Hakikat ezbercilikle bulunabilir mi?
Ezberci eğitimin görünmeyen psikolojisi, otoriteye bağımlı zihinler ve sorgulama yöntemini yeniden inşa etmek
Bir çocuğa yıllar boyunca hangi cevabı vermesi gerektiğini öğretir ama o cevaba nasıl ulaşıldığını göstermezsek zihninin çalışma biçimini de şekillendirmiş oluruz. Çocuk zamanla bilginin araştırılarak bulunmadığını, üst bir otoriteden hazır olarak verildiğini kanıksar ve otoriteyi de asla sorgulamaz. Acaba çocuklara zihinlerini aktive edici bir eğitim mi veriliyor yoksa sorgulamayan köleleştirilmiş bireyler mi yaratılmaya çalışılıyor. Konuyu inceleyelim.
Türkiye'deki eğitim sorunu içerisinde çok fazla problem barındırmakla birlikte belki de önemsenmese de en önemli problem ezbercilik ve beraberinde gelen sorgulayamama sorunudur. Matematik formülleri, kelimeler, tarihler ve temel kavramlar elbette hafızada tutulmalıdır ve düşünmek için de bilgi gerekli. Ama eğitim sisteminde yapısal bir sorun var ve ezber bilgiler düşünmenin hammaddesi olmaktan çıkarılıp düşünmenin yerine geçirilmiş durumda. Yani sonuca ulaşmak için kullanılması gereken araçlar sonucun kendisi olmuş. Verilen bilgiyi incelemeden kabul etmeye alıştırma politikası bilinçli bir sistem olabilir mi?
Çocuk okula başladığında aslında doğal bir araştırmacıdır. Sürekli neden diye sorar, nesneleri parçalar, kuralları keşfetmeye çalışır, yetişkinlerin bir takım çelişkilerini fark eder. Hatta arı duru çocuk zihni çoğu zaman ebeveynlerinin saçma uygulamalarını farkedebilir. Bu sorgulayıcılık zamanla törpülenir ve çeşitli bahaneler üretilir, ana mazeret müfredattır ve kimsenin müfredat dışına çıkması istenmez. Yanı sıra her zaman öğretmenin yetiştirmesi gereken işleri vardır, zamanı kısıtlıdır, öğrencinin ise hazırlanması gereken sınavlar ve sınıfta korunması gereken bir disiplin süreci söz konusudur. Böyle olunca merakın karşısına zamanla disiplin, düşünmenin karşısına hız, gerekçenin karşısına 'ezberletilmiş' doğru şık çıkarılır.
Bu tip sistemlerde öğrenci 'soru'nun kendisini hiçbir zaman tartışmaz ve soruyu hazırlayan kişinin ne düşündüğünü tahmin etmeyi öğrenir. Bu iddia doğru mu? diye sormak yerine Öğretmen hangi cevabı istiyor? diye düşünür. Tarih dersinde olayları çözümlemekten çok resmi anlatının sırasını, din dersinde önüne gelen hazır yorumları, edebiyatta ise metni çözümlemek yerine öğretmenin kabul ettiği anlamı bulmaya çalışır. Eğitimin görünmeyen gizli bir mesajı vardır sanki: Hakikat çocuklar için bir araştırma alanı yapılmaz ve otoritenin elinde bulunan hazır cevaplar 'hakikat' yerine monte edilir.
Bu durum ilerleyen yaşlarda şuna dönüşecektir, yönetici söylediyse doğrudur, hoca söylediyse hikmeti vardır, Ebu bilmem kim yazdıysa eleştirilemez ve çoğunluk kabul etmişse sorgulamak yersizdir. Böylece eğitim sistemi sınavda soru çözen ama sorun çözemeyen, talimat uygulayan fakat kararının gerekçesini sorgulamayan, görece çok şey bilen fakat bilgisinin kaynağını denetleyemeyen yetişkinler üretir.
Bilimsel araştırma literatüründe pasif öğrenme ile gerçek öğrenme arasındaki farklar konusunda bir takım deneylere rastlıyoruz. 2014 yılında Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlanan ve 225 araştırmayı bir araya getiren geniş analiz öğrencilerin problem çözdüğü, tartıştığı, tahmin yürüttüğü ve derse aktif katıldığı sınıflarda başarı oranlarının geleneksel pasif anlatım sınıflarına göre yükseldiğini göstermişti. Sadece ders anlatımına dayalı sınıflardaki öğrencilerin reel hayatta başarısız olma olasılığı belirgin biçimde daha yüksekti.
