Ali İmran 3. ayet üzerine filolojik bir inceleme
Lut'un kızlarına atılan ensest iftirası üzerinden önceki kitapların tasdiki meselesinin incelenmesi
Geleneksel Kuran okumaları yüzyıllardır kendi içinde çözemediği devasa bir takım düşünsel çıkmazların ve krizlerin yükünü taşımaktadır. Kuran kavramlarının kök anlamlarından koparılıp sonradan oluşturulmuş tarihsel dar görüşlere hapsedilmesiyle İslam dünyası içinden çıkılamaz bir çok çelişkiye sürüklenmiştir. Bu çıkmazlardan birisi Kuran'ın yahudi ve hristiyanların ellerindeki mevcut kitapları toptan tasdik ettiği ile ilgili hatalı bir düşüncedir. Bu okumamızda yanılgıyı besleyen temel etkenleri inceleyeceğiz, Tevrat ve İncil'in ayrı ayrı kitaplar mı yoksa aslında vahyin bizzat kendi işlevlerini anlatan fonksiyonları mı olduğuna ve özellikle lima beyne yedeyhi tabirinin farklı bir teviline odaklanacağız.
Sadece kelimelerin kök semantiği ve Kuran'ın kendi iç bütünlüğü üzerinden bu geleneksel ezberin ötesine geçmeye çalışacağız.
Geleneksel tefsir, meal ve çeviriler Ali İmran suresi 3. ayette geçen musaddikan lima beyne yedeyhi ifadesini kendisinden önce gelen (Tevrat ve İncil) kitapları doğrulayıcı olarak şeklinde çevirir. Buradan hareketle eğer Kuran'ın, dünyadaki orijinalleri de bulunamayan mevcut Eski Ahit ve Yeni Ahit metinlerini onayladığı iddia edilirse Kuran'ın inşa ettiği resulluk tasavvuru ve ahlaki fıtrat prensipleri temellerinden sarsılacaktır.
Bu durumu şöyle açıklayabiliriz. Kitab-ı Mukaddes'in Yaratılış Genesis bölümünde yer alan Lut anlatısıdır. Sodom ve Gomora şehirlerinin yıkılışından sonra bir mağaraya sığınan Lut ve iki kızının hikayesi metinde şu skandal ifadelerle aktarılır:
Yaratılış Genesis 19 / 31-36
19:31 Büyük kız küçüğüne, Babamız yaşlı dedi, Dünya geleneklerine uygun biçimde bizimle yatacak bir erkek yok burada.
19:32 Gel, babamıza şarap içirelim, soyumuzu yaşatmak için onunla yatalım.
19:33 O gece babalarına şarap içirdiler. Büyük kız gidip babasıyla yattı. Ancak Lut kızının yatıp kalktığının farkına varmadı.
19:34 Ertesi gün büyük kız küçüğüne, Dün gece babamla yattım dedi, Bu gece de ona şarap içirelim. Soyumuzu yaşatmak için sen de gidip onunla yat.
19:35 O gece de babalarına şarap içirdiler ve küçük kız gidip babasıyla yattı. Ama Lut kızının yatıp kalktığının farkına varmadı.
19:36 Böylece Lut'un iki kızı da babalarından hamile kaldılar.
Bu anlatıya göre Lut sarhoş edilmiş, öz kızlarıyla ensest ilişkiye girmiş ve bu ilişkilerden Moavlılar ile Ammonlular adındaki iki kabilenin ataları dünyaya gelmiştir. Bu bir ibrani anlatısıdır.
Böylesi bir ensest anlatısını ve Allah'ın elçisini bu türden bir tablo içinde resmeden bir metni Kuran'ın tasdik etmesi, onaylaması veya Sana kendinden öncekileri doğrulayıcı olarak bu kitabı indirdik diyerek bu metne referans vermesi aklen ve teolojik olarak imkansızdır. Kuran Lut'un kızlarıyla girdiği iddia edilen ensesti onaylamadığı gibi, bu ve benzeri İbrani geleneğindeki hiçbir anlatı ve geleneğe de en ufak bir gönderme taşımaz, nebileri de nimet verilenler olarak tanımlarken nimet verilenlerin yolu olan sıratı müstakim'i ana paradigmasının tam merkezine oturtur. Öyleyse lima beyne yedeyhi nedir? Kuran'ın tasdik ettiği şey dışarıdaki bu muharref yani tahrif edilmiş tarihi metinler midir yoksa işaret ettiği çok daha farklı bir yönerge midir?
Çözüm elbette Kuran'ın kendi kelime haritasındadır.
Öncelikle ayetin hatalı çevirisine bakalım:
Kendinden öncekilerini onaylayan Kitap'ı Hakk olarak sana indiren O'dur. Tevrat'ı ve İncil'i de O indirmişti.
