Metodik Yaklaşım 5
Parsimoni | Neden en az varsayım en güçlü okumadır?
Kuran merkezli oluşturmaya çalıştığımız metodolojide bir kavramı çözerken önümüze çoğu zaman birden fazla okuma çıkar. Gelenek bir anlam verir, sözlük başka anlamlar sıralar, meal başka bir karşılık seçer, bağlam ise bazen bambaşka bir kapı aralar. Peki bu ihtimaller arasında hangisinin daha güçlü olduğuna nasıl karar vereceğiz?
Burada parsimoni ilkesini devreye alacağız.
Parsimoni aynı veriyi açıklayan okumalar arasında en az dışsal varsayıma yaslanan, en az parantez isteyen, en az istisna üreten fakat buna rağmen en geniş açıklama gücünü koruyan okumayı tercih etme disiplinidir.
Batı düşünce tarihinde bu ilke çoğunlukla Occam'ın usturası olarak bilinir. 14. yüzyıl düşünürü William of Ockham'a atfedilen bu ilkenin özü şudur: Bir konuyla ilgili analiz yapılırken gereksiz unsurlar, sebepler, açıklamalar ve varsayımlar çoğaltılmamalıdır. Yani aynı olguyu açıklayan iki model varsa fazladan açıklama yükü taşımayan model tercih edilmelidir.
Ustura fazlalığı keser yani yorumdaki gereksizlikleri temizler. Bir açıklama ayakta durmak için sürekli ek varsayım, istisna, yama, parantez ve yardımcı hikaye istiyorsa orada fazlalık birikmiş olabilir. Sağlam açıklama ise daha az dış destekle daha çok veriyi taşıyabilendir.
Bunu bir dedektif örneğiyle formüle edebiliriz.
Bir cinayet soruşturmasında dedektifin önünde aynı olayı açıklayan dört senaryo olsun. Dedektif bunları nasıl eleyecektir? Birinci senaryo fail, zaman, motivasyon, delil ve tanık ifadelerini birkaç sağlam veriyle tutarlı biçimde açıklıyor olsun. Diğer senaryolar ise olayın gerçekleşebilmesi için onlarca ayrı tesadüf, üç gizli kişi, iki bilinmeyen araç, açıklanamayan boşluklar ve sürekli yeni varsayımlar gerektiriyor diyelim.
İyi dedektif diğer üç senaryonun kalabalığına aldanmaz. Çünkü çok parça her zaman daha güçlü açıklama demek değildir. Bazen çok parça zayıf açıklamayı ayakta tutmak için kurulmuş sahte argüman iskelesidir. Güçlü açıklama en az varsayımla en çok delili birbirine bağlayan açıklamadır.
Kuran okumalarında da bu metod kesinlikle çalışmaktadır.
Bir ayeti veya kavramı anlamak için sürekli dışarıdan rivayet, mezhep hükmü, tarihsel kabul, parantez içi ekleme veya metnin söylemediği ayrıntıları çağırıyorsak burada metodolojik olarak durup sormamız gerekir: Bu açıklama gerçekten metinden mi doğuyor yoksa metni belirli bir sonuca ulaştırmak için dışarıdan taşınan varsayımlarla mı ayakta tutuluyor?
Parsimoni burada bir elek gibi çalışır.
Bir kökün Kuran boyunca farklı yerlerde geçen kullanımlarına bakarken kaynaklarda bazen on, on beş, hatta daha fazla anlam sıralandığını görürüz. İlk bakışta bu zenginlik gibi görünebilir. Fakat metodik bakış şunu sorar: Bu anlamlar gerçekten birbirinden kopuk ayrı anlamlar mı yoksa tek bir kök anlam sabitinin farklı bağlamlardaki açılımları mı?
Eğer bir kelimenin türevlerinin on dört farklı kullanımını tek bir çekirdek anlamdan açıklayabiliyorsak daha parsimonik bir okuma elde etmiş oluruz. Çünkü daha az varsayımla daha çok veriyi açıklamışızdır. Kök anlam sabiti dediğimiz kavram da budur, kelimenin bütün türev ve kullanımlarında değişmeden kalan işlevsel omurgayı bulmak.
