Bence bütün dinlerde yapılan bireysel ritüeller sadece kişinin vicdan rahatlatma ve psikolojik deşarjıdır. Asla geçek dünyada eyleme geçiremiyor, ör ahlak, iyi olma durumu, aklını kullanma, yardım etme gibi durumlar. Kuran eylemde bulunmadıkça kurtuluşa eremesiniz diyor. Ama yapılan ritüelde kalıyor saygılar
Ne zaman eyleme geçeceğiz?
Ritüel ile kavram tartışması arasına sıkışmışlık | Din toplumu neden dönüştüremiyor?
Din insanlara dünyada sorumluluk yüklemesi gerekirken zamanla bu sorumluluktan kaçmanın aracına dönüşmüş olabilir mi? Geleneksel din anlayışındaki insan, yaptığı ritüellerin kendisini dönüştürmesini umuyor ve dini yerine getirilmiş ritüeller bütünü olarak görüyor. Ritüelleri yerine getiren fakat çevresindeki bozulmaya müdahale etmeyen, yardım yapan fakat yoksulluğu üreten düzeni sorgulamayan, beddua eden ama adaleti tesis etmek için kılını kıpırdatmayan, kutsal metni bilmeden ezbere savunan fakat onun taleplerini toplumsal programa dönüştüremeyen bir insan tipini yaratan gelenek anlatısı son demlerini yaşıyor.
İslam coğrafyası ve modern müslüman zihni önemli bir krizin içinden geçiyor. Bizzat eylemsel olma vasfını yitiren müslüman kimliği toplumsal dokuyu onarıcı, düzeltici ve iyileştirici tüm fonksiyonlarından soyutlanmış ve statükoyu koruyan mekanik ritüeller bütünüyle uyuşturulmuş durumda. Hatta sokağa çıkıp bir kaç slogan atmanın görevi tamamlama hissi yaratması dahi kimseyi rahatsız etmiyor.
Buna tepki olarak ortaya çıkan ve kendisini modern ya da Kuran merkezli olarak tanımlayan çevreler ise başka bir çıkmaza sürükleniyor. Sürekli gelenek eleştirisi yapılıyor ancak eyleme nasıl geçileceğini kimse konuşmuyor.
Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo iki ana akımın eylemsizlikte buluştuğu trajik bir ortaklıktır. Kuran merkezciler de eyleme dönüştürememe hastalığı ile burun burunadır.
Geleneksel din anlayışı tarihsel süreçte iktidarların ve sermaye sahiplerinin statükosunu sarsmamak adına Kuran'daki devrimci ve dönüştürücü kavramların içini boşalttı, Kuran'ın yanına binlerce insan yazımı ilave ekledi ve dinin arı duru suyunu bulandırdı. Bu bir gerçek. Gelenek dinin toplumsal düzlemdeki eylemselliğini sıfırladı.
Geleneksel yapının bu felç edici durumuna tepki olarak doğan Kuran merkezli okumalar ise devraldıkları enkazla uğraşırken enkazın mimari planlarını tartışmaktan eyleme geçememe gibi bir problemle karşı karşıya kaldı. Sağlam bir metodolojileri, eyleme dönüştürücü bir algoritmaları bulunmadığı için sürekli gelenek reddiyeleri etrafında dönen bir patinaj halindeler.
Geleneksel yapı dinî otoriteyi ruhbanlaştırmış ve eylemi daima merkezi bir güce havale etmiştir. Bu yaklaşım bireyin sistem kurucu iradesini de elinden almıştır. Hiçbir birey şuan sistemi değiştirebilecek güce sahip olduğuna inanmıyor.
Eleştirinin sınırlarını aşıp dinin kaybedilen düzeltici ve iyileştirici fonksiyonlarını yeniden sistematize etmek zorundayız.
Çözüm her ilkeyi ölçülebilir bir toplumsal göreve bağlayan yeni ve bilgiyi doğrudan pratiğe dönüştüren bir çalışma metodu üretmektir.
Teoriler artık pratiğe uygulanmalıdır.
Sorumluluk Kuran ilkelerinin bozulan dünyayı onaracak bir sisteme, bir mimariye ve somut bir eylem planına dönüştürülmesiyle başlar.
Din bir inşa faaliyetidir, inşanın olmadığı yerde sadece kavram tartışılıyorsa orda felsefe yapılıyor demektir.
Dini artık kişiye kaç sevap kazandığını, kaç günahının silindiğini bildiren bir hesap sistemi olmaktan veya kavramların sonsuz biçimde tartışıldığı bir düşünce kulübü görünümünden çıkaralım.
Bozulmuş olanı onarma, zayıf bırakılmış olanı güçlendirme, kaynakları adaletle dolaşıma sokma, yönetici erki uyarma, yönetici sınıf üzerinde demokratik baskı kuracak sivil örgütlenmeler inşa etme ve insanları ortak Kuran ilkeleri çerçevesinde harekete geçirerek mümin dayanışmaları halkalarının kurulması çağrısını yaygınlaştıralım.
Bir düşüncenin doğruluğu hangi yarayı iyileştirdiğiyle sınanmalıdır. Kavramdan pratiğe, ritüelden sorumluluğa, yardımdan ıslaha geçilmediği sürece din konuşulmaya devam edilir fakat çürüme ve toplumsal yıkım derinleşmeyi sürdürür.
Eyleme geçecek miyiz?
Yorumlar3
Okuduğum en sağduyulu, en gerçekçi, mükemmel tesbitler içeren bir yazı. Yazarını tanımak isterdim, hatta tüm Müslümanların yakından tanımasını isterdim.
"Eyleme geçecek miyiz?" sorusu aslında çoktan cevaplanmış durumda ve cevap acı: hayır, en azından yeterince değil. Hem gelenekçi hem Kuran merkezli çevrelerin eylemsizlikte buluştuğu tespiti çok cesur ve bir o kadar da gerçekçi. Kavramları tartışmak, mealleri karşılaştırmak, kökleri incelemek elbette gerekli ama bunlar bir amaç değil araç olmalı. Sizin de vurguladığınız gibi, "hangi yarayı iyileştirdiği" sorusuna cevap veremeyen hiçbir teori gerçekten din adına konuşmuyor demektir. Vakit daralıyor ve her geçen gün bu patinaj bedelini toplumsal çürüme olarak ödüyoruz. Bu yazı bir uyarıdan öte bir çağrı, keşke gerçekten duyulsa.