Ali İmran 3
lima beyne yedeyhi kavramı kendinden öncekiler olarak tanımlanmış fakat kelime grubu böyle bir anlam içermiyor. Arap dilinde yed yani el kelimesi salt fiziksel bir uzuv olmanın ötesinde kudret, mülkiyet, tasarruf alanı ve fiili hakimiyet demektir. Yedullah Allah'ın eli ve kudreti anlamındaki kullanımında olduğu gibi. lima beyne yedeyhi iki eli arasında demektir. Yani bir şeyin iki eli arasında / beyne yedeyhi olması o şeyin bizzat avuçların içinde, önünde, şimdiki zamanda, kapsama alanında ve hakimiyetinde bulunmasıdır.
Zaman bildiren bir kronolojik 'önce' tanımı zaten bulunmaz, durum bildiren bir huzurunda ve tasarrufunda olma halidir. Dolayısıyla Kuran kendisinden yüzyıllar önce yazılmış orijinal metinleri kayıp, bir takım çevirilerinin içerisine bizdekilerde olduğu gibi tahrifatlar, anlatılar ve yorumlar katılmış, bazen bölümler eklenmiş metinleri onaylaması söz konusu değildir. Kendi bünyesinde taşıdığı, bizzat elinde tuttuğu, muhatabına o an sunduğu evrensel hakikati yani kendi sunduğu eskilerin kıssalarını, insan fıtratını ve ilahi yasaları tasdik etmektedir. Vahiy taşıdığı kendi öz gerçeğine referans verir.
Bu okumaya göre musaddikan lima beyne yedeyhi şudur, Kitap, dışarıdaki başka bir tarihi metne doğru açılmaz, kendi elinde tuttuğu gerçeği, kendi bünyesindeki hakikati ve muhatap olduğu anki mevcut durumu ve fıtratı onay referansı olarak ortaya koyar. Kendi iç tutarlılığını ve elindeki kudreti tasdik edici güç olarak açığa çıkarır. Bu tasdiki yaparken de iki önemli kavram kullanır, İncil ve Tevrat.
İncil ve Tevrat'ı tıpkı Kuran'ın özellikleri olan zikir, furkan ve kerim nitelemeleri gibi niteleme olarak okuduğumuzda karşımıza ne çıkıyor bir bakalım:
Kuran'daki kavramları, İsrailoğullarının veya kiliselerin günlük terminolojisinden kurtarıp doğrudan Arap dilinin kök mantığıyla okuduğumuzda muazzam bir bütünlük ortaya çıkar.
Tevrat
VRY kökünden gelir. Bu kök çakmaktaşı ile ateş yakmak, bir kıvılcım çıkarmak, gizli olanı parlatarak açığa çıkarmak ve hiç ortada olmayanın kıvılcımın çakması gibi parlamaya başlaması anlamlarına gelir. Bu bağlamda Tevrat kitabın kapağındaki adı olmaktan çıkarak ortaya bir kıvılcım gibi parlayarak çıkan, etrafını ve zihinleri tutuşturan, hakikati parlatan ve ışığın doğmasına sebebiyet veren ilahi mesaj anlamına gelir.
Yani Tevrat şudur; bir şeyin görünen yüzünün hemen arkasında, derinliğinde veya ötesinde bulunanı veya gizliliği bir sürtünme, zorlama, parlama veya irade ile dışarıya ışık, aydınlanma, hakikat veya bilgi olarak fırlatandır.
İncil
NCL kökünden gelir. Toprağı yarıp pınar fışkırtmak, bir şeyin aslına ve tohumuna inmek, dar alanı genişletmek, deşerek kökünü açığa vurmak, dışarda olması gerekirken bir şekilde hapsedilmiş olanı açıp açığa çıkararak berraklaştırmak demektir. Bu durumda İncil hakikati gür bir pınar gibi fışkırtan, daralan zihinleri yarıp genişleten ve insanı asıl ve kök doğasının dinamiklerinden hareketle besleyen vahiy anlamına gelir.
Yani İncil şudur; gizli veya içte olan bir cevheri bir kaynaktan süzülerek dışarı çıkartan, bir kökten yeni bir dalı fışkırtan, bu çıkış eylemiyle beraber oluşan imajı berraklaştıran ve ona genişlik ve yayılım tesis edendir.
Ve aynı zamanda bizim de yapmaya çabaladığımız köklere dönüş hareketinin en güçlü kavramsallaşmasıdır.
Nasıl ki Furkan vahyin ayırt edicilik vasfı ise, Tevrat ve İncil de vahyin parlayarak ortaya çıkıp aydınlatıcı ve yeşertip tesis edici vasıflarıdır.
