Muhteşem tespitler.. tebrikler... İşin aslı korkusuz olmak!
Yengeç sepeti sendromu
Kolektif paçadan yakalanmışlık üzerine
Balıkçı tezgahlarında ya da okyanus kıyılarında sıkça gözlemlenen, biyoloji literatüründen çıkıp sosyal psikolojinin en karanlık dehlizlerine yerleşen garip bir doğa olayı vardır: Yengeç sepeti sendromu.
Sistem basit ama dehşet vericidir. Tek bir yengeci ağzı açık bir sepete koyarsanız kısa sürede tırmanıp oradan kaçacaktır. Ancak sepetin içine birden fazla yengeç doldurursanız içlerinden biri özgürlüğe doğru tırmanmaya başladığı an diptekiler onun bacaklarına yapışacak ve onu hızla aşağıya, kalabalığın içine doğru çekeceklerdir.
Yukarı tırmanan her yengeç istisnasız bir şekilde geride kalanlar tarafından sabote edilir. Günün sonunda sepetin kapağı açık olmasına rağmen tek bir yengeç bile kurtulamaz. Herkes aynı çukurda ölmeyi birinin kurtulmasına mı tercih etmiştir?
Bu biyolojik refleks insan topluluklarında da ilginç bir şekilde gözlemlenir. Sosyal psikolojinin babalarından Henri Tajfel sosyal kimlik kuramında bireyin bir gruba ait olma ve o grubun normlarını koruma dürtüsünün rasyonel akıldan çok daha baskın olduğunu gösterir. Bir grubun içindeki birey statükonun dışına çıkmaya, yani sepetten kafasını uzatmaya yeltendiğinde grubun kolektif egosu sarsılacaktır. Çünkü tırmanan kişinin başarısı dipte kalanların yetersizliğini, tembelliğini ve esaretini yüzlerine vuracaktır. Zinciri kırmak, zincire tutunmaktan her zaman daha zordur.
İnsan psikolojisinde ve sosyal davranışlarında bu aşağı çekme eylemi bir kötülükmüş gibi sunulmaz. Aksine güçlü bir rasyonelleştirme yani haklı çıkarma mekanizmasıyla maskelenir. Leon Festinger'in bilişsel çelişki kuramı bu konuyu analiz eder. Dipteki insan tırmanan insanı gördüğünde içinde bir çatışma yaşar: Ben neden buradayım ve o neden yukarıda?
Bu acı verici çatışmayı çözmenin iki yolu vardır, ya aşağıdaki de tırmanma cesareti gösterecektir ki bu büyük emek ve risk ister ya da tırmananın aslında yanlış yolda, hain, kibirli veya cahil olduğunu iddia ederek onu aşağı çekecektir. İkinci yol sıfır maliyetle içsel huzur sağlar. Böylece paçadan yakalamak sepet sakinleri için bir görev ve bir tür koruma refleksi haline gelir.
Bu noktada insanlık tarihinin en köklü zihinsel sepetlerinden birine, dogmalar ve katı ideolojiler sepetine gözlerimizi çevirmemiz gerekiyor. Çünkü bu sepetin içinde aydınlanmak isteyenleri aşağı çekmek üzere kurulmuş iki düşman kardeş yaşar: Gelenekçi mezhepçi dogmatizm ve reaksiyoner ateizm.
Bu büyük bir paradokstur çünkü iki zıt kutbun mensupları mukaddes bir ittifak içindedir.
Dışarıdan bakıldığında bu iki kutup siyah ile beyaz kadar birbirinden uzaktır. Biri mutlak bir kutsallık iddiasıyla konuşur diğeri ise mutlak bir rasyonalizm maskesi takar. Ancak her ikisinin de hayata, bilgiye ve insana yaklaşımlarındaki örüntüyü inceleme altına aldığımızda şoke edici bir metodik simetri ile karşılaşırız.
Her iki grup da aynı yengeç sepeti içinde yaşamaktadır ve her iki grubun da korkusu aynıdır: Bireyin, aracıları aradan çıkararak, Kuran metniyle doğrudan, çıplak, aydınlık ve pratik bir bağ kurması.
Gelenekçi yüzyıllardır biriktirdiği kültürel anlatıları, uydurulmuş rivayetleri ve kendi kurduğu ruhbanlık tekelini korumak zorundadır. Sepetten kafasını uzatıp durun, ben bu kitabı kendi aklımla, kendi dilimle okuyup anlamak istiyorum diyen bir bireyi gördüğü an dehşete kapılır. Hemen 'kutsal' bir panik içinde onun paçasına yapışır: Sen kimsin? Alim misin? Üstat mısın? 15 ilim bilmeden, arapçanın yedi lehçesini yutmadan o kitaba dokunursan sapıtırsın!
Gelenekçinin derdi bilginin tekelini elinde tutarak inşa ettiği o konforlu sepet hiyerarşisini korumaktır. Bireyin özgürleşmesi gelenekçinin otoritesinin intiharı demektir.
Peki sepetin diğer tarafındaki ateist orada ne yapmaktadır? Şaşırtıcı bir şekilde gelenekçiyle birebir aynı metodolojiyi kullanır. O da sepetten çıkmaya, Kuran'ı dürüstçe ve önyargısızca analiz etmeye çalışan zihnin paçasına yapışır. Silahı ise bellidir: Bağlamından koparılmış, tahrif edilmiş, bilerek bozulmuş birkaç çeviriyi bayraklaştırır. Bakın, burada ne yazıyor, bu kitap mantıksız, çağ dışı, bunu okuyup da zaman kaybetme, hemen sepetimize geri dön der.
