Amerikan siyahi müslümanlığının kökenleri -Bölüm I-
Detroit sokaklarındaki gizemli kumaş satıcısı ve siyahi kimliğin yeniden inşası
Malcolm X'in güçlü meydan okuması, Muhammed Ali'nin bütün dünyaya yayılan isyanı ve Louis Farrakhan'ın radikal söylemleri.. 20. yüzyıl Amerikan tarihinin en sıra dışı dini ve siyasal hareketlerinden birinin farklı yansımalarıydı. Ancak bu hikayenin kökleri onlardan çok daha eskiye, köleleştirilerek Amerika'ya getirilen Batı Afrikalı Müslümanlara kadar uzanıyordu. Omar ibn Said gibi arkasında bir takım Arapça metinler bırakmış isimler İslam'ın siyahi Amerikalılar içerisindeki varlığının 20. yüzyıldan daha öncesine dayandığını gösteriyordu. Fakat bununla birlikte bu erken dönem müslümanları ile daha sonra ortaya çıkacak siyahi müslüman hareketler arasında ilginç bağlar ve garip teolojik kırılmalar yer alacaktı. Yeni ve bambaşka bir siyahi İslam anlayışının doğacağı toplumsal zemin 20. yüzyılın başındaki Büyük Göç'ün ardından oluşacaktı.
Great Migration yani Büyük Göç sürecinde bir milyondan fazla siyahi Amerikalı güney'in linç kültüründen ve pamuk tarlalarındaki yarı kölelik düzeninden kaçarak kuzey'in sanayi şehirlerine akın etti. 1929 Büyük Buhranı patlak verdiğinde ise kendilerini işsizlik, yoksulluk ve ağır bir kimliksizlik sorunu içinde buldular.
Detroit sokaklarında gizemli bir adam sahneye çıkmadan önce siyahi müslümanların zihninde başka öncüler de vardı. Marcus Garvey'nin milyonları etkileyen siyahi milliyetçilik fikri kökeni 1910'lara dayanan ve 1920'lerde Chicago'da büyük bir harekete dönüşen Moorish Science Temple lideri Noble Drew Ali'nin fikirleri ile şekillenmişti. Drew Ali siyahi Amerikalılara 'negro' denilmesini istemiyordu, onların Asiatic Moorish olduklarını savunan yeni bir kimlik inşası başlatmıştı. Ahmadiyya misyonerlerinin Amerika'ya taşıdığı İslami terminoloji artık yeni bir dil oluşturuyordu. Bu yeni dil siyahilerin ırksal kurtuluşu anlatısı için kavramsal zemini hazırlıyordu.
Bu kimlik arayışı döneminde beyaz insanı şeytan ilan eden ve siyahi üstünlüğü savunan bir beyaz Amerikalı ilginç bir şekilde hareketin kurucusu olarak ortaya çıkacaktı. Günümüzde de devam eden Amerikan siyahi kökenli ideoloji Nation of Islam yani İslam Milleti tarihinin en büyük ironilerinden biri buydu. 1930 yılında Detroit sokaklarında ortaya çıkan ve kapı kapı dolaşarak ipek kumaşlar satan bu adam daha sonraki teşkilat doktrininde 'Allah'ın insan suretindeki tecellisi' olarak kabul edilecekti. Bu tanım teolojik olarak bir 'Resul'den fazlasıydı. Siyahi Amerikalılara kendisinin Mekke'den gelen bir kurtarıcı olduğunu söylüyordu. Adı Wallace Fard Muhammad'di.
Wallace Fard'ın birkaç yıl içinde kurduğu bu sistem sonraki 50 yıl boyunca Amerikan siyahi siyasetini ve dini hayatını derinden etkileyecek sarsıcı bir hareketin çekirdeğini oluşturacaktı.
Fard'ın yönteminin neden bu kadar etkili olduğunu anlamak için tebliğ stratejisini biraz incelememiz gerekiyor. İlk mesajları hiçbir zaman doğrudan din değiştirmeye yönelik olmadı. Mesajının özü şuydu, siyahi Amerikalılara kim oldukları konusunda yalan söylenmişti.
Öğretisine göre siyahi insanlar dünyanın asıl sahipleriydi, original people yani ilk insanlardı. Taşıdıkları Smith, Johnson, Poole gibi soyadları köle sahiplerinin isimleriydi. Gerçek dinleri de hristiyanlık değildi. Wallace Fard bu fikri 'kayıp İslam milleti siyahilerdir' şeklinde kurdu. Fard'ın ilk takipçileriyle görüşmeler yapan sosyolog Erdmann Doane Beynon'un 1938 tarihli saha araştırmasına göre hareketin ilk doktrini, üyelerin atalarının Mekke'den kaçırıldığı ve asıl dillerinin Arapça olduğu yönündeydi.
Bu aşamada kimliğin yeniden inşasının ilginç bir yüzü daha ortaya çıkacaktı. Fard insanlara köle isimlerinden kurtulmaları gerektiğini söyleyip 'gerçek isimlerini' geri vermeyi vaadetti. İlerde sahneye çıkacak olan Malcolm X olarak bilinen kişinin soyadındaki X köle soyadlarının atılmasını sembolize edecekti. Sosyolog Beynon'un kaydettiği verilere göre bu yeni ismi almak için genellikle on dolar ödeniyordu. Bu ayrıntı Fard'ın samimi bir reformcu mu yoksa zeki bir din tüccarı mı olduğu sorusunu açıkta bırakıyordu. Öğretisi zamanla Kuran ve İncil referanslarını harmanladı, Noble Drew Ali'nin kimlik söylemini aldı, Garveyci siyahi milliyetçiliği fikrin içine kattı ve dönemin numerolojik ve bilimci motiflerini bir araya getirerek özgün bir senteze dönüştü.
