Güzin Göksu
2 Nisan 2026, 09:31Filoloji3412010 dk okuma

Mukaddes kavramı üzerine

İlahi tahsis paradigması

Podcast olarak dinle
Makaleyi istediğin hızda dinleyebilirsin


Üç bölümlük zincirimizde arındırılmış olanın mutahhar ve verimli kılınanın mübarek olduğunu keşfettik. Şimdi final bölümünde ise bu kavramların ötesindeki en üst mertebeye yani sistemin zirvesine ulaşıyoruz. Mukaddes kavramı bir varlığı sıradan olanın dünyasından çekip çıkararak doğrudan ilahi iradeye nasıl bağlar inceleyelim. Dikkat, bu yazı bilgi bombardımanı içermektedir!


Tekrarlayalım, eğer bir şey mutahhar ise o şey arındırılmıştır. Eğer mübarek ise o şeyin sabit, sürdürülebilir ve tükenmez doğurganlıkta bir çok faydası vardır. Ve eğer bir şey mukaddes ise o artık beşeri veya yaratılmışların tasarrufunun tamamen dışına çıkarılmış ve sadece Allah'ın iradesine ait kılınmış demektir.

İlahi otorite kendisini Kuddüs olarak tanımlar. Eğer bir şeyi hayal edebiliyorsak o Kuddüs değildir. Çünkü zihin sadece bildiği unsurlardan, mahluk yani yaratılmış parçalardan bir bütün inşa edebilir. Kuddüs ise o parçaların hiçbirine ait olmayan, mahlukatın sınırlılığından tamamen kopuk olan demektir.

KDS kökünün anlam sabiti bir varlığın veya mekanın sıradan, bayağı ve herkese açık olandan koparılarak özel bir otoriteye rezerve edilmesidir. Sami dillerinin en eski katmanlarında da bu köke rastlanır ve ayrılmış, seçilmiş, dokunulmaz kılınmış anlamlarına gelir.

Bir kabın içindeki her şeyi boşaltıp onu sadece tek bir şey için hazır tutmaya da bu isim verilir. Bu ilginç bir bağlantıdır çünkü Zekeriya isminin anlamı bir boşluğun somut bir madde ile tamamen doldurulması ve bir kap olma halidir. Allah'ın Zekeriya ve eşini rezerve edip onlara Yahya'yı vermesi biyolojik ve fonksiyonel bir doldurma eylemi olabilir mi? Bu bağı aklımızda tutalım.

Mukaddes başka her şeyden soyutlanmış olandır. Yani bir şey arındırılmış yani tahir olabilir ama henüz birine veya biri tarafından tahsis edilmemiş yani mukaddes olmayabilir.

Kuran'da Kuddüs'ten sadır olan ruhul kuds diye bir kavramdan sözedilir. Hristiyanlıkta da baba-oğul ve kutsal ruh üçlemesinde karşımıza çıkar. Bu kavram yüzyıllardır cebrail olarak çevrilir, fakat bağlamsal olarak isabetsiz olduğunu görebiliyoruz. Ruh tanımına burada girmeyeceğiz anca ruh'u insan bedeninde yaşayan spritüel ikincil bir varlık olarak tanımlayan kişi Platon'dur. Platon tipi ruhçuluk teorisi tüm İslam bilginlerini de etkilemiş ve bu teori İslam inancına da transfer edilmiştir.

Sana ruhtan soruyorlar. De ki: "Ruh, Rabb'imin komutasındandır. Ve size pek azı dışından o ilimden verilmemiştir."
İsra 85

Sınırlı bilgimiz olduğu açık, tarih boyunca ruh üzerine yazılan ciltlerce kitabın içerikleri de teoriden öteye geçemez. Biz ruh kavramını ikincil spiritüel bir varlık olarak tanımlamayacağız, ruhu insanı hayvandan ayıran, kültürler, şehirler, paradigmalar, diller ve sistemler oluşturabilme, aklını kullanıp idrak edebilme, tefekkür, tedebbür, fuad, burhan ve muhakemenin ana tetikleyicisi ve motoru çalıştıran anahtarı olan 'bilinç' şeklinde okuyacağız.

Beşeriyetten insanlığa adım ruh'un yani bilincin verilmesi ile olmuştu. İnsanoğlu tercihleri doğrultusunda aydınlığa ulaşmayı başaramadı. Allah rahmeti ve cömertliği ile bir veri seti daha gönderdi: Ruhul Kuds. Küddüs'ten sadır olan, kaynağından mukaddes olarak çıkan, sadece seçilmiş kişilere özel bir güvenlik protokolü ile aktarılan, hiçbir yaratılmışın eli, yorumu veya zayıflığının ona dokunamayacağı vahyin saf ve arı bilgisidir. Yani ruhul kuds bizatihi vahyin kendisidir, doğası gereği ilahidir. Buna mukaddes bilinç diyebiliriz. Bu yüzden vahiy bilgi sisteminin içindeki dokunulamaz ve bozulamaz olandır.

Tekrar mukaddes kavramına dönelim, dünya dillerinde kutsal kavramları genellikle insan merkezli bir saygı veya tabu üzerine kuruludur. Mukaddes'in farkını anlamak için bazı örnekleri inceleyelim:

Latince sacrum yasayla korunan ve dokunulmaz kılınan demektir, insan zihni ile yaratılır. İngilizce sacred bu kökten gelir.

