Bize unutturulan misak "işittik ve itaat ettik"
Salat'ın kayıp halkası üzerine bir inceleme
Kuran'dan beslenmeyen geleneksel din inşası yüzyıllar boyunca dikkatini sadece şekil ve taklit üzerine yoğunlaştırdı. Abdestin suyu dirseğin neresine değecek, secdeye giderken önce dizler mi eller mi konulacak tartışmaları ciltler dolusu kitabı doldururken, Kuran’ın inşa etmek istediği asıl zihinsel yapı bu ritüelistik detayların arasında sessizliğe gömüldü ve bazıları da kasıtlı olarak yok edildi. Bugün geleneğin elinde devasa bir fıkıh külliyatı olmasına rağmen Kuran’ın misak yani sözleşme dediği o bilinci diri tutan uygulama bu kitaplarda yer almıyor, tamamıyla kayıp. Şimdi bu yokedilmiş uygulamanın izini süreceğiz.
Resul'ün Kuran eğitim metodu da aynı zamanda kayıptır, ama onun Salat olduğunu ve bir doktrin eğitimi olarak çalıştığını Kuran'dan anlayabiliyoruz. Karşımıza ilginç bir boşluk çıkıyor, müslümanlar yüzyıllardır ritüelistik olarak yatıp kalkıyor, ancak neye imza atacaklarını hem beyan etmiyor hem de bilmiyorlar. Oysa Kuran’ın kendi iç matematiğinde vahiy ile muhatap oluşun işittik ve itaat ettik semi'na ve ata'na sözüyle mühürlenmesi ve pratiğe uygulanması gerektiği haykırılıyor.
İşte abdest tartışmalarıyla üzeri örtülen, secdenin beden diline hapsedilmesi suretiyle ortadan kaldırılan ve Allah’ın ahdini bozmayın uyarısının tam merkezinde yer alan o büyük sözleşmenin hikayesini yeniden gün yüzüne çıkaralım.
Kuran’da insan ile Allah arasındaki ilişki platonik bir sevgi veya soyut bir inançtan ibaretmiş gibi sunulur fakat bu ilişki hukuki ve bağlayıcı bir sözleşmedir. Bu sözleşmenin metni vahiy, imza cümlesi ise işittik ve itaat ettik beyanıdır.
Maide Suresi 7. ayet, bu durumu şüpheye yer bırakmayacak netlikte ortaya koyar:
Allah'ın size olan nimetini ve "işittik ve itaat ettik" dediğinizde, onunla sizi bağladığı misakınızı hatırlayın. Allah'a karşı takvalı olun. Kuşkusuz, Allah göğüslerde olanı gerçeğiyle bilendir.
Bu ayet misakın yani sözleşmenin bizzat vahiy karşısında verilen bilinçli bir tepki, bir işitme ve itaat etme beyanı olduğunu gösterir. Müminler, Nur 51. ayette belirtildiği üzere, aralarında hüküm verilmesi için Allah’a ve Resul’e yani vahye çağrıldıklarında tek bir söz söylerler: "İşittik ve itaat ettik."
Bu ifade bir duruştur. Vahyi anladığını ve hayata geçireceğini taahhüt etmektir. Ancak bu taahhüt günümüz ibadet pratiklerinden silinmiş, yerini anlamsız ritüellere bırakmıştır.
Kuran bu misakın önemini negatif örneği üzerinden de anlatır. Bakara 93 ve Nisa 46’da, İsrailoğulları ve bazı grupların tavrı tam tersi şekilde işlemiştir ve söyledikleri İşittik ve isyan ettik olarak tarif edilmiştir.
Hani sizden, "Size verdiğimizi kuvvetlice alın ve dinleyin." diye kesin söz almış ve Tur'u üzerinize yükseltmiştik. Demişlerdi ki: "İşittik ama isyan ediyoruz" Küfürleri yüzünden kalplerine buzağı sevgisi içirildi. De ki: "Eğer gerçekten inanıyorsanız, inancınız sizden ne kötü şey istiyor!"
Bakara 93
Yahudilerin bir kısmı, kelimelerin aslını değiştirerek "İşittik ve isyan ettik", "Kulak vermeden dinleyin", "Bizi güt" derler, dillerini eğip bükerek dinle alay ederler. Eğer onlar "İşittik ve itaat ettik", "Bizi gözet" deselerdi bu onlar için daha hayırlı ve daha doğru olurdu. Ancak Allah, Kafir oldukları için onları lanetlemiştir. Artık pek azı hariç iman etmezler.
Nisa 46
Onlar da işitmiştir. Yani vahiy onlara da ulaşmış, bilgiyi almışlardır. Ancak bilgi itaatle yani uyumlanma ve pratik hayata geçirme iradesi ile birleşmediğinde ortaya isyan çıkmıştır. Kuran sadece dinleyin bu yeterlidir demez, dinlediğinizi eyleme dökün der.
Misak ve ahit nedir?
Bu sözleşmenin ciddiyetini anlamak için, Kuran’ın seçtiği kelimelerin köklerine doğru inelim.
Misak VSY kelimesinin kökeni hareket alanını kısıtlayıcı şekilde sabitleme fikrine dayanır. Bağlamak, düğümlemek ve sağlamlaştırmak anlamlarına açılır. Bir şeyi iple bağlar gibi sağlama almaktır. Kuran’da misak ciddiye alınmış, bozulması ağır sonuçlar doğuran çift taraflı antlaşma'dır. İşittik ve itaat ettik de sözü mümin'in olmanın ve sorumluluğu boynuna geçirmenin manevi bağıdır. Vesika aynı kökten gelir ve gerçeği sabitleyen, değişmesini engelleyen kanıt anlamındadır. Vesayet ise bir başkasının işini onun adına sağlama alma yetkisidir.
