Dini cemaat ve tarikatlar istihbaratların kullanışlı aparatları olabilir mi?
Kuran'dan kopmuş dini gruplar
İstihbarat teşkilatları bir ülkedeki dini cemaatlerin ve tarikatların içine sızarak onları yönlendiriyor olabilir mi? Bu yapılar dışarıdan müdahaleye açık kullanışlı aparatlara dönüşebilir mi? Dahası bir yapı kendi iradesiyle hareket ettiğini düşünürken aslında ideolojisini ve faaliyet alanını başkalarının hazırladığı bir veri seti içerisinden seçiyor olabilir mi?
İstihbarat servisleri hiçbir zaman sıfırdan yeni bir inanç türetmez ve buna gerek de yoktur. Her zaman hazır bir cemaat ya da tarikat, güven ilişkileri, itaat kültürü, para dolaşımı, uluslararası bağlar ve yetişmiş insan kaynağıyla zaten kurulmuş organizasyonlar her yerde mevcuttur. Yapılması gereken karar verici birkaç kritik noktayı ele geçirmektir.
Bu düşünceler her ne kadar komplo teorisiymiş gibi değerlendirilse de tarih bu yöntemin somut örnekleriyle doludur. Deşifre edilmiş eski dosyalar bize bunu gösterir. İstihbarat servisleri, üzerinden belli bir zaman geçtikten sonra Eipstein dosyası, bazı kritik finans akışlarının içerikleri, çalınmış e-postalar veya sözde UFO dosyaları gibi kayıtları halka açabilir. Nadiren dini yapılara nasıl sızdıkları konusunda veri paylaşırlar ve bu konuda dikkatlidirler. Elimizdeki delillerle konuyu inceleyelim.
Sovyet gizli polisi 1920'lerde Rus Ortodoks Kilisesi içinde kullanışlı bir damar keşfetmişti. Yaşayan Kilise isimli hareketin içine sızmayı amaçladı ve başardı. Başlangıçta bu hareket yenilenme arzusu taşıyan bir heyecan barındırıyordu ama istihbarat dokunuşuyla hareket radikalleşti, zamanla ana kiliseyi parçalamak ve rejime bağlı bir ruhban sınıfı oluşturmak için kullanılan ve tamamıyla istihbarat tarafından yönlendirilen bir cephe örgütüne dönüştü. Yani mevcut bir çatlak keşfedilmiş ve devlet çıkarı için kullanılmıştı.
CIA'nın Tibet operasyonu da benzer fakat daha farklı bir model içeriyordu. CIA Tibet Budizmini ve Dalai Lama çevresindeki dini ve milli meşruiyeti kullanarak propaganda, istihbarat ve gerilla faaliyetlerini desteklemeye karar verdi. Açıklanan Amerikan belgeleri CIA'nın Dalai Lama'nın takipçilerinden yararlandığını, sürgün yönetimine para aktardığını, siyasi temsil merkezleri kurdurduğunu ve paramiliter faaliyetleri desteklediğini açıkça göstermişti.
Buradaki esas model, çıkarlar çerçevesinde dini meşruiyetin yönünü değiştirmekti. İnanç görünürde aynı kalacak fakat cemaatin önceliği, ittifakları ve hareket biçimi yeniden düzenlenecekti.
Mesela 1960'lardaki Moon tarikatı da doğrudan CIA tarafından kurulmamıştı ama ABD istihbarat çevreleri tarafından operasyonel bir paravan ve propaganda aracı olarak kullanılmıştı.
Sızma çoğu zaman doğrudan dini liderle başlamaz. Liderin özel kalemi, para sorumlusu, yurt dışı temsilcisi, tercümanı, hukuk danışmanı, okul yöneticisi veya iş dünyasındaki destekçisi daha uygun hedeflerdir. Binlerce müridin ne düşündüğünü kontrol etmek zaten gereksizdir. Liderin kimlerle görüşeceğini, kimin terfi edeceğini, paranın hangi ülkeye aktarılacağını ve hangi kadroların devlet kurumlarına yönlendirileceğini etkileyen birkaç kişi yeterli olacaktır.
Yönlendirme teknikleri de son derece hassastır. Cemaat veya tarikat içindeki işbirlikçi istihbaratçı zamanla şu kişi hareketimiz için tehlikelidir demeye başlar. Şu devlete hizmet edin yerine asıl tehdidin şu ideoloji olduğunu anlamalısınız telkini yapar. Bu ülkeye kadro gönderin yerine oradaki eğitim, ticaret ve genişleme fırsatlarını över ve bu teknik olarak daha yumuşak ve ikna edicidir. Bu yolla dışarıdan verilen istikamet zamanla cemaatin kendi fikriymiş gibi içselleştirilir.
