarıyla tercüme etmek Kuran'a yapılabilecek en büyük haksızlıktır.
Kelimeleri kendi doğdukları semantik dünyada kökleriyle ve hem kozmik hem de anatomik karşılıklarıyla okumayı başardığımızda Kuran mesani yani ikili sistem olarak çalışmaya, ayağa kalkmaya, anlam bulmaya, hayat vermeye ve kusursuz işleyen bir sisteme dönüşecektir. En doğru çeviri her zaman Kuran içi haritalama ve köklerin birbiri ile ilişkisinin açığa çıkarılması ile ortaya çıkacaktır.
* Ayette geçen ZYD kökü bize yıllardır anlatılan Zeyd masalını çözmemiz için de bir anahtar olabilir mi? Bunu göreceğiz..
Yorumlar
İlk yorumu sen yaz.



