Bağ sahiplerinden geriye kalan hakikat
Bir mülkiyet psikolojisi ve tematik necmleme çalışması
Kuran insan psikolojisinin mülkiyetle kurduğu inişli çıkışlı ilişkiyi anlatırken sık sık bağ sahipleri metaforuna gönderme yapar. Bu metafor dünya hırsı ile bezenmiş emeğin ve sahte başarı ile gelen şükürsüz servetin insan zihninde nasıl birer tanrıcılık aracına dönüşebileceğini anlatmaya çalışır. Farklı surelerde karşımıza çıkan bu bağ sahipleri sahneleri, aslında tek bir evrensel döngünün parçalarıdır. Nimetin verilişi, sahiplenme ile gelen kibir, iç uyarılar, kaçınılmaz kayıp ve nihayetinde gelen özeleştiri. Bu tematik derleme çalışmamız elimizdekilerin sahibi mi yoksa emanetçisi mi olduğumuz sorusuna dair Kuran’ın inşa ettiği bütüncül perspektifi anlama çabasıdır aynı zamanda.
Kuran'da parçalı olarak anlatılan bağ sahipleri kıssasını anlamlı bir sıraya dizmeye çalışalım:
Enam
141. Asmalı ve asmasız bahçeleri, çeşit çeşit hurmaları; zirai ürünleri, birbirine benzeyen ve benzemeyen zeytin ve narları yetiştiren O'dur. Her biri meyve verdiği zaman, meyvesinden yiyin. Hasat zamanı da onun hakkını verin. İsraf etmeyin, kuşkusuz O, israf edenleri sevmez.
Kalem
17. Kuşkusuz Biz onları belalandırdık. Tıpkı, bahçelerinin ürünlerini sabah erkenden toplayacaklarına dair sözleşen bahçe sahiplerini belalandırdığımız gibi.
Kehf
32. Onlara iki adamın durumunu örnek ver. Bunlardan birine her türlü üzümden iki bahçe yaptık. Ve bu iki bahçenin çevresini hurmalıklarla donattık. Aralarında da ekinlikler bitirdik.
33. İki bahçenin ikisi de hiçbir şey eksik bırakmadan meyvelerini verdi. Ve aralarında bir nehir akıttık.
34. Ve onun serveti oldu. Arkadaşı ile konuşurken: "Ben malca senden daha zenginim, insan sayısınca da senden daha güçlüyüm." dedi.
Bakara
266. Sizden biriniz ister mi ki: Kendisi yaşlanmış ve bakıma muhtaç çocukları da varken, içinde nehirler akan, her türlü meyvesi olan, hurma ve üzüm ağaçları bulunan bahçesini ateşten bir kasırga gelip yaksın. İşte, Allah, düşünesiniz diye ayetlerini böyle açıklıyor.
Kehf
35. Ve o kendisine yazık ederek bahçesine girdi: "Ben, bunun hiçbir zaman yok olacağını sanmıyorum." dedi.
36. "Kıyametin kopacağını sanmıyorum. Eğer böyle bir şey olur da Rabb'ime döndürülürsem, mutlaka orada bundan daha hayırlısını bulurum."
37. Tartışmaya girdiği arkadaşı ona: "Seni topraktan, sonra bir nutfeden yaratan, sonra da seni insan şekline sokana nankörlük mü ediyorsun?"
38. "Oysa benim Rabb'im Allah'tır. Ve ben Rabb'ime kimseyi ortak koşmam."
39. "Her ne kadar beni mal-mülk ve evlat bakımından eksik görüyorsan da bahçene girdiğin zaman: "Allah ne dilerse o olur, Allah'tan başka hiçbir güç yoktur, deseydin ya!"
40. "Belki Rabb'im, bana senin bahçenden daha hayırlısını verir. Ve seninkinin üzerine de gökten felaketler gönderir de verimsiz, kupkuru bir toprak olur."
41. "Veya onun suyu yerin dibine çekilir de artık onu çıkarmaya asla gücün yetmez."
Kalem
18. Bir istisna da yapmıyorlardı.
21. Sabah olunca birbirlerine seslendiler.
22. Eğer, ürününüzü toplayacaksanız, tarlanıza sabah erkenden gidin!
23. Hemen, sessizce yola koyuldular.
24. "Sakın ha! Bugün aranıza hiçbir ihtiyaç sahibi girmesin."
25. İhtiyaç sahiplerini göz ardı ederek erkenden gittiler.
Kalem
19. Fakat onlar daha uyanmadan, Rabb'in tarafından bir dolaşan onun üzerinde dolaştı.
20. Böylece, bahçeleri, üzerinde hiç ekin olmayan kara toprak gibi oldu.
26. Fakat onu gördüklerinde: "Herhalde yanlış yere geldik!" dediler.
27. "Hayır! Biz, mahrum bırakılanlarız."
Kehf
43. Allah'tan başka kendisine yardım edecek kimseler olmadı. Ve kendi kendisini de koruyamadı.
Kalem
28. En makul düşünenleri: "Ben, size tesbih etmeliyiz dememiş miydim?" dedi.
29. Onlar: "Rabb'imizi tesbih ederiz. Doğrusu bizler haksızlık edenlermişiz." dediler.
30. Ardından birbirlerini suçlamaya başladılar.
31. "Yazıklar olsun bize! Biz, gerçekten azgınlık eden kimselermişiz."
32. "Umarız ki, Rabb'imiz bize onun yerine daha hayırlısını verir. Ümitle Rabb'imize yöneliyoruz."
Kehf
42. Onun ürünleri kuşatılıp bitirildi. Ve çardakları üzerine yıkılmıştı. Yaptığı harcamalara üzülerek ellerini ovuştururken, "Keşke ben Rabb'ime hiçbir şeyi ortak koşmasaydım." diyordu.
Sebe
17. Bu, kafirlik etmeleri nedeniyle, onları cezalandırmamızdır. Biz, yalnızca kafirleri cezalandırırız.
Kalem
33. İşte azap böyledir. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilenlerden olsalardı.
Kehf
44. İşte bu durumda velilik, gerçek olarak yalnızca Allah'a aittir. O, ödüllendirme bakımından da en hayırlı olandır. Sonuç bakımından da en hayırlı olandır.
Kuran'ın sunduğu bu hasat ve hüsran sahneleri bize mülkün gerçek sahibinin kim olduğunu ve her maldan muhtacın payını ayırmamız gerektiğini hatırlatan sert ama aynı zamanda rahmetli birer uyarıdır. Bağın yanması, ürünün kuruması veya selin gelmesi aslında fiziksel bir cezadan çok zihinsel bir hapishaneden kurtuluşun bedelidir. Zira ancak dünyadaki sahte dayanakları çöken insanlar 'keşke' ile başlayan pişmanlık cümleleri kurmaya başlayabilir. Mal biriktirmenin geçiciliğini simgeleyen bu kıssalar bize asıl 'bahçenin' zihnimizde yeşerttiğimiz ve başkasıyla paylaştığımız hakikat olduğunu öğretir. Gerçek hasat, elindekini kaybetmeden önce onun içindeki ilahi payı fark edip Allah yolunda feda edebilmektir.
Hasat zamanımız geldiğinde onun hakkını veriyor muyuz? Ve herkes kendi hasadının ne olduğunun bilincinde mi?
Yorumlar
İlk yorumu sen yaz.



