Günümüz dünya müslümanlarının tepki verdiği konular
Tepkileri doğru yere yönlendirmek
Günümüz dünya müslümanları bazı konulara tepki verirken bazılarına da duyarsız kalır. Ama tepki verdiği tüm konular aslında geleneğin dayattığı ve adına 'din' denilen uydurmalardır. Müslümanların tepkileri hatalı konulara yönlendirilir, böylelikle 'tepki verme' refleksi boşaltılmış olur.
Konuyu şöyle örneklendirebiliriz:
- Mushaf yakılınca ayağa kalkarlar ama Kuran ilkeleri hiçe sayıldığında susarlar
Mushafa yapılan fiziksel ve sembolik saldırılara karşı bir öfkeyle sokaklara dökülünür veya kitabı belden aşağı tutmamak, evde en yüksek duvara asmak veya abdestsiz dokunmamak için azami gayret gösterilir. Ancak Kuran'ın özünü oluşturan adalet, merhamet, ehliyet, emanet, düzelticilik, ölçü ve düşünme ilkeleri kamusal, hukuki ve ticari hayattan silindiğinde yani kitabın içeriği yakıldığında hiçbir tepki vermezler.
- Camide saf düzenine dikkat ederler ama mahalledeki adalet düzenini umursamazlar
Namazda omuzların ve ayakların milimetrik olarak hizalanmasına, safların sık ve düzgün olmasına azami dikkat gösterilir. Buna karşın caminin dışına çıkıldığında iş yerinde hakkın tam verilmesi, komşuluk hukukunun korunması, zayıfın ezilmemesi, yaşlıların gözetilmesi ve toplumsal ilişkilerde adaletin tesis edilmesi noktasında aynı sistemik titizlik ve takip mekanizması işletilmez.
- Kadının saç teline takılırlar ama kadın cinayetleri ve tecavüzlerine karşı gevşek kalırlar
Toplumun ahlak seviyesi sadece kadının giydiği kıyafetin biçimi ve saç telinin görünürlüğü üzerine kurulur ve buradan fitne teorileri üretilir. Buna karşılık kadın bedenine kurşun sıkan zihniyete, tecavüzcülere, tacizcilere, kadını iş hayatında sömüren ya da mirastan mahrum bırakan uygulamalara karşı tepki verilmez.
- Hafızlık yarışması yaparlar ama Kuran'ın asıl yarışma konularını askıya alırlar
Çocuklar adeta bir ses yarışmasına sokulur gibi Kuran'ın melodik okunması ve ezber yarışmalarında yarıştırılır ve bu gelenek büyük merasimlerle kutsanır. Fakat o çocuklara Kuran'ın içindeki adalet, ıslah, ölçü ve haksızlığa başkaldırı ilkeleri aktarılmaz. Allah'ın sabikun adını verdiği düzelticilik ve hayırda yarışanlar kavramı unutturulur ve üzeri örtülür.
- Ramazan'da lokanta açık mı veya dışarda yemek yiyen var mı diye bakarlar ama aç insan var mı diye bakmazlar
Oruç tutmayanların görünürlüğüne, Ramazan ayında açık kalan lokantalara ve şekli unsurlara büyük bir toplumsal öfke yöneltilir. Ancak aynı dönemde yaşanan derin yoksulluk, lüks iftar sofralarındaki gıda israfı, borç içinde hayatta kalmaya çalışan aileler ve çocukların yetersiz beslenme problemleri hiçe sayılır.
- Ölü yakılmasına öfkelenirler ama orman yakılmasına susarlar
Bir insan bedeninin ölüm sonrası yakılması fikrine veya abdest suyunun her gözenekle temas edip etmediği tartışmalarına büyük bir mesai harcanır. Ancak binlerce canlının ortak yuvası ve yaşam kaynağı olan ormanların yakılması, su kaynaklarının israf edilmesi ve ekosistemin geri dönülmez şekilde tahrip edilmesi aynı ahlaki öfkeyi doğurmaz. Halbuki Kurani bilinç inşasında yeryüzü bütünüyle bir emanettir. Ölülerle ilgilenmeyi bırakıp bir türlü yaşayanları gözetmeye başlayamazlar.
- Cenaze ritüellerine yoğunlaşırlar ama geride kalan yaşayanların hukukunu unuturlar
Cenaze merasimlerinde kimin nerede duracağına, hangi duanın kaç kez okunacağına ve defin işlemlerinin şekli kurallarına saatlerce kafa yorulur. Buna karşın ölen kişinin arkasında bıraktığı yetimlerin nitelikli eğitimini, dul kalan eşin ekonomik ve sosyal geleceğini, arkada bakıma muhtaç hasta bırakılıp bırakılmadığını umursamazlar. 'Helal olsun' dedikten sonra görevlerinin bittiğini zannederler.
- Gençlerin dövmesine ve küpesine takılırlar ama umutsuzluğuna bakmazlar
Genç nesillerin dövmesi, küpesi, saçı veya giyim tarzı üzerinden yüzeysel ahlak okumaları yapılır ve bu durum bir inanç krizi gibi köpürtülür. Ancak aynı gençlerin yaşadığı derin anlamsızlık duygusu, işsizlik kıskacı, gelecek kaygısı ve onları inançtan koparan samimiyetsiz sözde dini temsillerin kök sebepleri akılcıl bir şekilde analiz edilip çözüme kavuşturulmaz.
- Dinin sözde sembollerini korumaya çalışırlar ama dinin maksadını ihmal ederler
Sakal, sarık, başörtüsü, tapınak mimarisi, belirli ritüeller ve sloganlar büyük bir iştahla korunur, sembolik bir unsura yönelik eleştirilerde toplumsal infial yaratılır. Fakat insanı ahlaken ıslah eden, toplumu ayağa kaldıran, zulmü engelleyen ve akıl yürütmeyi emreden Kuran'ın özü gözden kaçırılır. Sembollerin zedelenmesine verilen kolektif tepki Allah'ın en önemli uyarılarından olan insanın haksızlığa ve zulme uğraması karşısında derin bir sessizliğe dönüşür.
Kuran'dan ne kadar da uzağız öyle değil mi?
Yorumlar
İlk yorumu sen yaz.