Germence'de heilig ve holy kavramları bütün, tam, sağlıklı ve bozulmamış anlamındadır. Saftır. Bir şeyin kendi içindeki sağlamlığını vurgular, ama yine mukaddes'ten farklıdır çünkü ilahi tahsis anlamı kökte yoktur.

Sanskritçe pavitra kavramı da ritüelistik olarak temizlenmiş ve parlatılmış anlamındadır. Daha çok mutahhar'a benzer.

Tüm dünya dillerindeki karşılıklarına nazaran semitik diller ve Arapça'daki karşılığı doğrudan ilahi olarak ayrıştırılmış anlamına kavuşur ve kutsal'ın en doğru karşılığı mukaddes'tir.

Allah'ın inşa ettiği sistemde bir şeyin mukaddes olması için Allah'ın o şeyi, bilgiyi, mekanı veya varlığı bizzat seçmesi gerekir. O şey sıradan dünyadan koparılır. Mukaddes kılınan alanın içindeki bilgi ve bilinç akışı saf ilahi kaynaktan gelir.

"Ben senin Rabb'inim. Şimdi ayakkabılarını çıkar. Sen mukaddes vadide, Tuva'dasın."
Taha 12

Burda kutsal bir yere girerken ayakkabıları çıkarmak olarak anlaşılan bir meseleye rastlarız. Sığ ve yetersiz bir çeviridir.

Çıkarmak olarak anılan fiil /KHL ve ayakkabı olarak anılan kelime de NAL(Anlam eklenmedi) kökleridir. Çıkarmak olarak çevrilen KHL bir bütüne tam uyum sağlamış, onu sarmış veya ona eklemlenmiş bir parçanın kuvvet uygulayarak, kasıtlı olarak veya doğal sürecinde oradan ayrılmasıdır. Tüm hukuki ve sosyal bağların koparılmasıdır. Bir liderin görevden alınması veya birinin rütbesinin sökülmesi aynı anlamdadır. Musa üzerine giyeceği yeni temsil yetkisi için mevcut sosyal statüsü ve rolünü üzerinden çıkarıp atacaktır. Allah Musa'yı bugünler için özel yetiştirmiştir:

"Seni Kendim için yetiştirdim."
Taha 41

Ayakkabı olarak çevrilen NAL(Anlam eklenmedi) / neale kökü ise yeryüzü ile temas eden canlıyı zeminin sertliğinden, sıcağından veya aşınmasından korumak amacıyla araya konulan alt tabaka anlamına gelir. Her zaman en aşağıdadır, yani edna seviyesindedir. Hareket edenle birlikte hareket eder. Musa bu ayette en aşağıdaki dünyevi seviyesinden en üst seviyeye mukaddes olanla temas seviyesine yükselecektir, bir rütbe verilmektedir.

Musa sonradan şöyle diyecektir:

Bakara · 61

وَاِذْ قُلْتُمْ يَا مُوسٰى لَنْ نَصْبِرَ عَلٰى طَعَامٍ وَاحِدٍ فَادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُخْرِجْ لَنَا مِمَّا تُنْبِتُ الْاَرْضُ مِنْ بَقْلِهَا وَقِثَّٓائِهَا وَفُومِهَا وَعَدَسِهَا وَبَصَلِهَاۜ قَالَ اَتَسْتَبْدِلُونَ الَّذ۪ي هُوَ اَدْنٰى بِالَّذ۪ي هُوَ خَيْرٌۜ اِهْبِطُوا مِصْراً فَاِنَّ لَكُمْ مَا سَاَلْتُمْۜ وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ وَالْمَسْكَنَةُ وَبَٓاؤُ۫ بِغَضَبٍ مِنَ اللّٰهِۜ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ كَانُوا يَكْفُرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَيَقْتُلُونَ النَّبِيّ۪نَ بِغَيْرِ الْحَقِّۜ ذٰلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ۟

.... Musa da: "Daha hayırlı olanı daha aşağılık olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? ...

.... Musa da: "Daha hayırlı olanı daha aşağılık olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? ...
Bakara 61

Musa artık neyin üst seviye neyin aşağı seviye olduğunun bilincindedir.

Mukaddes olanla kurulan ilişki bir tür had bilme ve teslimiyet ilişkisidir. İşte o yüzden kul oluruz. Kulluk bilincine ulaşamayanlar, aşağılıklar içerisinde kendi zann ve vehm'leri ile bocalayıp dururlar. Musa kendi doğrularını, kendi mülkiyet iddialarını ve kendi zihinsel kalıplarını o sınırın dışına bırakarak mukaddes olan ile temas edebilmiştir.

Kuddus olandan gelen saf ve benzersiz bilgi bu şekilde insan zihnine akmaya başlar. Sınırları yani mukaddes olanı kabul etmeyen merkezde olana yani Kuddüs'e asla ulaşamaz.

Kuran ile aydınlanmamız dileği ile.

Bu Yazı ile İlgili Kökler
NAL(Anlam eklenmedi)QDS(Anlam eklenmedi)
Yazıyı Paylaş
Kuran ile aydınlanmamız dileği ile.
Bunları Da Okuyabilirsin
Filoloji kategorisindeki diğer yazılar