Buradaki önemli ayrıntı aktif öğrenmenin öğrenciyi zihinsel olarak çalıştırmasıydı. Öğrenci sonuca giden yolu kendisi kurmaya zorlanırsa çözümleme yeteneği kazanmaktaydı. Tahmin ediyor, yanılıyor ve yanılgısının nedenini görüyorsa hemen yeni bir açıklama üretiyordu. Bilgi artık böylece zihnin içinde yeniden inşa edilen bir yapıya dönüşüyordu. Peki bu yöntem ülkemizde hiç uygulandı mı?
Harvard Üniversitesi'nde yapılan ve 2019'da aynı dergide yayımlanan kontrollü bir deney daha şaşırtıcı sonuçlar ortaya çıkarmıştı. Bir içerik belirlendi ve aynı içerik bir gruba geleneksel pasifist ders anlatımıyla, diğer gruba ise aktif katılımcı ve sorgulayıcı yöntemle öğretildi. Aktif öğrenen öğrenciler ölçümlerde daha başarılı olmalarına rağmen kendilerinin daha az öğrendiğini düşündüler. Pasif biçimde anlatımı dinleyenler ise daha az öğrenmelerine rağmen dersi daha iyi anladıkları hissine kapıldılar. Araştırmacılar bu farkı aktif öğrenmenin daha fazla zihinsel çaba gerektirmesiyle açıkladı.
Bu deney ezberci eğitimin sanal bir güven vericilik yarattığını ortaya koymuştu. Akıcı konuşan bir öğretmeni dinlemek, notlar alıp altını çizmek ve hazır cevabı tekrar etmek insana öğreniyormuş hissi veriyordu. Zihin zorlanmıyor ve dolayısıyla kişi aldığı notlarla kendisini başarılı hissediyordu. Sorgulamak ise rahatsız ediciydi. Sorgulama öğrencilerin ne kadar az şey bildiklerini fark ettiriyordu. Öğrenciler çelişkilerle karşılaşıyor, kesinlik duyguları sarsılıyor bazen sevdikleri bir düşüncenin yanlış olabileceğini görüyorlardı. Böylece his olarak kendilerini daha yetersiz görmelerine rağmen konuyu çok daha kapsamlı ve katmanlı şekilde öğrenip aynı sınavlarda çok daha üstün başarılar elde ediyorlardı. Ezber bir tür rahatlık ve konfor alanıydı, sorgulamak ise efor ve belki 4 kat çaba gerektiriyordu.
Ezbercilik ilginç bir psikolojik güvenlik düzenidir ve eğitmenler bunu çok iyi bilirler. Kişiye belirsizliği hazır cevaplarla kapatmayı öğretir. Her karmaşık olay için zaten önceden verilmiş cevaplar vardır ve her mesele için akıl yürütmek yersizdir, cevabı zaten önceden verilmiştir. Ama ya cevaplar yanlışsa?
Ezbere dayalı konuşan insanlar dikkatli ve sorgulayan insanlardan daha bilgili sanılabilir. Şüphe etmek karakter kusuru gibi gösterilir ve sorgulayan zihin hemen marjinalleştirilerek dışlanır.
Ezberci fabrikası olan okullarda yetişen çocuklar büyüdüklerinde ne mi oluyor? Çocuk okulda otoriteyi sorgulamamayı öğrendiyse aynı yöntemi dini alana da taşıyor. Din ona araştırılması gereken bir hakikat olarak gelmiyor ve büyüklerden devralınan kapalı bir paket olarak zihinde zaten yer ediyor. Ayetin ne dediğinden önce mezhebin ne dediğini, Allah'ın hükmünden önce hocanın yorumunu, Kuran'ın açık ifadesinden önce yüzyıllar boyunca tekrarlanan kabulleri hakikat zannediyor. Böylece dinin kendisi ile din adına üretilmiş kültür birbirine karışıyor.
Aynı mekanizma ters yönlerde de çalışabilir. Sorgulama becerisi gelişmemiş bir zihin sorgulamadan reddetmeye de yatkındır. Çünkü ezberci eğitim insana bir iddiayı nasıl test edeceğini öğretmez, sadece hazır bir sonuca en kısa yoldan ulaşmayı öğretir. Bu yüzden genç birey çocukluğunda kendisine sunulan din anlayışındaki çelişkileri fark ettiğinde çoğu zaman o yorumlarla vahyi birbirinden ayıracak zihinsel araçlara sahip olmaz. Yanlışın kaynağını araştırmak yerine yanlış bulduğu yapının tamamını reddetme eğilimine girebilir. Pedagojik açıdan bu durum eleştirel düşünme eksikliğinin psikolojik açıdan ise bilişsel hayal kırıklığının ve ya hep ya hiç düşünme eğiliminin doğal bir sonucudur. Böylece kişi sorgulamadan kabul eden bir uçtan yine sorgulamadan reddeden diğer uca savrulabilir. Her iki durumda da değişmeyen şey zihinsel yöntemdir. Gelenek anlatısını doğrudan kabul eden zihin ile dini külliyatın tamamını reddeden zihin aslında ikiz kardeştir.
