Güzin Göksu
4 Mayıs 2026, 11:20Tarih4.352114 dk okuma

Erkek ve kadın genital organlarının kesimi dinin konusu mudur?

Kuran dışı tarihsel bir haritalama çabası

Sesli olarak dinle
Makaleyi sesli olarak dinleyebilirsin · Ekranı kapatsanız da devam eder
Erkek ve kadın genital organlarının kesimi dinin konusu mudur?

Bu okumamızda İslam düşüncesi geleneğinde 'sünnet' olarak kanıksanan ancak Kurani bir temeli bulunmayan kadın ve erkek genital organının kesimi uygulamalarını tarihsel, semantik ve teolojik bir perspektifle ele almaya çalışacağız. Ön hatırlatma yapmalıyız; Kuran terminolojisinde sünnet kavramı bir topluluğun izlediği yol, yerleşik uygulama ve değişmez ilahi yasa anlamına gelmektedir. Vahiy yegane mutlak yasa olarak yalnızca Sünnetullah yani Allah'ın yasası ifadesini kabul eder. Kelime anlamı yasa olan bir kavramın nasıl olup da bir beden kesimiyle özdeşleştiğini, bu anlam kaymasının ardındaki Yahudi mirasını, tarihsel örfü ve rivayet kültürünü analiz ederek bedenin nasıl bir kimlik ve itaat sahasına dönüştürüldüğünü anlamaya çalışacağız.

Kuran'da erkek veya kadın genital kesimini emreden bir ayet yoktur. Hitan ختان erkek genital organının kesimini hitan el-inas kadın genital organının kesimini ifade eden arapça terimlerdir ve Kuran kavramları arasında yer almaz. Buna rağmen geleneksel anlatı ve uygulamada erkek genital kesimi zamanla neredeyse dinin zorunlu işaretlerinden biri gibi sunulmuştur. Bu dönüşümün merkezinde her zamanki gibi Kuran yer almaz, onun yerine Yahudi ahit hafızası, Arap örfü, rivayet literatürü ve fıkhi otorite üretimi sözkonusudur.

Tarihsel harita şu noktada çok belirleyicidir ki erkek genital kesimi evrensel insanlık pratiği olmamıştır. Antik Mısır ve Nil havzasında güçlü izleri vardır, Yahudilikte brit milah adıyla ahdin bedensel işaretine dönüştürülmüştür ancak Kuran'a göre 'işittik ve itaat ettik' ahdi sadece rüşde ulaştıktan sonra verilebilir. Jewish Theological Seminary genital kesimin Genesis 17'ye dayanan bedensel işaretleme olduğunu açıkça belirtir. Buna karşılık Antik Babil, Antik Hint, Antik Çin ve İslam öncesi Türk toplumlarında genital kesimin kurucu ve yaygın bir ritüel olduğuna dair bir ize asla ve asla rastlanmaz. Bu yokluk önemlidir çünkü genital kesimin fıtri ve evrensel olduğu iddiasını zayıflatır. Eğer bu işlem insanlığın ortak yaratılış pratiği olsaydı büyük medeniyet havzalarında bu kadar belirgin boşluklara rastlanmazdı.

Bu noktada antropolojik bir kapı da açmamız gerekir. Genital kesim pratikleri Sahra altı Afrika'dan Nil vadisine kadar uzanan geniş bir Afrika coğrafyasında erginlenme ritüeli olarak işlev görür. Beden kesimi bireyin kabileye bağlılığını kanıtladığı bir acı eşiği ve çocukluktan yetişkinliğe geçişin geri dönülemez mührü gibi çalışır. İtaat üretimi tam da bu noktada devreye girer ve birey, bedeni üzerindeki tasarruf hakkını kabile otoritesine veya dini erk'e devrederek kolektif kimliğin parçası olur. Bu perspektiften bakıldığında toplumsal hiyerarşiyi bedene kazıyan politik bir araç olduğu görülür.

Yahudilikte genital kesim ahittir. Hıristiyan geleneğinde ise bu ahit kabul edilmez. İlk İsa takipçileri Yahudi çevreden çıktığı için genital kesimi biliyordu fakat Pavlus ve Kudüs Konsili çizgisi Yahudi olmayanların kesimle yükümlü tutulmaması yönünde anlaştı. Böylece Hıristiyanlık geleneği Yahudi beden ahdini evrensel kurtuluş şartı olmaktan çıkardı. İslam geleneğinde ise tersine bir hareket izleniyor. Kuran'da bulunmayan bir beden kesimi İbrahim sözde anlatısı üzerinden yeniden kutsallaştırılıyor. Bu ilginç bir kırılmadır.