Bir cemaate veya tarikate kiminle mücadele etmesi gerektiği kabul ettirilirse enerjisi de artık yönlendirilmeye hazır olur. Her cemaat ve tarikatın muhakkak soyut veya somut bir düşmanı vardır. ABD'nin Soğuk Savaş belgelerinde İslam'ın komünizme karşı güçlü bir bariyer olarak değerlendirildiği açıkça görülür. Türkiye'daki dini potansiyeli değerlendiren Amerikan stratejistleri Sovyet tehdidine karşı en kuvvetli antikomünist yapıların burada kurulması gerektiğine karar verir.
Türkiye'de 1950'lerden itibaren gelişen antikomünist iklim yerel muhafazakarlık, milliyetçilik, devlet politikası ve toplumsal korkuları da yönlendirdi ve ortak bir düman seçildi. Din aslında doğası gereği yoksulluk, adaletsizlik ve iktidarın denetlenmesi gibi alanlarda farkındalık yaratmalıydı ama Türkiye'de bu alanlardan uzaklaştırıldı ve komünizme karşı savunma hattı olarak konumlandırıldı. Bu iklimde yerli ve 'ehli sünnet' tandanslı dini gruplar yükseltildi ve ideolojik seferberlik ağları haline getirildi.
Soğuk Savaş ağları üzerine yapılan akademik çalışmalar da CIA'nın önemli rolüne rağmen bütün antikomünist hareketleri tek merkezden yönetecek güce kavuşamadığını ortaya koyar. Ama yerel çıkarların, inançların ve farklı finans kaynaklarının yönetimi konusunda aktif rol oynadığı bir gerçektir.
1979-1989 Sovyet işgali sırasında CIA ve Suudi Arabistan istihbaratı mevcut İslami medrese ve tarikat çevrelerine devasa kaynaklar akıtarak onları küresel bir cihat şebekesine dönüştürdü. Sıfırdan bir din kurulmadı, var olan dini yapılar istihbarat eliyle silahlandırılıp politize edildi.
Başta Fetullahçılık olarak bilinen yapı Türkiye'deki istihbarat müdahalesinin zirvesidir. Yapının devlet kurumlarına sistemli biçimde kadro yerleştirdiği, eğitim kurumları, sınav hazırlık merkezleri, iş dünyası, medya, polis ve yargı üzerinden kapalı bir güç ağı kurduğu geniş ölçüde belgelenmişti. Yapının en öne çıkan özelliği dini bağlılığın kurumsal sadakate ve kurumsal sadakatin de devlet içinde örgütlenmeye dönüştürülmesiydi.
Hareket Amerikan odaklarca ılımlı, eğitimci, bilim yanlısı ve diyalogcu İslam ambalajıyla pazarlandı ve dünyada her ülkeye kolaylıkla sızabildi. Dini yapıların kullanışlı aparatlar olduğunu gösteren en önemli örnekti. Orantısız büyümesi sonucu bir devlet krizine dönüştü.
Peki bu vakadan gereken dersler çıkarıldı mı ve günümüzde hangi cemaat ve tarikatler istihbarat aparatı olma riski taşımakta?
Müridinin sorgulamasını günah sayan, mali kaynaklarını açıklamayan, bürokrasiyle sıkı ilişkiler yürüten, liderinin hayatını denetlenemez hale getiren, yurt dışına belirsiz para transferleri gözlemlenen, mensuplarını devlet kurumlarına topluca yönlendiren, çocukları ailelerinden koparıp onları daha fazla sahipleniyor görünen, kendi hukukunu devlet hukukunun üstünde gören ve dış dünyayı sürekli düşmanlar üzerinden tarif eden her yapı potansiyel bir güvenlik açığıdır. Peki aklımıza hiç böyle yapılar geliyor mu ülkemizde? Sanki oldukça fazla gibi.
Özellikle üç özellik bir araya geldiğinde tehlike devasa boyutlara ulaşır. Mutlak itaat, gizli kadrolaşma ve uluslararası finans. Çünkü mutlak itaat bireyin iradesini yok eder, gizli kadrolaşma devletin korunma hatlarını deler ve dış finansal hareketler ise yapının yönünü başkasının eline teslim eder.
