'Bazı ritüeller zaten biliniyordu' yanılgısı ve Kuran'ın müheyminlik vasfı üzerine
Var olduğu iddia edilen pratikler
İslam düşünce geleneğinde Kuran'ın detaylandırmadığı ama zaten var olduğu iddia edilen pratikleri izah etmek adına sıkça başvurulan konforlu fakat metodolojik olarak derin zaaflar barındıran bir 'kabul' mevcuttur: 'Bu uygulama İbrahim peygamberden beri zaten biliniyordu, toplumda yaşanıyordu, o yüzden Kuran tekrar detaya girmeye gerek duymadı.'
Bu yaklaşım dinin inşasında vahyin kurucu iradesini gölgeleyen ve tarihsel hafızayı Kuran-dışı bir hüküm kaynağı haline getiren 'otomatik transfer' yanılgısıdır. Halbuki Kuran kendini geçmiş müktesebatın pasif bir taşıyıcısı veya nakilcisi olarak konumlamaz. Neyin korunup neyin tasfiye edileceğini, neyin 'farz' kılınıp neyin serbest bırakılacağını bizzat belirleyen mutlak bir 'Müheymin' yani üst otorite ve formatlayıcı olarak tanımlar. İbrahim'in milletine uyma çağrısının şekilsel bir ritüel taklidi mi yoksa evrensel bir Sünnetullah istikameti olan hanifliğe ve tevhide davet mi olduğunu inceleyelim.
1.
Kuran'ın Sonra sana: "Hanif olarak İbrahim'in milletine uy, o Müşriklerden değildi." diye vahyettik. 16:123 emri, ritüellerin körü körüne taklidine bir davet olarak yorumlanır.
Fakat Kuran'ın İbrahim'e her atıf yaptığı bağlam putları kırma, zulmü durdurma, şirkten arınma, tek Allah'a yönelme ve toplumca kıyam etmeye davettir. Ayrıca Resul'e önceki nebiler ve kitapların bilgileri ulaşmamış, her türlü bilgiyi sadece vahiy ile elde etmiştir.
Bu emri 'namaz'ın rekat sayılarına veya bir hayvanın kesim şekline endekslemek evrensel bir duruş yani kıyam ilkesini yerel ve sözde bir ritüel iddiası formuna hapsetmektir. Çağrı yönteme değil, ilke'yedir.
2.
Kuran kendisini geçmiş kitaplar ve uygulamalar üzerinde bir müheymin 5:48 olarak tanımlar. Bu tanımlama Kuran'ın geçmişi süzen, eleyen, düzelten ve sonra da hüküm vererek onaylayan filtre olduğunu deklare eder.
Geçmişten gelen bir pratik ancak Kuran'ın süzgecinden geçip tasdik edildiği takdirde meşruiyet kazanabilir.
"Zaten biliniyordu, o yüzden yazılmadı" demek Kuran'ın müheymin vasfını iptal etmektir. Kuran bilinen bir yanlışı düzeltmekten yani tashih etmekten veya bilinen bir doğruyu farz kılmaktan hiçbir zaman geri durmaz.
3.
Allah'ın dini beşeri hafızanın veya kültürel aktarımın inisiyatifine bırakılmaz. "Nesilden nesile aktarıldı" iddiası İslam dinini içine hurafelerin karışabileceği bir kulaktan kulağa oyununa dönüştürür. Kuran ayetleri muhkemdir. Allah ayetlerini güçlendirmiş ve dışsal unsurlara muhtaç bırakmamıştır.
Kuran geçmiş yasalardan neyin devam ettirilmesi gerektiğini bizzat kendisi seçer. Devam etmesini istediği şeyi yeniden vahyeder.
Bir uygulamanın meşruiyet kaynağı sadece ve sadece vahiy'dir. Eğer Allah bir ritüeli İbrahim'de olduğu şekliyle uygulamamızı isteseydi "Atalarınızdan gördüğünüz gibi yapın" derdi. Oysa Kuran, "Kitap'ta indirdiğimiz gibi", "Sana vahyedildiği gibi" vurgusu yapar ve ataların her türlü uygulamasını ya iptal eder ya da düzeltir.
4.
Kuran'da bazı konularda miras oranları, borçlanma hukuku vb. gibi en ince detaya girilirken bazı konularda detaya girilmemesi zaten bilindiği içindir şeklinde bir iddia ortaya atılır. Allah istediği konuyu detaylandırır istediği konuyu da serbest bırakır ki bu konunun özünün şeklinden veya uygulama biçiminden daha önemli olmasından ileri gelir.
Allah unutkan değildir. 19:64
Detay verilmemişse bu Allah'ın unuttuğu veya nasılsa biliyorlar diye es geçtiği anlamına gelmez. O alanda kullara genişlik tanındığı anlamına gelir.
İbrahim'den kalan bir pratik iddiasıyla dine ilave farzlar getirmek Allah'ın sınırlarını yani Hududullah'ı ihlal etmektir. Bir şey Kuran'da yoksa, o şey dinde yoktur.
Referans noktamız metnin bizatihi kendisidir. Tarih sadece bir malzemedir, hüküm koyucu veya şari değildir. Zira tarih denen metin yazıcılığı din alanında teyit edilemeyen uydurmalarla doludur.
Tarihi inkar etmek ile tarihin dinde hüküm koyucu olmasını inkar etmek farklı kategorilerdir ve hüküm yalnızca Allah'ındır.
Putları kırabilecek miyiz?
Yorumlar
İlk yorumu sen yaz.