Bu noktada İsrailiyat etkisi dediğimiz şey devreye girer. İsrailiyat'ı tanımlamamız gerekir ve basit bir şekilde Yahudilerden alınmış bir uygulama anlamına gelmez. Kuran'ın açıkça kurmadığı bir beden ritüeli Eski Ahit anlatısının İslami tefsir ve fıkıh içine sızdırılmasıyla dinileştirilmiştir. Geçmiş İslami tefsir ekolleri Bakara 2:124-130'un Genesis 17'deki genital kesim ile ilişkilendirir fakat bu tamamıyla hatalı bir analizdir.

Kuran'da İbrahim genital kesim yaptı denmez, siz de genital kesim yapın denmez. Kesim fıtrattır da denmez. Buna rağmen Bakara 2:124'teki İbrahim'in kelimelerle sınanması ifadesi sonraki tefsirlerde nedensiz şekilde genital kesime bağlanmıştır. İşte genital kesimin İslam'a İsrailiyat etkisiyle sokuşturulması dediğimiz ana mekanizma budur, tamamıyla ideolojik bir kırılmadır.

Bu noktada geleneksel savunma mekanizması hemen devreye girer ve genital kesimi Kuran'da Nahn 123'teki İbrahim’in milletine/dinine uyun şeklindeki ayetin kesilip biçilmiş hali ile gerekçelendirir.

Ancak ayet şöyledir:

Sonra sana: "Hanif olarak İbrahim'in milletine uy, o Müşriklerden değildi." diye vahyettik.
Nahl 123

Buradaki itiba yani uyup tabi olma kavramı İbrahim'in bedensel uygulamaları ile alakalı değildir, onun şirkten arınmış tevhidi duruşuna ve zihniyetine dikkat çekilir. Kuran İbrahim'in yolunu haniflik olarak tanımlarken bu yolu şekilsel bir taklitçilikten çıkararak akla dayanan ve kalben onaylanan bir yöneliş olarak sunar ve bu sunum Kuran'ın tüm anlatımı boyunca da devam eder. İbrahim'e atfedilen bedensel kesimi bu ayetler üzerinden vahih kaynaklı bir emir gibi okumak Kuran'ın kavram setini tarihsel bir biyolojik mirasa feda etmek anlamına gelir. Bu 1200 yıldır bu şekilde yanlış anlamlandırılmaktadır.

Hadis adı verilen rivayetler ve fıkıh literatürü bu aktarımı güçlendiren ikinci katmandır. Fıtrat beştir isimli uydurulmuş bir rivayette genital kesim tıpkı tırnak kesme, bıyık kısaltma ve kılların giderilmesi gibi beden temizlik pratikleriyle aynı listeye alınır. Böylece Yahudi ahit ritüeli İslami gelenekte fıtrat diline çevrilir. Bu çok önemli bir kavram kaymasıdır. Yahudilerin ahit damgası İslam geleneğinde temizlik listesine taşınır sonra da temizlik listesi dini zorunluluk psikolojisine dönüştürülür.

Fakat ilginçtir ki rivayet geleneğinde Resul'ün ve sahabelerin genital kesim yaptırdığına dair delil bulunmaz. Zemin bulamayan bu uygulamaya modern çağda hijyen ve sağlık argümanlarıyla seküler bir meşruiyet kazandırılmaya çalışılır. Teolojik bir boşluğun biyolojik bir zorunlulukla doldurulma çabasına şahit oluruz. Gelenek vahyin sustuğu noktada bilimi kendi savunma hattına dahil ederek fıtrat kavramını medikal bir gerekliliğe yaslar. Oysa tıbbi bir müdahalenin kutsallaştırılması dinin nass merkezli yapısından kopup pragmatik bir disiplin haline gelmesi riskini doğurur. Hijyen arayışı rasyonel bir tercih olabilir ancak bu tercihi vahyi bir zorunluluk maskesiyle sunmak semantik bir saptırmadır. Tıpkı sentetik şeker kullanımının bir çok major hastalığın nedeni olması gibi.

Daha ileri aşamada Resul'ün bedeni üzerinden kutsallaştırma başlar. 'Resul sünnetli doğdu' veya 'Cebrail onu sünnet etti' türünden uydurma rivayetler bu aşamanın ürünüdür. Çünkü hiçbir rivayette Resul'ün genital kesim yaptığı yer almaz. O halde zaten kesimli doğmuştu yalanı uydurulur.

16. yy başlarında yazılan ve İslam geleneğinin en önemli ansiklopedisi olarak kabul edilen Sübülü'l-Hüda ve'r-Reşad'da Cebrail anlatısı şu formda aktarılır:

Denildi ki, Cebrail Muhammed'in göğsünü yardığı sırada onu sünnet ettiği söylenmiştir.