Mesela HKM kökünden bir çok kelime türer, hakem, hekim, tahkim, muhakeme, hikmet, hükümet, tahakküm, muhkem, mahkum. Bu kelimeler HKM kökünün tek bir anlam sabitinden türer. Bu türevlerin anlamlarını köke atayan kaynaklar vardır ve derler ki bir kökün Arapça'da 20'den fazla anlamı olur. Bu tamamıyla eksik bilgiden kaynaklanır. Bir kökün sadece ve sadece 1 anlamı olur. Anlam oluşum hikayesi tektir ve kökü sabittir. Türev kelimeler bu kök anlamdan dallanarak açılırlar. Ama üzülerek görürüz ki HKM köküne mesela bilgelik, yargılama, karar verme gibi anlamlar yüklenir. Bunlar türev kelime anlamlarıdır ve kök anlam sabitinde yer almazlar. Mesela antik Arapça'da hakamah bir atın yularına, tam çene altına denk gelecek şekilde eklenen demir veya deri gem parçasıdır. Atın hırçınlaşmasını, kendi kafasına göre koşup uçuruma gitmesini veya binicisini tehlikeye atmasını engeller. HKM kökü fesadı, kargaşayı veya yanlışı önlemek amacıyla zapt etmek, engellemek, gem vurmak ve sınır çizerek kontrol altına almaktır. Kelime koordinatları metodunun değişmez ilkesi her kökün tek bir anlam sabitinin olduğu gerçeğidir. Eğer birileri bize 'Arapça'da bir kökün 20 anlamı olur' derse bu ilke aklımıza gelsin ve o iddia sahiplerinin hatalı analiz yaptığını unutmayalım. Zaten bu hatalı analizler neticesinde dün ve bugün Kuran'a ihanet etmiş ve etmekte olanların ipliğini pazara çıkarmaya çabalıyoruz.
Burada dikkatli olmalıyız. Parsimoni her şeyi tek kelimeye indirgemek de değildir. Bu sahte parsimonidir.
Mesela Kuran'da farklı köklerden gelen iki kavramı aynı Türkçe kelimeyle karşılamak dışarıdan sade görünebilir fakat aslında veri kaybıdır. Resul ve nebi kavramlarını tek kelimeyle kapatmak, veli ve halil kavramlarını aynı anlam torbasına taşımak, beşer, insan ve nas kavramlarını ayırt etmeden çevirmek, nisa, imraate, ünsa, benat, zevc, muhsanat gibi kelimelerin tamamını kadın olarak çevirmek de kavramsal körleşmedir. Yani bahsettiğimiz parsimoni bu değildir.
Gerçek parsimoni gereksiz varsayımları silmelidir.
Occam'ın usturası burada doğru anlaşılmalıdır. Ustura metnin gerekli ayrımlarını kesmemelidir. Gereksiz açıklama fazlalığını budamalıdır. Yani iki farklı kökün iki farklı işlevini korumak parsimoniye uygundur ve veriye sadakattir. Parsimoniye aykırı olan ise aynı köke her kullanımında bağlamı kurtarmak için yeni yeni anlam paketleri atamak veya metinde olmayan unsurları açıklamanın ana taşıyıcısı haline getirmektir.
Bu ilkeyi salat kavramı üzerinden örneklendirebiliriz. Burada kökün anlam sabitinin hükmünü vermeden sadece yöntemi göstereceğiz.
Kuran'da salat kavramı geçtiğinde bazı mealler bunu bir yerde namaz, bir yerde dua, bir yerde rahmet, bir yerde destek veya başka anlamlarla karşılayabiliyor. Bu durumda metodolojik olarak hemen şu soruyu sormamız gerekir: Bu farklı karşılıklar gerçekten zorunlu mu? Yoksa salat kavramının bütün geçişlerinde çalışan daha derin bir anlam sabiti bulunabilir mi? Veya anlam çarpıtılmak istendiği için verilen yeni anlam tüm hücrelerde çalışmadığından sürekli yeni anlam mı üretmek zorunda kalınıyor?
Bu sorunun cevabını vermek için önce veri toplanır. Salat kökünün tüm geçişleri çıkarılır. Hangi ayette kimden isteniyor, hangi türev formlarda geliyor, hangi kavramlarla birlikte kullanılıyor, hangi bağlamlarda olumlu veya olumsuz geçiyor, hangi zıtlık ağına giriyor, hangi necm içinde görev alıyor, hangi fiillerle ve hangi edatlarla birlikte yürüyor, bunların tamamı incelenir.
Sonra parsimoni testi yapılır.
Bir okumada salat kavramına ve türevlerine her ayette farklı bir anlam vermek zorunda kalınıyorsa bu okuma çok sayıda istisna üretiyor demektir. Parsimonik okumada ise salatın farklı bağlamlardaki kullanımı tek bir çekirdek işlev etrafında açıklanabiliyorsa bu okuma ustura teorisine göre daha güçlü hale gelecektir. Çünkü metne dışarıdan daha az müdahale edecek ve daha geniş kullanım alanını açıklayacaktır.
Bir önerilen anlam ayetlerin bazılarını açıklarken bazılarını eğip büküyorsa bu sorunlu bir okuma olacaktır. Temel ilke şu olmalıdır: Varsayım sayısını azalt ve açıklama gücünü koru.
- Az varsayım ile gelen isabetsiz açıklama gücü de zayıftır.
- Yüksek açıklama gücü ile gelen aşırı varsayım yükü de zayıftır.
Güçlü okuma az varsayımla yüksek açıklama gücünü birleştirir.
