Halklar neden uyur?
Fransız İhtilali örneğinin bize hatırlattıkları üzerine
1789 yılında Paris sokaklarında yankılanan özgürlük, eşitlik ve adalet sloganları aslında yüzyıllardır insan onurunu ayaklar altına alan ve alınyazısı denilen o sahte kabullenişin reddi olabilir miydi? Bastille Hapishanesi'nin duvarlarının top gülleleriyle yıkılmasından önce halkın zihnindeki korku duvarlarının yıkılması çok daha önemliydi. Bugün ise modern dünya ve özellikle de İslam coğrafyası o dönemin Fransız köylüsünden çok daha derin bir uykuda. Çünkü o günün tiranları aslında daha görünürdü, bugünün tiranları ise çeşitli özgürlük ambalajları ile sarılmış şekilde zihinlerimizin içinde, konfor alanlarımızda ve normalleştirdiğimiz adaletsiz düzenlerde gizli. Peki bir toplum yeniden nasıl ayağa kalkar? Kuran'ın kıyam çağrısı ile tarihin sosyolojisi nerede buluşabilir?
Fransız İhtilali'ni ekmek bulamayan halkın isyanı olarak okumak tarihi eksik anlamaktır. Halk her zaman aç kalabilir ama halkı sokağa döken şey zulüm düzeninin ürettiği umutsuzluk ve adaletsizlikti.
Dönemin Fransası'nda toplum üç sınıfa ayrılmıştı. En tepede Tanrı adına konuştuğunu iddia eden ama halkı sömüren Ruhban sınıfı, ortada kılıç ve kan bağıyla kuşanmış imtiyazlı soylular, en altta ise üreten, vergi veren ama hiçbir değer atfedilmeyen sıradan halk.
Kraliyet lüks harcamalar ve Amerikan Bağımsızlık Savaşı'na verilen desteklerle hazineyi kurutmuştu. Hasat kötü gitmiş ve gıda fiyatları fırlamıştı. Halk açlıktan ölürken Versailles Sarayı'ndaki şölenler ise devam etmekteydi.
İhtilal bir gecede olmadı. Önce zihinler evrildi. Voltaire kilisenin bağnazlığını, Rousseau toplum sözleşmesini ve Montesquieu da kuvvetler ayrılığını yazdı. Devrim önce idealarla düşünce dünyasında sonra mürekkeple neşriyatlarda ve ardından da kanla meydanlarda yazıldı. Burjuvazi sefalet içindeki baldırıçıplak olarak nitelediği halka aristokratlara karşı liderlik etti. Örgütlenme Paris'in loş salonlarında, felsefe kulüplerinde düşüncenin gücüyle devam etti ve 14 Temmuz'da Bastille'in taşlarının sökülmesiyle eyleme dönüştü.
Paris'teki kafeler ve salonlar devrimci fikirlerin konuşulduğu merkezler haline geldi. Jakoben Kulüpleri gibi siyasi yapılar halkı organize etti. Gazeteler ve broşürler elden ele dolaşmaya başladı.
Ekmek kıtlığına öfkelenen binlerce kadın ellerinde bıçak ve oraklarla Versailles Sarayı'na yürüdü ve Kral'ı Paris'e dönmeye zorladı.
Kralın yetkisi de sorgulanmaya başlandı, otoritesinin Tanrı'dan gelmediği ve bizzat halktan güç alması gerektiği fikri yayıldı. Akıl ve özgürlük kavramları kilise dogmalarının yerini almaya başladı.
Halk topyekün bir ayaklanma ile düzeni yıktı.
Bugün benzer bir aydınlanma Kuran'ın tabiri ile kıyam neden yaşanmıyor? Neden halklar modern firavunların önünde secde ediyor? Kuran bu toplumsal felci gaflet ve ve körleşme ile açıklar.
Gaflet her türlü anormalliğin normalleşmesidir. Zulmü göz göre göre kanıksamak ve düzen böyle gelmiş böyle gider umursamazlığında olmaktır. Kuran ise zihinsel melekelerini kullanmayan toplumları yaşayan ölüler olarak tasvir eder:
Doğrusu cinnden ve insten çoğalttıklarımızın çoğu Cehennem'liktir. Ki onların kalpleri vardır onunla kavramazlar, gözleri vardır onunla görmezler, kulakları vardır onunla işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibidirler, hatta daha da bilinçsizdirler. İşte gafil olanlar bunlardır.