Çoğu üye 'ibadet ettiğini', çocuk yetiştirdiğini, yardım topladığını veya manevi bir amaç taşıdığını düşünebilir. Ama hangi dine hizmet ettiğini sorgulamaz. Tarikat ve cemaatlerde liderin doktrinleri okutulur, asla ve asla Kuran okutulmaz hatta Kuran okunması yasaklanır. Ülkemizde finansal olarak güçlü, cemaat sayısı bakımından geniş ve devlet ile ilişkileri bakımından 'kayırılan' cemaat ve tarikatların tamamının ortak bir sloganı vardır: 'Kuran müslümanlığı diye bir sapıklık çıktı!' Ortak hareket alanı Kuran düşmanlığıdır.
Operasyonun tamamını yalnızca en üstteki birkaç kişi bilir. Bazen onlar da bütünü göremez, gördükleri ilgi, korunma, lüks ve kaynak karşılığında kendilerine önerilen yönü hizmetin maslahatına uygun sanırlar.
Açık bir düşmana karşı toplum kendini savunabilir. Fakat kutsal sözlerle konuşan, yardım yapan, okul açan ve insanların güvenini kazanan bir yapının içindeki yabancı yönü fark etmek oldukça güçtür. Ama Kuran bu haberleri zaten önceden vermiştir:
Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı sarılın ve fırkalara ayrılmayın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani bir zamanlar, birbirinize düşmandınız da O'nun kalplerinizi kaynaştırması sayesinde kardeş oldunuz. Ve yine ateş çukurunun tam kıyısında bulunuyorken, sizi ona düşmekten O korudu. İşte Allah ayetlerini böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız.
Ali İmran 103
Kuran-dışı dini yapılar insanları Allah'ın sözü etrafında birleştirmek yerine liderler, cemaatler ve çıkar grupları etrafında böler. Bölünen 'müslümanlar' zayıflar ve her biri kendi çıkar grubunu savunur hale gelir.
Zarar vermek, gerçeği örtmek, nifak çıkarmak, Allah ve Resul'üne karşı daha önce savaşanlara gözcülük yapmak üzere mescit yapan kimseler: "Biz yalnızca iyilik yapmak istedik." diye yemin ederler. Oysaki Allah, onların yalan söylediklerine tanıktır.
Tevbe 107
Ne kadar da çarpıcı bir ayet öyle değil mi? Dışarıdan ibadet yeri gibi görünen bir kurumun gerçekte zarar verme, bölme, gerçeği gizleme ve gözetleme üssü olarak kullanılabileceği son derece ürkütücü değil midir? Ayette geçen irsad gözetleme, pusu veya ileri karakol oluşturma anlamı taşır yani tam bir istihbarat aparatı olma durumudur.
Ve Kuran-dışı cemaat ve tarikatlara müthiş bir uyarı gelir:
Hakk'ı batılla karıştırıp bile bile Hakk'ı gizlemeyin.
Bakara 42
İstihbarat yönlendirmesi hakikatin içine yalan, çıkar ve seçilmiş bilgi karıştırır. Bu nedenle ayet dini söylemin propaganda, uydurulmuş sözler, siyasi ideoloji ve manipülasyonla karıştırılmasına güçlü bir biçimde karşı çıkar.
Bir ülkede hiçbir vatandaşın sahip olmadığı ölçüde para, itaat, insan kaynağı ve devlet erişimi bir dini cemaat ve tarikatın elinde toplanıyorsa buna karşı tetikte olmamız gerekmez mi?
Sorgusuz itaat, tarihi yalanlar, denetimsiz para ve kutsallaştırılmış liderlik. Cemaatler Kuran'dan ve şeffaflıktan uzaklaştıkça, hesap vermekten kaçındıkça, finans kaynaklarını gizledikçe ve siyasi ihtiraslara kapıldıkça manipülasyona açık hale gelirler. Onları kullanışlı aparata dönüştüren şey Kuran'dan kopmalarıdır. Asıl savaşı cephelerde zannederiz ama modern dünyada inancın ve aidiyetin en mahrem alanları işgal edilmiş durumdadır. Ve kazanan genellikle en sinsi düşmandır.
Sakallı, sarıklı ve cübbeli biri çıkıp bize Kuran'da yer almayan kuralları 7/24 anlatıp dayatıp onun uydurulmuş kurallarını kabul etmeyenleri 'kafir' ilan ediyorsa bilmeliyiz ki bizi uyuşturmaya, Kuran'dan uzaklaştırmaya ve dış tehditlere karşı savunmasız bırakmaya çalışan bir aparattır. Amacı itaat kültürü yaratarak zamanı geldiğinde kitleleri kullanmaktır. Panzehir her zaman aynıdır: Kuran'a sımsıkı sarılmak.
* Çalışma konusu: İslam'da üniforma var mıdır? Dini liderlerin dresscode'u olur mu?
Yorumlar
İlk yorumu sen yaz.