Ateist marjinal grup da bireyin Kuran ile doğrudan bağ kurmasını istemez, çünkü bilir ki dürüst ve entelektüel bir okuma onun din karşıtlığı üzerinden kurduğu o sığ kimlik alanını ve manipülasyon konforunu elinden alacaktır. Bu yüzden sepetin aşağısında gelenekçilerle birbirlerine sarılırlar.
Gelenekçi kitap dışı külliyatlarla barikatlar kurup ulaşılamaz kılarak Kuran'ı hayattan sürgün eder, ateist ise altını boşaltma, karikatürize etme ve değersizleştirme amacı ile aynı sürgünü gerçekleştirmeye çalışır. İki düşman kardeş bireyi Kuran'dan uzak tutma noktasında gizli bir konsensüs imzalamıştır. Onlar sepetin gardiyanlarıdır.
Enam 26 bu psikolojik teşhisi zaten yapmıştır.
İnsanlığın bu kadim ve sinsi psikolojik paternini modern psikoloji otoritelerinin henüz adını bile bilmediği bir dönemde kalbinden vuran o muazzam deşifre metniyle karşılaşırız. Enam suresi 26. ayette adeta bu iki sepet gardiyanının röntgeni çekilir:
Onlar, başkalarını ondan vazgeçirmeye çalışırlar, kendileri de ondan uzaklaşırlar. Ve onlar, ancak kendilerini mahvederler, ama bunu idrak etmezler.
Enam 26
Ayetin geometrisi adımı adım işlenen o psikolojik döngü, yengeç sepetinin tam bir tasviridir.
Başkalarını ondan vazgeçirmeye çalışırlar
Ayet patolojinin ilk aşaması olarak aktif engellemeyi koyar. Tıpkı yukarı tırmanan yengeci aşağı çeken diğer yengeçlerde olduğu gibi. Gelenekçi sen anlamazsın sloganıyla, ateist bu zaten çelişkili illüzyonuyla önce başkalarını vazgeçirmeye programlanır. Çünkü başkalarının vazgeçmesi onların kendi konumlarını meşrulaştıracaktır.
Kendileri de ondan uzaklaşırlar
Ayetteki uzaklaşma vurgusu yüz çevirerek, kibirle, dirsek çevirerek uzaklaşmaktır. Kendi iç dünyalarında Kuran'ın özüyle bağı koparmışlardır. İlginç olan ayetin önce başkalarını engellemeyi sonra kendi uzaklaşmalarını saymasıdır. Bu bir psikolojik projeksiyondur. İnsan kendi kopuşunu başkalarını da kopararak örtbas eder.
Ancak kendilerini mahvederler
Sepette kalıp yukarı tırmananı aşağı çeken yengecin zararı doğrudan kendisinedir, o sepetin içinde ölmeye mahkumdur. Kuran ile insan arasına barikat kuranlar da sadece kendi fıtratlarını, zihinsel özgürlüklerini ve insani potansiyellerini helak ederler.
Ama bunu idrak etmezler
En tehlikeli aşama, bu eylemi yaparken bir şuur kaybı ve bir sistemik körlük yaşarlar. Gelenekçi dini savunduğunu zanneder ateist ise rasyonalizm adına tepki verdiğini. Kendi sonlarını hazırlarken zafer sloganları atmaktan geri durmazlar.
Sepeti aşmak mümkün mü?
Yengeç sepeti sendromu insan aklının sürü psikolojisine teslim olduğu yerdir. Gelenekçinin alim fetişizmi ile ateistin hatalı çeviriden cımbızlama dogmatizmi aynı madalyonun iki yüzüdür. İkisi de bireyin kendi aklını kullanmasından nefret eder. Çünkü akıl sepeti kıracak tek güçtür.
Eğer o sepetten çıkmak istiyorsak paçamızı tutan kıskaçların türüne ve rengine bakmayacağız. Ha sarıklı bir gelenekçi paçamızdan tutmuş ha entelektüel maskeli bir reaksiyoner. Yapılması gereken tek şey aradaki tüm sahte distribütörleri, sahte eşik bekçilerini ve manipülatörleri paçamızdan silkelemek olacaktır.
Kuran ile doğrudan bağ kurmak, metni kendi aklımızla, samimiyetle, önyargısız, doğru kaynaktan ve dürüstçe muhatap almak o sepeti aşmamızı sağlayacak yegane eylemdir. Yukarı doğru tırmanırken bizi aşağı çekmeye çalışanlar sepetin dibindeki karanlıkta debelenmeye devam edecektir. Aydınlık bir kaç kıskaç ötededir, unutmayalım; esaret ile cesaret arasında çok küçük bir eylem farkı vardır.
Yorumlar2
Enam Suresi 75-79. Ayetleri dogmatik fikirleri nasıl alt edeceğimiz konusunda bizlere yol ve yöntem sunmaktadır. Burada aslolan kişinin Kur'an perspektifinden hareketle kendini yetiştirmesi, karşısındaki kişi ve grupların söylemlerini akılcı biçimde çürütebilmesidir. Unutmayalım ki bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz.



