Güzin Göksu
17 Nisan 2026, 13:53Tarih427407 dk okuma

Kuran dışı unsurların dinileştirilmesi

Arap emperyalizmi üzerine incelemeler

Podcast olarak dinle
Makaleyi istediğin hızda dinleyebilirsin
Arap emperyalizmi

Küresel tarih yazımında emperyalizm ve sömürgecilik kavramları genellikle 19. yüzyıl ve sonrasındaki modern Avrupa'nın genişlemeci politikalarıyla özdeşleştirilirken erken dönem Arap fetihleri çoğu zaman dini tebliğ, cihad veya medeniyet götürme misyonu kisvesi altında istisnai bir konuma yerleştirilmektedir. Ancak 6. yüzyılın sonlarındaki Arap Yarımadası kabile dinamiklerinden filizlenip 7., 8., 9. ve 10. yüzyıllar boyunca Emevi ve Abbasi hanedanlıkları eliyle kurumsallaşan Arap genişlemesi klasik bir emperyal tahakküm modelinin tüm yapısal ve sosyolojik özelliklerini barındırmaktadır. Bu süreç Arap kültürünün, dilinin, giyim kuşamının, kabilevi örflerinin ve bedevi yaşam pratiklerinin evrensel bir dinin değişmez dogmaları olarak kodlanıp fethedilen halklara empoze edildiği çok boyutlu bir kültürel asimilasyon projesine dönüşmüştür.

Arap emperyalizmi adını verdiğimiz siyasi hegemonyanın tesis edilmesi Arap dilinin idari ve ticari bir zorunluluktan çıkarılıp ontolojik olarak kutsallaştırılması, Arap olmayan yerel unsurların ki bunlar mevali olarak niteleniyor, mevalilerin ikinci sınıf vatandaş konumuna itilmesi ve tüm bu hiyerarşik yapının ilahi bir irade olarak sunulması süreçlerini içerir.

Din ile kültürel emperyalizm arasındaki bu iç içe geçmişlik savaşlarla ele geçirilen Pers, Süryani, Kıpti, Berberi gibi medeniyetlerin kendi kültürel kimliklerinden arındırılarak Araplaşma sürecinin İslamlaşma adı altında meşrulaştırılmasına zemin hazırlamıştır. İslam'ın inanç sistemi ile insan hırsları kaynaklı politik yayılmacılık arasındaki tarihsel simbiyoz Arapların evrensel egemenlik iddiasının temel motivasyonunu oluşturmuştur.

Arap emperyalizminin kalıcılığını sağlayan en güçlü araç dildir. Halife Abdülmelik bin Mervan'ın Emevi hükümdarlığı döneminde gerçekleştirilen idari reformlarla devlette kullanılan Yunanca, Kıptice ve Pehlevice gibi yerel diller yasaklanmış ve Arapça imparatorluğun tek resmi dili haline getirilmiştir. Bu idari ve siyasi zorunluluk zamanla Arapçanın Kuran'ın seçilmiş lisanı olarak ontolojik bir kutsallık kazanmasıyla da aşılamaz teolojik bir dogmaya dönüşmüştür. Ele geçirilen coğrafyalardaki Hristiyan, Yahudi ve Zerdüşt halkların kitleler halinde İslam'a geçmesinden çok önce ticari ve hukuki hayatta tutunabilmek uğruna geniş çaplı bir Araplaşma sürecine de rastlanmaktadır.

Arap kültürünün dini bir zırha bürünmesindeki en belirgin aşama 7. yüzyıl bedevi Arap toplumunun pratiklerinin İslam hukukuna ve sonradan sünnet adı verilen rivayetler sistemine entegre edilmesidir. Erken dönem İslam toplumlarındaki yaşayan gelenekler zamanla geriye dönük aktarım zincirleriyle doğrudan Resul'e atfedilerek tartışılmaz bir Resul sünneti statüsüne yükseltilmiştir. Fakat şunu çok net görmekteyiz ki Kuran metninde sünnet yani yasa belirleyicisi sadece Allah'tır ve Sünnetullah kavramı doğrudan Kuran yasalarına atıf yapar.

Örneğin çöl ikliminin doğası gereği ortaya çıkan cübbe, sarık ve entari gibi yerel Arap giyim tarzları zamanla dindarlığın, temizliğin veya takva'nın bir göstergesi gibi kurumsallaşmıştır. Aynı şekilde şeytan taşlama, recm uygulaması veya hac ibadetindeki çembersel dönme ritüelleri gibi İslam öncesi döneme ait kabile gelenekleri yazılı fıkha uyarlanarak farklı medeniyetlere sahip tüm Müslümanlara dini bir vecibe olarak dayatılmıştır.

İlerleyen yüzyıllarda Araplar, imparatorluk genişleyip demografik olarak azınlık durumuna düştükçe sahip oldukları siyasi ve ekonomik imtiyazları meşrulaştırmak adına fıkhi mekanizmaları kullanmaya devam etmişlerdir. Arapların soy veya neseb bakımından diğer tüm milletlerden üstün olduğu inancı fıkıh literatürüne ve rivayet metinlerine resmen dahil edilmiştir. Devlet kademelerinde özellikle Emeviler tarafından dışlanan ve ikinci sınıf vatandaş yani mevali muamelesi gören yerel halklar buna tepki göstermiştir. Bu gruplar arasında yeşeren şuubiye hareketi edebi ve kültürel alanda Arap ırkçılığına şiddetle karşı çıkmış, Arapların geçmişteki bedevi ilkel yaşamlarını eleştirerek kendi kadim medeniyetlerinin zenginliğini ve kültürel eşitliği savunmuştur.

7. yüzyıl ile 10. yüzyıl arasında şekillenen Arap emperyalizmi zihinlerin, dillerin, bedenin, hukukun ve inancın tamamen Arap merkezli bir eksende yeniden yapılandırıldığı kapsayıcı bir asimilasyon modelidir.

Yerel dilleri, kıyafetleri ve kabile yasalarını kutsalın tartışılmaz dogmaları haline getirerek kendi pratiklerini Orta Asya'dan Kuzey Afrika'ya kadar uzanan devasa coğrafyalardaki kitlelere evrensel 'din' olarak kabul ettirmiş eşsiz bir kültürel hegemonya örneğidir. Selçuklu ve Osmanlı Türkleri de bu Arap geleneklerini din zannetme yanılgısına düşmeye devam etmiştir.

Bugün çağdaş İslam dünyasında yaşanan dinsel ve mezhepsel tartışmalarının kökeni, kadın hakları kısıtlamaları, Ortadoğu'daki kabilevi çatışmalar veya dindarlık ölçütünün dış görünüşe indirgenmesi, 7. ve 10. yüzyıllar arasında kurumsallaşan bu Arap emperyalizminin ürettiği kültürel kodlarda yatmaktadır. Tamamı vahyin evrensel ilkelerinden kopuktur. Erken dönem Arap emperyalizminin en büyük tarihsel başarısı ve aynı zamanda en büyük yanılsaması kendi ürettiği bu inanılmaz boyuttaki kültürel ve politik hegemonya makinesini çağlar boyunca milyarlarca insana katıksız bir din olarak kabul ettirebilmiş olmasıdır.

Gerçek dinimizin ne olduğunu bulabilecek miyiz?

Kuran ile aydınlanmamız dileği ile.

Yazıyı Paylaş
Kuran ile aydınlanmamız dileği ile.
Tarih kategorisindeki diğer yazılar