Rivayet uydurmadır denildi ki düzeyinde sorunlu, münker kabul edilen bir menkıbe olarak tarihte yerinde durmaktadır.

14. yy'da yazılan Zadü'l-Mead isimli kitapta Resul'ün genital kesimi konusunda üç görüş aktarır, sünnetli doğduğu, Cebrail'in sünnet ettiği, dedesi Abdülmuttalib'in Arap adetine göre doğumunun 7. günü sünnet ettirdiği. Hiçbir rivayetin belgesi ve senedi yoktur, adeta bir hurafeler antolojisi olan bu kitap da erkek genital kesiminin kaynağı kabul edilir. Yani yalanlar ve iftiralarla dolu bir kitap eski tarihli diye kaynak kabul edilmiştir.

Kuran'da hüküm yoktur ama gelenek Resul'ün doğumunu olağanüstüleştirmiştir. Doğum anlatısı yetmezse şakk-ı sadr gibi ikincil bir supernatural olaya bir sahne de sünnet motifi eklenir olur biter. Böylece beden kesimi geçmiş senaristlerin ürettiği uydurma metinler olan ve adına menkıbe denen içeriklerin desteğiyle kutsallaştırılır.

Kadın genital kesimi ise bu paradigmanın en karanlık yönüdür. Kuran'da tabi ki buna dair hiç bir emare yoktur.

Hemen devreye uydurma rivayetler girer. Ebu Davud'da geçen Ümmü Atıyye rivayetinde Medine'de kadınları kesen bir kişiye fazla kesme denildiği aktarılır fakat Ebu Davud bizzat rivayetin zayıf ve meçhul olduğunu söyler ama yine de kitabına alır.

Burada tabi ki ilginç bir çifte standart ve paradoks karşımıza çıkar. Erkek genital kesimi ile kadın genital kesimi tarihsel ve rivayet eksenli bakıldığında benzer bir Kuran dışılık ve zayıf rivayet zeminine sahiptir. Ancak geleneksel algı birini kimliğin vazgeçilmez şiarı yaparken diğerini vahşet veya yerel adet olarak kodlar. Bu tutarsızlık meselenin dinden ziyade toplumsal cinsiyet rolleri ve patriyarkal iktidar diliyle ilgili olduğunu gösterir. Eğer zayıf rivayetler ve tarihsel gelenek bir bedensel müdahaleyi din yapmaya yetiyorsa, kadın genital kesiminin dışlanıp erkek kesimin kutsanması teolojik bir tercihten ziyade sosyolojik bir refleksin ürünüdür.

Ve ayrıca eğer Yahudi geleneğinde ahitin bedensel sembolü genital kesim ise bunu neden sadece erkekler yapmaktadır? Süreç mantıksızlıklarla doludur.

Genital kesim adeti Kuran'ın koyduğu bir yasa olmamıştır. Sadece beden üzerinden kimlik ve itaat üreten tarihsel bir ritüeldir. Yahudilikte açıkça ahit işaretidir. Hıristiyanlıkta Yahudi olmayanlar için zorunluluk olmaktan çıkarılmıştır. İslam geleneğinde ise Kuran'da yer almamasına rağmen zayıf rivayetler, fıkıh ve menkıbe literatürü bu pratiğe dini zorunluluk havası vermiştir.

İsrailiyat etkisiyle güçlendirilmiş bir gelenek aktarımı olan bu durumun Resul'e isnat edilen meleklerce sünnet edilmesi anlatısı ise bu aktarımın en çirkin tarafıdır.

Geleneğin bedene yazdığı bir iktidar dilini bugün dünya müslümanlığı sorgulamadan sürdürmeye devam etmektedir. Belki bu gerçekle yüzleşildiğinde gelenek sevdalısı erkeklerin akılları uçkurlarından biraz olsun çıkıp çalışmaya başlayabilir.

*Medikal hijyen delillerine girmeyi lüzumlu görmedim. Zira bu konuda yapılmış kapsamlı bağımsız araştırma olmamakla birlikte veriler de genital kesimin hijyen sağladığını teyit etmez.
** Yahudi geleneği, Hristiyan geleneği ve İslam geleneği tabirlerindeki gelenek insanlar tarafından oluşturulmuş uygulamalardır. İslam'ın veya Hristiyanlığın özü değildir. Öz her zaman vahiydir.

Yazıyı Paylaş
Kuran ile aydınlanmamız dileği ile.

Yorumlar

Yayınlanmaz. Yorumuna cevap gelirse haber vermek için.
0 / 5000

Yorumun gönderildikten sonra 5 dakika içinde düzenleyebilir veya silebilirsin. Sonrasında değişiklik için [email protected]'a yaz.

İlk yorumu sen yaz.

Bunları Da Okuyabilirsin
Tarih kategorisindeki diğer yazılar