Araf 179
Halklar uyuyor çünkü sistemler insanları gündelik hayatta kalma telaşı ile efsunluyor. Hakk olan vahyin dışındaki tüm uydurulmuş dinler bir afyon gibi sadece robotik ritüelleri öğütleyen ve adaleti öbür dünyaya erteleyen bir mekanizmaya dönüşüyor. Oysa Musa Firavun'a karşı aktif mücadeleyi örgütlememiş miydi?
Eğer bugün yeni bir Bastille yıkılacaksa bu taş duvarlar neler olabilir? Yolsuzluk, adaletsizlik, ahlaki çöküntü, halkı bilerek fakirleştirenler, cahil bırakanlar, biriktirme hırsı ile kamunun mallarını kullananlar, fake dinler uydurarak insanlığın uyanışını engelleyenlerin kurduğu kalın ve büyük duvarlar olabilir mi? Kuran Fransız İhtilali'nin insan aklıyla bulduğu doğruları vahyin rehberliğiyle mükemmelleştirerek bize aslında kıyam reçetesi sunmuyor mu?
Hiçbir devrim bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyerek başlamadı. Kuran ezilenler uğrunda mücadele etmeyenleri sert bir dille sorguluyor. Bireysel dindarlığı yıkmamız ve toplumsal sorumluluğu öne çıkarmamız gerektiğini vurguluyor:
Size ne oluyor da Allah yolunda ve: "Ey Rabb'imiz! Bizi halkı zalim olan bu beldeden çıkar, katından bize bir veli ver, bize katından yardım edecek kimseler ver." diyen mustaz'af erkekler, kadınlar ve çocuklar için savaşmıyorsunuz?
Nisa 75
Fransız İhtilali sonrasında devrim kendi evlatlarını yemiştir evet çünkü adalet terazisi şaşmıştır. Kuran ise devrimin temeline kişiye göre değişmeyen mutlak adaleti koyar. Bir aydınlanma hareketi, en yakını bile olsa suçluyu kayırmadığımız an başarıya ulaşabilir:
Ey inananlar! Kendinizin veya ana-babanız ve en yakınlarınızın aleyhine bile olsa, zengin veya fakir de olsalar -ki Allah o ikisine de daha yakındır, adaleti Allah için şahitlik eden kişiler olarak ayakta tutun. Hevanıza uyarak adaletten sapmayın ve doğruyu eğip bükmeyin. Muhakkak ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
Nisa 135
Krallıkların ve diktatörlüklerin panzehiri ben yaptım oldu ve yetkiyi tanrıdan alıyoruz zihniyetinin reddidir. Fransız İhtilali bağımsız meclislerin kurulmasına önayak oldu ama Kuran bunu yüzyıllar önce bir yönetim ilkesi olarak zaten belirlemişti. Kurtarıcı lider beklemek yerine ortak aklı işletmek esastır:
Rabb'lerinin çağrısına uyarlar ve salatı ikame ederler. Onlar, işlerini birbirlerine şura ile yaparlar. Kendilerine verdiğimiz rızıktan infak ederler.
Şura 38
Fransız İhtilali'nin kıvılcımı ekmekti ve ekonominin saray çevresine sıkışmasıydı. Kuran, kapitalizmin ve oligarşinin en büyük korkusu olan şu ilkeyi ortaya koyar ama müslimler uygulamak için yeterli cesareti gösteremez: Para sadece zenginlerin arasında dolaşan bir güç olamaz. Sosyal adalet olmadan İslami bir düzenden bahsedilemez:
Allah'ın, kentler halkından, Resul'üne verdiği feyler; aranızda zenginliğe neden olan, elden ele dolaşan bir zenginlik olmasın diye; Allah, Resul, yakınlık sahipleri, yetimler, miskinler ve göçmenler içindir. Resul size ne verdiyse onu alın. Sizi neden alıkoyduysa ondan vazgeçin. Allah'a karşı takva sahibi olun. Kuşkusuz Allah, azabı şiddetli olandır.
Haşr 7
Aslında tarih tekerrür etmez, hatalar tekerrür eder. Fransız halkı kralların Tanrısal yetkilerini sorguladığında zincirlerini kırmıştı. Bugünün Müslümanları da üzerlerine serpilmiş ölü toprağını ancak Kuran'ı bir hayat nizamı ve devrim manifestosu olarak okuduklarında atacaklardır.
Bastille Hapishanesi artık yerinde durmuyor, taşları sökülmüş ve Concorde Köprüsü yapımında kullanılmıştı. Peki bizler kendi hapishanelerimizin duvarlarını yıkabilecek miyiz?
Yorumlar
İlk yorumu sen yaz.



