Güzin Göksu
27 Temmuz 2026, 10:08Ezberbozan48.494512 dk okuma

40'ta 1 duvarına toslayan infak

İnfak Serisi4/4

Bu oranları kim nasıl İslam'a enjekte etti?

Podcast olarak dinle
Makaleyi istediğin hızda dinleyebilirsin
40'ta 1 duvarına toslayan infak

Necm · 34

وَاَعْطٰى قَل۪يلاً وَاَكْدٰى

Azıcık verip kalanı tutanı?

Bir an için bildiğiniz kalıpları kenara bırakalım ve kendimize şu basit soruyu soralım: Servetimin sadece yüzde 2.5'unu vererek geri kalan yüzde 97.5'lik devasa yığını elimde tutmamı ve bunu 'temizlenmiş mal' sayma iznini bana veren ilahi onay belgesi Kuran'ın tam olarak neresinde yer almaktadır?

Cevap: Hiçbir yerinde.

Peki ama Kuran'da tek bir ayette, hatta tek bir kelimeyle dahi geçmeyen bu meşhur 40'ta 1 oranı nasıl oldu da dinin değişmez bir şartı olarak İslam'a enjekte edildi? Sınırsız ve dönüştürücü bir paylaşımı emreden Kuran'ın devrimci infak anlayışı kimlerin eliyle, hangi tarihsel süreçlerle zenginin vicdanını rahatlatan matematiksel bir formüle kilitlendi? Daha da önemlisi bu oran gerçekten ilahi bir ölçü müydü yoksa egemen sınıfların mülkiyetlerini korumak için ürettikleri dahiyane bir kalkan mıydı?

Allah'ın azıcık verip kalanı elinde sımsıkı tutanlar diyerek kınadığı bu kitleyi koruyan beşeri sistemlerin arkasındaki tarihsel kökenlere doğru derine inelim.

Ekda EKD fiilinin semantik kökü kuyu kazan bir kişinin durumunu tasvir eder. Kazıcı toprağı kazarken birden aşılamaz veya kırılamaz sert bir kaya tabakasına ulaşır ve kazı işlemi orada mecburen durur. Kazıcının artık kazamayacağı sert tabakaya ulaşması EKD kökünün bağlamıdır. Bu somut eylem zamanla semantik bir genişlemeye uğrayarak bir işi yarıda kesmek, yardımın devamını getirmemek, eli sımsıkı tutmak ve akışı durdurmak anlamlarına açılır.

Geleneksel fıkhın icat ettiği 40/1 oranı tam olarak zenginin karşısına çıkarılan bu sert kaya değil midir?

Bakara 219'da ihtiyaçtan arta kalanın infak kümesine girdiği belirtilir ve mülkiyet sınırları kişinin ihtiyacıyla çizilir. Fakat fıkıh sistemi %2.5 ile yapay bir kaya tabakası örmüştür. Üstelik servetin tamamı da bu hesaplamaya dahil edilmez. Zengin malından azıcık verdiğinde yani a'ta kalilen yaptığında fıkıhçıların kendisine sunduğu bu 40/1'lik kayaya çarpar ve kazmayı derhal bırakır. Artık vicdanı rahattır, dinin emrini yerine getirmiş kalan devasa servetini kenz etme yani yığma hakkını elde etmiştir. Ama Tevbe suresi 34. ayette şöyle der:

Ey İman Edenler! Doğrusu, ahbar ve ruhban kimselerin çoğu insanların mallarını haksız şekilde yerler ve insanları Allah'ın yolundan çevirirler. Altın ve gümüşü biriktirip de onları Allah yolunda harcamayanlar kimseleri elim bir azapla müjdele.
Tevbe 34

Malı yığıp infak etmeyenleri acı bir azapla müjdelerken hiçbir oran belirtilmez, doğrudan para ve mal yığma yani kenz eyleminin kendisini hedef alınır.

Peki Kuran'da asla yer almayan aksine Kuran'ın tüm prensiplerine taban tabana zıt olan bu 40/1'lik matematiksel limit İslam'a nereden ve nasıl sızmıştır?

