Daha önce kendi çabalarımla bulduğum ama kimseye anlatamadığım bilgilerin yazılı ve sesli olarak burada olmasına gereçkten çok mutlu oldum. İyi çalışmalar.
Cuma salâtı
Cuma 9 üzerine incelemeler / Genişletilmiş
Ey İman Edenler! Cuma günü salat için seslenildiği zaman, hemen Allah'ın zikrine koşun ve ticareti bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için hayırlıdır.
Cuma 9
Cuma günü birleşme ve toplanma günüdür. Cuma günü yapılan salat çağrısı kadın ve erkek ayrımı gözetmeksizin tüm inananlara çağrıdır.
Özellikle Emevi hanedanının başlangıç döneminde şehirleşme ve fitne söylemiyle kadınlar mescitlerden tedricen uzaklaştırılmaya başlanıyor. Bu sosyolojik dönüşüm rivayet ve fıkıh kitaplarına kadına cuma farz değildir, ev daha hayırlıdır formülüyle giriyor ve bugüne sarkan gelenek oluşuyor. Tamamıyla Kuran-dışıdır.
Cuma kelimesi de ce-me-a cem olma yani bir araya gelme, toplanma ve derlenme manasındadır. Kökün anlam sabiti dağınık olanı bir araya getirme, farklı parçaları tek odakta toplama ve yoğunlaştırmadır. Cuma günü toplanma günüdür. Arap takviminde Perşembeden sonra ve Cumartesiden önce gelen günün adı Arube günüdür. Güzel, parlak, hoş gün anlamına gelir. Yani Arap takviminde Cuma günü diye bir gün yoktur, Kuran ile gelen özel bir salat için birleşme günüdür.
Cemaat aynı kökten gelir, topluluk, grup, bir araya gelmiş insanlar anlamındadır. Mecmua aynı köktür, toplanmış, derlenmiş anlamındadır.
Her yerel merkezi otorite bu günü kendisi belirleyebilir. Dünyadaki farklı coğrafyalarda hep aynı günde olmak zorundadır diye bir kaide yoktur, kaide toplanmanın kendisidir.
Günümüz cuma'larında monolog şeklinde biri çıkıp bir şeyler anlatır, kimsenin söz hakkı yokyur. Bu uygulamayı başlatanlar da Emevi otoritelerdir, insanları robotlaştırmış ve hürriyetlerini boyunduruk altına almışlardır. Sürü halinde gelinir sürü halinde dağılınır, hiçbir kimsenin ve ya toplumun sorununa çare aranmaz veya bulunmaz.
Kuran'daki Cuma kavramını yeniden düşünmek önemlidir. Çünkü Cuma, kök anlamıyla bir araya gelme ve toplanma fikrini taşır. Peki, bu toplanma neden yapılır? Sadece belirli ritüelleri yerine getirmek için mi, yoksa toplumun gerçek ihtiyaçlarını görmek, konuşmak, kayıt altına almak ve çözmek için mi?
Bugün Türkiye'de yaklaşık 90 bin cami olduğunu düşünelim. Her caminin bulunduğu mahallenin, ilçenin, köyün veya şehrin farklı ihtiyaçları vardır. Doğubayazıt'taki yerel toplumun ihtiyacı ile Datça'daki toplumun ihtiyacı aynı değildir. Demografi farklıdır, ekonomik yapı farklıdır, aile sorunları farklıdır, gençlerin, yaşlıların, kadınların, çocukların, borçluların, yalnızların, hastaların ihtiyaçları farklıdır.
Bu yüzden Kuran merkezli bir Cuma toplantısı, bölgesel ve yerel toplumsal ihtiyaçların konuşulduğu canlı bir meclis gibi düşünülmelidir. Çağrı yalnızca erkeklere yapılmamıştır, kadın-erkek herkes bu toplantılara katılmalıdır. Hatta bu çağrı yalnızca müslüman kimliği taşıyanlarla da sınırlı görülmemelidir. Çünkü toplumun aydınlatılması, desteklenmesi ve iyileştirilmesi herkesi ilgilendirir.
Böyle bir Cuma'da önce o bölgenin ihtiyaçlarıyla ilgili Kuran ayetleri okunur ve açıklanır. Ardından insanlar soru sorabilir, görüş bildirebilir, dertlerini ifade edebilir. Kim borçlu, kim darda, kim aç, kim açıkta, kimin eğitim desteğine, sağlık yardımına, iş imkanına, psikolojik desteğe veya barınmaya ihtiyacı var, bunlar tespit edilir. İhtiyaçlar kayıt altına alınır. Sonra kimlerin nasıl katkı verebileceği belirlenir. Aşevleri kurulur, infaklar toplanır, ihtiyaç sahiplerine ulaştırılır. Böylece Cuma mikrodan makroya uzanan Kuran merkezli bir toplumsal dayanışma ağına dönüşür.
Fakat bugün yaygın uygulamada Cuma büyük ölçüde tek yönlü bir konuşmaya indirgenmiştir. Konuşmak yasak, soru sormak yasak, itiraz etmek yasak gibi bir algı oluşturulmuştur. Hatta “gık bile denirse Cuma bozulur” anlayışı insanları pasif dinleyicilere çevirmiştir. Bu yapı özellikle Emevi döneminde siyasi iktidarın söylem üstünlüğünü korumak için dönüştürülmüş bir Cuma modelini hatırlatır. Bir kişi çıkar, konuşur; insanlar dinler, sonra herkes dağılır. Toplumsal ihtiyaçlar konuşulmaz, yerel sorunlar ele alınmaz, dayanışma mekanizması kurulmaz.
Bu açıdan ilginç bir karşılaştırma yapılabilir. Batı filmlerinde sıkça görürüz. Pazar ayininde papaz cemaatin önünde toplumsal duyurular yapar. Birinin düğünü vardır, ilan edilir. Bir ailenin hasadı için yardıma ihtiyacı vardır, destek istenir. Bir hasta için dayanışma çağrısı yapılır. Bir yoksul aileye yardım toplanır. Kilise aynı zamanda mahallenin toplumsal haberleşme ve dayanışma merkezi gibi çalışır.
Oysa Kuran merkezli bir bakışla Cuma toplantılarının bundan çok daha güçlü, çok daha işlevsel ve çok daha kuşatıcı olması beklenir. Cuma toplumun nabzının tutulduğu, ihtiyaçların belirlendiği, Kuran'ın rehberliğinde çözüm üretildiği yerel bir meclis olmalıdır. İnsanlar bu toplantılara anlamaya, sormaya, katkı vermeye ve toplumun yükünü birlikte taşımaya gitmelidir.
Cuma'nın asıl diriltici gücü de burada ortaya çıkacaktır. İnsanları konuşturan, birleştiren, sorumluluk yükleyen ve toplumu ayağa kaldıran bir buluşma.