Aynı ilke necmleme için de geçerlidir. Bir ayet içinde bulunduğu anlam bloğu içinde ve destekleyici olarak başka surelerdeki aynı temadaki ayetlerle doğal biçimde açıklanabiliyorsa onu dışarıdan getirilen uzun hikayelere, mitolojik senaryolara veya metnin söylemediği ayrıntılara bağlamak daha fazla varsayım üretir. Sağlam okuma önce ayetin kendi necmine bakar, konu nerede başlıyor, nerede bitiyor, muhatap kim, vurgu ne, önceki ve sonraki ayetlerle bağ nasıl kuruluyor ve tema ile ilgili başka surelerde geçen ayetler konuyu nasıl tamamlıyor?
Eğer ayetin kendi total teması içinde anlamı oturuyorsa, dışarıdan büyük bir anlatı taşımak yorum maliyetini artırır. Occam'ın usturası bunları budar ve şu soruyu sormamızı sağlar: Bu fazladan hikayeye gerçekten ihtiyacımız var mı?
Meal kalite kontrolünde de parsimoni önemli bir testtir. Bir çeviri çok fazla paranteze muhtaçsa, her kavramı başka ayette başka karşılıyorsa, ayetin öznesini zamirden çıkarıp kendi yorumuyla dolduruyorsa, bu çeviri metni sadeleştirmiyordur tam tersine metnin üzerine fazladan anlam katmanları bindiriyordur.
- Her parantez bir yorum maliyetidir.
- Her istisna bir açıklama borcudur.
- Her dışsal varsayım okumanın kırılganlığını artırır.
Bu yüzden Kuran merkezli metodolojide her okuma şu sorulardan geçmelidir:
- Bu anlam en az dışsal varsayımla mı kuruluyor?
- Aynı kökten gelen diğer kullanımlarda da çalışıyor mu?
- Necm bütünlüğünü bozuyor mu, yoksa güçlendiriyor mu?
- Parantez ve istisna ihtiyacını azaltıyor mu?
- Kuran içi kavram ağıyla destekleniyor mu?
- Aynı temadaki ayetler incelendi ve sonuç doğrulandı mı?
- Açıklama gücü yüksek mi, yoksa sadece basit göründüğü için mi tercih ediliyor?
Parsimoni çok ciddi bir zihinsel disiplindir. Az varsaymak için çok çalışmak gerekir. Kökleri toplamak, türevleri izlemek, kavram eşlikçilerini belirlemek, zıt anlam ağlarını kurmak, necm sınırlarını görmek ve bütün veriyi tek tek test etmek gerekir.
Vincent Van Gogh bir mektubunda şöyle der: "Sade olabilmek ne kadar zordur."
Aynı şekilde Apple'ın kurucu zekası Steve Jobs da şöyle der: "Simple can be harder than complex: You have to work hard to get your thinking clean to make it simple."
Basit olan karmaşık olandan daha zor olabilir: Düşüncelerinizi sadeleştirmek ve basit kılmak için çok çalışmanız gerekir.
Occam'ın usturası doğru kullanıldığında zihni fazlalıklardan arındıran bir temizlik aracıdır. Metne sonradan eklenmiş tortuları, gereksiz varsayımları, alışkanlıkla taşınan anlam kalıplarını, ayetin üzerine çöken yorum fazlalıklarını kesip atar. Geriye metnin kendi iç düzeni, kendi kavramları ve kendi delil ağı kalır. ZKVزكو arındırmak, temizlemek, tasfiye etmek, artmak, bereketli olmak yani zekat olarak bilinen kök de aynı işlevi görür, fazlalıkları budar ve bizi arındırır. Şimdi zekat'ın işlevini daha iyi anlamış olmalıyız!
Kuran'da hiçbir zaman kelime israfı yapılmaz ve gereksiz kavram kullanılmaz. Bir kök başka bir kökün yerine konmaz. Bir anlamı taşıyan kavram başka bir kavramın gölgesinde eritilmez. Bize düşen şey de metnin bu kusursuz sadeliğine sadık kalmak, kelimeleri kendi mevzilerine yerleştirmek ve Kuran'ın kendi içinde kurduğu berrak anlam mimarisini gereksiz varsayımlarla bulandırmamaktır.
Güçlü okuma şu soruya cevap verebilmelidir:
Bu anlam en az yamayla en çok veriyi açıklıyor mu?
Eğer cevap evetse o okuma parsimoni terazisinde ağır basar.
Parsimoni bu yüzden hem bilimsel bir yöntem ilkesi hem de Kuran merkezli okumanın epistemik ahlakıdır.
- Az varsay, çok test et.
- Az yama yap, aynı kökten gelen kavramların tümünde çalışsın.
- Az ekle, çok anla.
Kuran'ın kendi kavramları her zaman kendi mevzilerinden konuşurlar, bize düşen ise dedektif titizliliğiyle bu parçaları birleştirip doğru metodoloji ile doğru sonuçlara ulaşmaktır.
Yorumlar
İlk yorumu sen yaz.