Tarihsel bulgular 40/1 oranının ilahi bir ölçü olmadığını çeşitli toplumlarda özellikle Antik Yakın Doğu, Akdeniz havzası ve Mezopotamya'nın vergi kodlarından derlenmiş sosyolojik ve kültürel bir miras olduğunu tartışmasız biçimde ortaya koymaktadır. Mekke dönemi Arap site yapılanmasında da doğrudan doğruya 40/1 oranına rastlamaktayız, inceleyelim.

Rabbani yahudilik ve Mişna'da yer alan oranlar şaşırtıcıdır. Bağış oranlarının matematiksel olarak sınıflandırılmasının en net örneğini Yahudi şeriatında görülür. Yahudi sözlü yasalarının derlemesi olan Mişna'nın Terumot 4:3 bölümünde tarımsal üründen din görevlilerine ayrılan bağış miktarları tam olarak şu şekilde sınıflandırılır:

Cömert kişi 40/1 verir, %2.5
Ortalama kişi 50/1 verir, %2
Eli sıkı kişi 60/1 verir, %1.67

Rabbani yahudilikte cömertlik sınırının tepe noktası 40/1 olarak kodlanmıştır. Yahudi şeriatının en cömert miktar olarak belirlediği 40/1'in Kuran'ın inişinden iki yüzyıl sonra İslam fıkhında zekat miktarı olarak görülmesi basit bir tesadüf olabilir mi? Yoksa hadis ve fıkıh editörleri sürekli tarihi belgeleri karıştırıp Ortadoğu'nun monoteist hukuk tasavvurunu İslam'a enjekte etmekle mi meşguldü?

Roma vergi sisteminde ise quadragesima adlı bir gümrük vergisi mevcuttu. Kelime anlamı tam ve eksiksiz olarak kırkta bir anlamına gelir. Bu sistemde Roma'nın iç gümrük bölgelerinden geçirilen ticari malların değeri üzerinden sabit olarak %2.5 oranında vergi tahsil edilirdi. Roma vergi hukuku bu oranı dava konusu meblağlar üzerinden alınan kısa süreli dava vergilerinde de uyguladı.

Roma'nın quadragesima'sı bir yoksulluk fonu, bir servet vergisi veya ahlaki bir arınma aracı değildi, doğrudan doğruya bir tür gümrük vergisiydi, ama oran şaşırtıcı değil mi?

Aynı orana Mezopotamya, Sasani ve Bizans'ta da rastlıyoruz. Bu coğrafyaların ve medeniyetlerin tarihi boyunca tarım toplumlarında topraktan alınan 10/1 oranındaki aşar vergisi ile ticaretten alınan 40/1 oranları Sümer, Asur, Babil, Sasani ve Bizans vergi sistemlerinin omurgasını oluşturmuştur. Tarım ürünlerinden 10/1 alınırken gezici tüccarın sınır kapılarında bıraktığı gümrük bedeli 40/1 olarak standartlaşmıştır.

İslam öncesi Mekke site dönemi ve sonrasındaki erken İslam coğrafyası tam da bu Bizans-Sasani ticari aksının kalbinde yer alıyordu. Kureyş tüccarları Şam'a ki o dönemde Bizans'ın elindeydi veya Sasani kontrolündeki Yemen ve Irak bölgesine gittiklerinde bu ticaret vergilerini yani 40/1'i yüzyıllardır ödüyorlardı.

Emevi ve Abbasi imparatorlukları kurulup paralel İslam hukuku Halifelerin kontrolünde Kuran'dan kopuk bir biçimde sistemleştirilmeye başlandığında kurucu hukukçular sosyo ekonomik bir sorun ile karşılaştılar. Kuran oran vermiyor ve ihtiyaç fazlası diyordu. Ancak Halifelik devleti para toplayabilmesi için matematiksel oranlara ve bürokratik netliğe ihtiyaç duyuyordu. İşte bu noktada fıkıhçılar kıyas metodunu kullandılar ve bölgenin binlerce yıllık yerleşik vergi kodlarını aynen kopyalayarak İslam'ın dini şartı kılıfıyla dogmalaştırdılar. Roma'nın gümrük vergisi olan quadragesima İslam'ın arınma görevi olan Zekat'a dönüştürüldü. Üstelik sadaka'yı da dilenciye verilen keyfe keder bir bağış olarak kodlayarak ayetlerin üzerini örtmüşlerdi. Aslında vergi sistemi Kuran'da tam olarak sadaka sistemine tekabül ediyordu ve zaten Tevbe 60'ta açıklanmıştı.