Ahit AHD birbiri ardına düşen yağmurun ölü bir toprağı ilk kez canlandırmasıdır. Ahit misaktan sonraki aşamadır, nasıl ki yağmur toprağa geri dönüp onu tazeliyorsa, ahid de kişinin vahyi aldıktan sonra verdiği söze dönmesi, onu hatırlaması ve o sözün kişiyi canlı tutmasıdır. Ahdini bozmak da o sözün getirdiği sorumluluğu yani vahiy doktrinini korumayı bırakmaktır. Mahud bilinen ve tanınan demektir.
Yani misak sözleşme, ahit de onu korumaktır.
Ey İsrailoğulları! Size bağışladığım nimetimi anımsayın. Bana verdiğiniz ahdi tutun ki Ben de size verdiğim ahdi yerine getireyim. Ve yalnızca Bana karşı gelmekten sakının.
Bakara 40
Burada kasdedilenin ritüel bir tekrar olmadığı açıktır, ahit vahiy ile bildirilen yaşam programına sadakattir.
Salatın kayıp halkası, secde ve sözleşme
Salat maruf'u emretmenin yoludur, vakitlendirilmiş ve yapılandırılmış öğrenme disiplinidir. Kuran eğitimi temelli olarak vahyin aktarılması ve öğretilmesidir.
Geleneksel uygulamada eksik olan halka secdenin misak ve ahit içeriğidir. Gelenekte secde fiziksel bir jimnastik olarak karşımıza çıkar fakat Kuran’da duyulan gerçeğin ağırlığı altında teslimiyetin ilanıdır.
Secde, işittik ve itaat ettik sözünün hem bedensel hem zihinsel imzasıdır. Nebilerin ve önceki sadık toplulukların uygulamasında vahiy tebliğ edildikten sonra bu misak her seferinde yenilenir. Ancak zamanla şekil özü yutup yoketmiştir. Gelenek, secdenin sadece bedensel bir eylem olduğu fikrini ortaya atmış ve sözleşme yenileme fonksiyonunu unutturmuştur. Bu durum Bakara 85'teki şu cümleyi aklımıza getirir, Yoksa böyle yapmakla Kitap'ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar mı ediyorsunuz?
Peki bu kadar hayati bir misak neden silindi? Cevap, dinin Kuran-dışı kaynaklarla Emevi ve Abbasi dönemlerinde sözde kurumsallaştırılması ve fıkıh literatürlerinin oluşturulması sürecinde gizlidir. İşittik ve itaat ettik sözü her salat'ta bireye ağır bir sorumluluk yükler. Bu aktif bir bilinç gerektirir. Oysa kalabalıkları yönetmek isteyen yapılar için bilinçli taahhüt yerine şekilsel uyum ve taklit çok daha kolaydır.
Abdestin bozulup bozulmadığını denetlemek kolaydır. Salat'ı namaza çevirerek onun vakit ve rekat sayısını saymak daha kolaydır.
Ancak bir insanın gerçekten itaat edip etmediğini denetlemek ise yönetime düşen çok önemli bir görevdir ki adaleti ayakta tutmak burada başlar.
Emevi ve Abbasi geleneği Kuran'ın sadece kulları kapsadığı, dinin Allah ile birey arasında olduğu gibi bir yanılsama yaratarak yöneticilerin eleştiriden muaf tutulmasını sağladı. Ölçülebilir olanı abdesti ve rekatı kutsallaştırırken, ölçülemeyen ama asıl belirleyici olanı misakı ve itaati görünmez kıldı. Böylece Allah’ın ahdini bozmayın emri unutturuldu ya da yönü şaşırtıldı. Oysa ahit vahiy ile kurulan ilişkiydi. Yönetici sınıf bireylerin kendi aralarında sürekli tartışacağı basit kuralları ön plana çıkardı, mescide sağ ayakla mı girilir, orada uyunur mu, uyursa abdesti bozulur mu, başın neresi mesh edilecek, üç parmakla mı yoksa dört parmakla mı uygulanacak gibi sayısız tartışma alanı türetti, tek amaçları yönetici sınıfın Kuran ilkelerinden muaf ve asla tartışılamaz olduğunu gündem değiştirme operasyonu ile tesis etme arzularıydı. Bu konuda yüzde yüz başarı elde ettiler.
Misakı yeniden kurabilir miyiz?
Bugün Kuran talebelerinin önündeki en büyük sınav ve devrim, salatı yeniden Kuran ile Allah'ın doktrinini ayakta tutma ve misak tazeleme eylemine dönüştürmektir.
- Kuran okunur, öğretilir, anlatılır ve işitilir.
- Secde ile teslim olunur ve İşittik ve itaat ettik denilerek misak imzalanır.
- Hangi sınıftan olursa olsun kişiler hayatın içine karışarak bu taahhüdü pratik olarak uygular.
Kuran’ın öğütleriği asıl temizliği ve arınmayı abdestin içerisinde arayanlar yüzlerce yıldır yanılmıştır. Zihnin şirk ve isyan kirinden arınıp, itaat berraklığına da eylemsel olarak ulaşması asıl temizliktir. Unutulan misak budur ve salatın amacı bu sözü ayakta tutmaktır.
İşitmedikleri halde, işittik diyen kimseler gibi olmayın!
Enfal 21
Kuran'ı işitmediği halde biliyormuş gibi davranan ne çok insan var etrafımızda öyle değil mi?
Yorumlar
İlk yorumu sen yaz.