Bütün bu veriler ışığında Ali İmran 3. ayet şu anlama kavuşur:
Sana bu Kitab'ı, bizzat kendi tasarrufunda tuttuğu o evrensel özü yani şu an kendi bünyesinde barındırdığı bozulmaz fıtratı ve evrensel tevhid gerçeğini bizzat kendisi kanıtlayıp doğrulayıcı olarak, sarsılmaz bir gerçeklikle, hakk ile peyderpey indirdi. Ve o bu Kitapla birlikte ona entegre olarak zihinleri karanlıktan kurtarıp bir kıvılcımın yoktan tutuşması gibi tutuşturan o ilahi aydınlığı ve daralıp gizleneni yarıp çıkarıp açığa vurup aslına döndüren, hakikati gür bir pınar gibi fışkırtan o kaynağın hakikatini de indirdi.
Geleneksel yüzeysel okumaların yan sorunlarına da bakalım, kısaca değineceğim, ilerde detaya girebiliriz.
1. Lima meakum / Yanınızda olanı ifadesi
Kuran ehli kitab'a seslenirken Yanınızda olanı doğrulayıcı olan vahye iman edin der 2:41. Arapçada musaddıkan kavramı aslında tıpkı günümüzdeki doğrulama platformları gibi çalışır. Teyit isimli doğrulama platformunu biliriz. Dünyada bunun gibi pek çok benzer fonksiyonu yapan sistemler bazı ana sistemlere bağlı çalışır. Ülkemizdeki teyit platformu IFCN adındaki International Fact Checking Network'ün onayladığı ve kendi ağına aldığı bir yapı. Uluslararası Doğruluk Kontrol Ağı olarak çevirebileceğimiz bu yapı doğrulama sistemlerinin kriterlerini ve standartlarını belirleyip denetler. O halde Kuran metni bir fact checking yani doğruluk kontrolü ana referans metnidir.
Günümüz çarpık anlayışı ile Tevrat ve İncil'in ayrı ayrı kitaplar olduğunu varsaysak dahi, Kuran:
Tevratı ve İncili tasdik eden değil
Tevrat ve İncil'in Kuran'a göre tasdik edildiği.
bir sistemdir.
Şu ayrımı çok iyi anlamalıyız, Tevrat ve İncil Kuran'ın içindedir. Günümüzde elden ele dolaşan Eski Ahit ve Yeni Ahit ise Kuran ile tasdik edilebilecek tahrifata uğramış ve insan eliyle değiştirilmiş içeriklerdir.
2. Eğer Kuran kronolojik bir tarihsel metne veya Musa'ya inen eski vahye işaret edecekse Musa'nın kitabı tabirini kullanır. Tevrat ise işlevidir, aynı işlev Kuran'da da vardır yani tevrat Kuran'ın yazılım kodlarından biridir.
Ve ondan önce, bir önder ve bir rahmet olarak Musa'nın kitabı. Bu ise; zulmedenleri uyarmak ve güzellik üretenlere bir müjde olmak üzere, apaçık/pürüzsüz bir lisanla tasdik edici bir kitaptır.
Ahkaf 12
3. Müheymin ve musaddikan vasıfları iç içe entegre çalışır. Müheymin ve musaddıkan'ın birlikte işlemesi diğer Kitap'ların üzerinde denetleme, datasını ayrıştırarak doğrulama ve doğrulanmış verilere mutlak bir tanıklık getirme amacıyla kanatları altına alması, altındakini hem muhafaza etmesi hem de onu filtreleyerek yanlışları dışarda bırakarak doğruluğunu tasdik edici ve kuşatıcı güç haline gelmesidir.
Yaratılış 19'daki Lut resul'e atılan ensest iftirası gibi türlü türlü iftira ve tahrifatlar Kuran'ın bu müheymin ve musaddık filtresine takılır ve imha edilir.
Kuran'ı tarihsel olarak bozunuma uğramış ve orijinallerinin bulunamadığı metinlerin bir onay makamı veya önceki dinlerin yedeği olmaktan çıkarmak, vahyin dondurulmuş potansiyelini serbest bırakmak anlamına gelecektir. Bir makam herhangi bir şeyi onaylayacaksa onu denetime tabi tutar, bu fıtratın kuralıdır. Tevrat'ı karanlığı yırtan bir kıvılcım, İncil'i kuraklığı bitiren bir pınar, Kuran'ı ise tüm bunları kapsayan ana kılavuz olarak kabul ettiğimizde elimizdeki metin geçmişin tozlu sayfalarını veya iftiralarını aklayan pasif bir mushaf olmaktan çıkarak tarihin en güçlü metnine dönüşür. Beşeri tahrifatı kesip atan, insanlığın kök fıtratına inen ve her çağda yeniden çalışan kusursuz bir işletim sistemidir artık. Bu paradigma inşası geçmişteki bir ensest yalanını temizlemenin yanı sıra benzer binlerce tahrifatı da vahyin bugün ve gelecekte nasıl her türlü zihinsel manipülasyona karşı yıkılmaz bir kalkan olarak kullanılacağının kılavuzu haline gelir. Vahiy kendi içindeki sarsılmaz hakikatin şahididir. Dışardaki uydurulmuş yalanlarını da kimse Kuran'a onaylatamaz.
Yorumlar
İlk yorumu sen yaz.