Güçlü zihin bilginin sınırlarını görebilen, deliller arasında ayrım yapabilen ve yeni kanıt karşısında görüşünü sorgulayan zihindir. Sorgulama ise iddia ile delili, gelenek ile vahyi, yorum ile metni, makam ile hakikati birbirinden ayırabilmektir.
Kuran'da kurulan paradigmada insandan körü körüne inanması asla istenmez. Bakması, düşünmesi, gözlemlemesi, akletmesi, karşılaştırması ve delil istemesi gerektiği vurgulanır. Eğer doğru söylüyorsanız iddianızı kanıtlayın ve delillerinizi getirin çağrısı Kuran'ın genelinde sürdürülür. Evren yasaları ile ana vahiy metninin karşılıklı okunması istenir ve bunu yaparken de aklın aktive edilmesi birinci önceliktir.
Kuran'ın öğrettiği sorgulama yönteminde önce iddianın kaynağı sorulur. Bu hüküm Kuran'da gerçekten var mıdır yoksa sonradan üretilmiş bir yorum mudur? Ardından delil incelenir. Ayet kendi bağlamında mı kullanılmıştır yoksa önceden kabul edilen sonucu doğrulamak için mi parçalanmıştır? Sonra tutarlılık aranır ve son olarak yanlışlanabilirlik ilkesi gelir. Bir görüşü savunan kişi hangi delil karşısında fikrini değiştirecektir? Cevap hiçbir delil ise karşımızda zaten kapalı bir otorite düzeni vardır demektir.
Allah'ın indirdiğine uymaları söylendiğinde, Hayır biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız diyen kitle ezberci kitledir. Bir fikrin, ideolojinin ya da inancın eski olması, çok kişi tarafından benimsenmesi veya saygın kişilerce aktarılması onu kendiliğinden doğru yapmaz. Hakikatin ölçüsü gözlem, sorgulama, delil toplama, kanıtlara ulaşma, analiz ve sonuç şeklinde ilerler.
Kuran dışı dini Hakk dinden ayırmanın başlangıç noktası sorgulamaktır. Allah'ın söylediği ile Allah adına söylenenleri birbirinden ayıracak zihin yapısını ne yazık ki okullarda bize verilmiyor ve okulların çürüttüğü zihnimizi toparlamamız 30 senemizi alabiliyor. Bu ciddi bir zaman kaybıdır. Hiçbir hoca, mezhep, cemaat veya tarihsel sözde otoriteler sorgulanamaz değildir. Bir kişinin sözünü denetlenemez, değiştirilemez ve Allah'ın hükmüne denk bir otoriteye dönüştürmek insanların kendi aralarında bazılarının bazılarını Rabb'ler edinmesi anlamına girer ki Ali İmran 64 ile çelişir.
Soru sormak hakikate ulaşmanın aracıdır. Kendisini eleştiriden korumak için korkuya, sosyal baskıya ve lider dokunulmazlığına ihtiyaç duyan yapılara Kuran'da meydan okunur.
Rabb'inizden size indirilene uyun. O'nun astlarından başka velilere uymayın. Ne kadar az hatırlayıp dikkate alıyorsunuz!
Araf 3
Çocukluğunda hazır bir paketten beklenen cevabı vermeye alıştırılan kişi yetişkinliğinde kendisine hazır bir inanç sunan hiçbir otoriteyi sorgulamayacaktır. Soru üretmeyi, delil aramayı ve görüşünü sınamayı öğrenen insan ise Allah'ın sözü ve yasası ile insanların sözünü ve uydurma yasalarını ayırabilir.
Ezberci sistem çocuklarımıza hatalı bir cevap anahtarını miras bırakır. Günümüzde savaş zihinlerdedir. Allah kamil insan inşasında kişiden zihnini başkasına teslim etmemesini, işitmesi, düşünmesi, ayırt etmesi ve ulaştığı sonuçtan bizzat sorumlu olmasını ister.
Yorumlar
İlk yorumu sen yaz.