Wallace Fard tebliğ ve komünite kurma hareketlerine yemekli toplantılarla başladı. Siyahilerin evlerine konuk oluyordu, evlerde kendisine ikram edilenleri yiyor, sonra da bazı yiyeceklerin siyahiler için zehirli olduğunu söylüyordu. Domuz eti, alkol, uyuşturucu ve sigara siyahileri yok etmek için kurgulanmış zehirlerdi. Sonrasında komünite bağları oluştukça bu tüketim maddeleri ve gıdalar kesinlikle yasaklandı. Günde tek öğüne indirilen sıkı beslenme rejimleri ve katı ahlaki kurallar şekillenmeye başladı.
Fard'ın kurguladığı 'siyahiler ilk insanlardır ve beyazlar şeytandır' tarih anlatısı gerçekle tabi ki uyuşmuyordu fakat yarattığı psikososyal etki olağanüstüydü. Komünite üyelerinde daha düzenli yaşam, alkol ve tütünden uzaklaşma, iş hayatına dönüş ve belirgin bir özgüven artışı gözlemleniyordu. Fikirleri ne kadar sıradışı olursa olsun hareketin kök salmasını sağlayan temel düşünce bu komüniteyi rehabilite etmeyi başarabilmişti.
Batı'nın ırkçılık söylemlerini alıp tam tersine çeviren Wallace Fard beyaz insanın sonradan meydana getirilmiş ve doğadan kopuk yapay bir şeytan olduğunu açıkça ilan etti. Fard'ın beyaz insanı devil olarak kodlayan bu öğretisi sonradan ardılı olacak Elijah Muhammad'in döneminde Yakub mitine dönüşecekti. Yakup miti ise bir adım daha fantastikti. Binlerce yıl önce yaşamış siyahi bir bilim insanının genetik melezlemeyle beyaz ırkı ürettiği inancına dayanan bu garip öğreti ayrıntılı bir ırk kozmolojisine dönüştürülecekti. Fard da bu sırada kendisini evrenin sırlarını bilen yüce bir öğretmen olarak konumlandırdı.
Fard'ı sıradan bir vaizden ayıran en büyük özelliği teşkilatçılığıydı. Kapı kapı dolaşarak başlayan süreç ev toplantılarına oradan salonlara ve nihayetinde Temple of Islam'a dönüştü. Yaklaşık dört yıl içinde olağanüstü hızlı bir örgütlenme ağı kurdu. Çocuklar için University of Islam kadınlar için eğitim sınıfları ve erkekler için askeri nizamda çalışan güvenlik yapılanması olan Fruit of Islam'ın temelleri onun döneminde atıldı.
1932'de Robert Harris adlı bir takipçinin gerçekleştirdiği ritüel cinayet siyahi İslam komünitesini büyük bir skandalın ortasına çekti. Harris bunu öğretisinin gereği olarak yaptığını açıklamıştı. Fard insan kurban etmeyi öğrettiğini reddetse de bu olay polisin baskısını artırdı ve hareket artık takip edilmeye başlandı. Yine de sistem öylesine katı ve kendi içinde sistematik kurulmuştu ki Fard'ın sık sık tutuklanıp gözden kaybolduğu son aylarında bile yapı işlemeyi sürdürüyordu.
Tüm bu sistemin merkezindeki asıl muamma Fard'ın kimliğiydi. Kendisi beyaz bir Amerikalıydı. Bugünkü Nation of Islam'ın resmi doktrininin ise açıkça halen şu fikre dayanması gerçekten ilginçtir: Allah Master Wallace Fard Muhammad'ın şahsında insan suretinde göründü. Ancak arşiv bilgileri Wallace Fard ile ilgili biraz karmaşık ve gizemlidir.
Fard'ın kimliği konusunda en güçlü arşiv hipotezlerinden biri onun Wallie Dodd Ford adlı başka bir kimliğin gizlenmiş hali olduğudur. 1926'da uyuşturucu bağlantılı bir suçtan San Quentin hapishanesine giren ve Mayıs 1929'da çıkan Wallie Ford ile Temmuz 1930'da Detroit'te sahneye çıkan Wallace Fard'ın aynı kişi olduğuna dair fotoğraflar, parmak izleri ve zaman çizelgelerinden oluşan kuvvetli veriler ortaya çıkmıştı. Eğer Wallie Dodd Ford ile Wallace Fard aynı kişiyse Nation of Islam'ın fantastik doğuş fikirlerine yeni bir gariplik daha ekleniyordu. Resmi askerlik ve nüfus kayıtlarında Afgan veya Yeni Zelandalı gibi farklı kökenler beyan eden ve 'beyaz' olarak sınıflandırılmış bir adam 1930'larda çıkıp beyaz karşıtı sert bir teolojinin temelini atmıştı ve adına Nation of Islam demişti.
Cinayet olayından sonra gerçekleşen polis baskılarının da etkisiyle Wallace Fard 1934 yılında aniden ortadan kayboldu ve bir daha asla izine rastlanamadı. Kurduğu düşünce ve çekirdek yapılar ise takipçilerince devam ettirildi. Onun fantastik ideolojisini alıp yapıyı tüm Amerika çapında işletmeler, okullar ve askeri disiplinle örgütlenmiş bir teşkilata ve kurumsal bir imparatorluğa dönüştürecek olan asıl aktör henüz ortaya çıkmamıştı. Onun adı Elijah Poole'du, tarihe geçecek adıyla Elijah Muhammad.
Serinin bir sonraki yazısında Elijah Muhammad ve onun Amerikan siyahi müslümanlığına etkilerini irdeleyeceğiz.
Yorumlar
İlk yorumu sen yaz.



