İnsanoğlu kendi salatını bulabilecek mi?
Küçük bir hikaye -I-
Ailemizden kalma bir restoranımız vardı, işin ince detaylarına hakim olan ekip babamızın ani ölümünün ardından tasfiye oldu, herşey bir anda duruverdi. Restorancılık ile ilgili en ufak bir fikrimiz yoktu ve ailemizin kurtuluşu için tek çaremiz restoranı ayağa kaldırıp yeniden işler ve çalışır hale getirmekti.
Kapı eşiğinde durup biraz içeriyi dinledim, ocaklar sessiz, masalar boş, sandalyeler ters duruyor.
İlk gün bir süre tabakların önünde kaldım, acaba porselenleri birbirlerine vurup ses çıkarırsam herşey geri döner mi diye düşündüm, yaptım da, yankısı içerde dolaştı ama bir şey olmadı. Aşçı yoktu, kalan malzemeleri rastgele tencereye attım, yağ, un, şeker, tuz, biraz sebze biraz et. Ocağı açtım, bekledim, ne olacaktı ki işte yemek değil mi, hepsi aynı, duman yükseldi, kokusu berbatı. Bu iş böyle olmayacaktı. Tezgahın etrafında turladım, sonra mutfağın çevresinde daireler çizme fikrine kapıldım, sanki yerdeki ayak izimi takip edersem bir kapı aralayacakmışım gibi. Yürüdüm, yürüdüm yürüdüm, sonra hızlandım, koşar gibi kendi gölgemi çemberler çizerek yakalamaya çalıştım, hiçbir şey olmuyordu. Kenarda duran cadı suratlı maskeli bir peluş bebek beni izliyor gibiydi, herşeyin sorumlusu o olabilir miydi? Evet oydu, elime ne geçerse ona doğru fırlattım, hırsımı alamayıp ayakkabılarımı da çıkarıp suratın savurdum, ama bir şey değişmedi. Hiçbir şey olmuyordu. Ne yapacaktım, yönümü nasıl bulacaktım?
Kasanın çekmecesini açıp kapadım. O da boştu. Bir köşeye çekilip, gözlerimi kapatıp uzun uzun yalvarmalıydım, evet Tanrı beni kurtarabilirdi, “Tanrım, lütfen herşey eski günlerdeki gibi olsun, nolur sana yalvarıyorum, lütfen yeniden müşteriler doldursun etrafı, nolur ama hadi." Dua ederken yere kapandım, sonra kalktım tekrar kapandım, bir faydası olabilirdi. Ama neden duymuyordu ki beni? İnanamıyorum, bu kadar dua etmeme rağmen Tanrı hiçbir yakarışıma yanıt vermiyordu, beni sevmiyor ve sanırım önemsemiyordu artık.
Kalktım, umutsuzca etrafı dolanırken tezgahın kenarında yağ lekeli bir kağıt buldum. Babamın el yazısı, “Rıhtımdaki balıkçı, şafakla git." Solungaç renkleri ile ilgili detaylar. "Kasap > etlerin sinirlerini al. Hale uğra, siparişeri takip et” Kağıdın altına iliştirilmiş bir fişin arkasında başka bir cümle, “Pazartesi çorbası için soğanları bir gün önceden terlet.” Derken çekmecenin dibinden defter kırpıkları, buzdolabının mıknatısına sıkışmış notlar, kasanın altından çıkan koca koca listeler, defterler kayıtlar. Sanki bir anda babamın oraya buraya yerleştirdiği notlarla aydınlanmaya başlıyordum. Neden bunları şimdi farkettim ki? Telefon numaraları, tedarikçiler, müşteriler, toptancılar, ihtiyacım olan herşey burda. Duvarda büyük bir boşluk açtım, elime gelen tüm notları açıp hepsini tek tek iliştirdim. Dükkanın yazılı hafızası sanki toplanıp bana yol gösterecek bir haritaya dönüşüyordu.
Haritayı kurduktan sonra gözüm dükkanın istasyonlarına takıldı, adlarının artık istasyon olduğunu biliyordum çünkü tüm detayları okudum. Etrafa baktığımda boşluk yerine mekanizmayı görüyordum artık. Soğuk hazırlık bankosunda sebzelerin yıkanacağı alan, doğrama tahtasının altına saklanmış bıçak bileği, yanında sosların, turşuların, ön pişirme yapılmış garnitürlerin beklediği küçük bir kiler, sıcak tarafta ızgara telleri, fırının düğmeleri, ölçü kapları, terazi, bütün bu damarların birleştiği servis tezgahı. Her istasyonun geçişinde, bir sonraki diğer geçişe açılan akış hattı olduğunu fark ettim. Depodan soğuğa, soğuktan hazırlığa, oradan ateşe, ateşten geçiş tezgahına, servise ve salona. Her şey birbiri ile entegreydi. O kadar harika bir sistemdi ki. İstasyonların üstüne duvardaki notlardan çekip çıkardığım cümleleri yerleştirdim: “Izgara teli servisten önce yağlanır”, “garnitür porsiyonları servis öncesi pay edilir”, “şef'ten çıkan tabak son kontrolle uğurlanır.” Böylece herkes hangi noktada duracağını, görevi kime devredeceğini ve gün sonunda başlangıç noktasına dönüp ertesi günün hazırlığını nasıl başlatacağını biliyor olacaktı.
İşte şimdi dükkanı ayağa kaldıracak bilgilerle donanmaya başladığımı iliklerime kadar hissettim. Artık eyleme geçme zamanıydı, ama daha yapılacak çok iş vardı!
Yorumlar
İlk yorumu sen yaz.