Sınırsız infaktan kurumsal cimriliğe dönüşen ve servetin sadece belli ellerde dolaşmasına imkan tanıyan 40/1 oranı İslam'a sonradan sokuşturulmuş ve zekat kavramının da içini boşaltmış bir beşer fabrikasyonudur.

Günümüz İslam hukuku ve Diyanet gibi kurumlar zekat kavramını kullanırlar. Kuran'a göre ise zekat arınmadır ve bu iki yönlüdür,

birincisi şirkten arınma ve tek egemen otoriteye yönelmek için her türlü beşeri ideoloji ve doktrinden arınık hale gelerek Kuran ilkelerine bağlanmaktır. Yolu salat'tır ve bu yüzden salat ile zekat sürekli birbirine entegredir.

ikinci arınma boyutu ise malındaki muhtaçların payından arınıp onu budamaktır. Budandığında zaten daha gür çıkacağını da Allah bizzat vadeder. Zekat bir prensipken infak bu prensibin pratik uygulamasıdır. Yani geleneksel İslam hukuku infak, zekat ve sadaka kavramlarını da birbirine karıştırıp bulmacaya dönüştürmüştür.

Geleneğin tarif ettiği zekat 40/1 oranında malından vermektir ama bunun kalemlerini belirlerken sergilediği tutum bu tarihsel sapmanın acı sonucudur. Asırlar öncesinin tarım ve panayır ekonomisine göre oluşturulmuş fıkıh listelerini bugüne kopyalayan bu anlayış neyden zekat verileceğini neyin ise asli ihtiyaç veya sabit getiri sayılıp zekattan muaf tutulacağını belirlerken adeta modern bir servet aklama mekanizması yaratmaktadır. Örneğin 200 dairesi olan ve trilyonluk gayrimenkul servetini elinde tutan bir kişinin bu mülkleri al-sat ticareti yapılmıyor, sabit yatırım gerekçesiyle ana sermaye üzerinden zekattan tamamen muaf tutulabilmekte, fıkhi cambazlıklarla cüzi kira gelirleri üzerinden bir hesaba gidilebilmektedir. Kuran'ın ihtiyaç fazlasını verin evrensel ilkesini unutturup şundan zekat olur, bundan olmaz listeleriyle devasa kapitalist yığılmalara dini kılıf uyduran bu sistem, Necm suresi'nde kınanan azıcık verip kalanı elinde tutan o statükocu zihniyetin kurumsallaşmış halidir.

Kuran'da servetin bir azınlığın elinde hegemonik bir güce dönüşmesine karşı çıkılır.

Bugün zekat veriyorum diyerek devasa servetinin önemli kısımlarını da bu matematiğin içine sokmayıp sadece özenle seçilen az bir oran içinden 40'ta 1'ini toplumla paylaşıp sonra yardımı kesip elini sıkıca tutan geleneksel anlayış biriktirme hırsına karşı kınamanın bizzat muhatabıdır. Kuran merkezli bakış açısı bizi bu ithal matematiksel oranları yıkmaya ve mülkiyetin gerçek sahibinin kim olduğunu yeniden ve acımasızca sorgulamaya davet etmektedir. Kuyu kazıcısının çarptığı o sert kaya Kuran'ın çekiciyle parçalanmadıkça gerçek anlamda bir infak sisteminden ve ayağa kaldırılmış bir dinden söz etmek mümkün olmayacaktır.

Yazıyı Paylaş
Kuran ile aydınlanmamız dileği ile.

Yorumlar

Yayınlanmaz. Yorumuna cevap gelirse haber vermek için.
0 / 5000

Yorumun gönderildikten sonra 5 dakika içinde düzenleyebilir veya silebilirsin. Sonrasında değişiklik için [email protected]'a yaz.

İlk yorumu sen yaz.

Bunları Da Okuyabilirsin
Ezberbozan kategorisindeki diğer yazılar