Hayvanat bahçelerinin görünmeyen kirli yüzü
Küresel insanat bahçesinde gönüllü tutsaklık üzerine
Hayvanat bahçelerinin o pırıltılı ve sözde eğitici vitrininin arka planında, kafeslerin iç taraflarında pek de görmediğimiz derin ve karanlık bir gerçeklik yatıyor aslında. Hayvanların doğal ortamlarından koparılıp beton hapishanelere mahkum edilmeleri ciddi psikolojik ve ekolojik yıkımları da beraberinde getiriyor. Peki kendimizi özgür zannederken bizler de geniş bir insanat bahçesinin tutsakları olabilir miyiz? Önce hayvanların yaşadıkları işkencelere şöyle bir bakalım, sonra da kendi gerçekliğimizi keşfetmeye çalışalım.
Hayvanat bahçelerindeki hayvanların birçoğu zoochosis adı verilen bir tür hapishane sendromu yaşar. Kendi etrafında dönme, baş sallama, kafes tellerini ısırma veya kendini sakatlama gibi belirtilerle baş gösteren bu durum hayvanın delirmeye başladığının kanıtı olarak kabul edilir.
Birçok geniş ölçekli hayvanat bahçesi hayvanların bu anormal davranışlarını halka göstermemek için onlara gizlice psikolojik 'tedavi'ler uygular. Prozac, valium ve diğer antipsikotik ilaçlar hayvanların donuk ve uslu görünmesi için yemeklerine karıştırılır. Anormal olan hangi durumdur acaba ve tedavi diye yutturulan şey doğasından koparma çabası olabilir mi?
Ziyaretçiler köşesinde sessizce duran bir aslana bakıp ne kadar da heybetli ama ne kadar da sakin diye düşünebilir ancak gerçekte o hayvan ağır dozda antidepresanların etkisindedir.
Özellikle büyük memeliler için itaat sağlamak fiziksel baskı ve şiddet olmadan neredeyse imkansızdır.
Hassas olan kulak arkaları ve burun içlerine saplanan keskin metal kancalar bullhook olarak bilinir ve büyük memelilerin insanlardan korkarak itaat etmesini sağlar. Göz önünde yapılmayan bu 'eğitim'ler hayvanın doğal yapısını kırmak üzerine çalışır.
Hayvanlar henüz bebekken annelerinden ayrılır ve insan otoritesine boyun eğmeleri için karanlık bölmelerde ve kısıtlı hareket alanlarında tutulurlar.
Hayvanat bahçeleri birer ticari işletmedir ve ekonomik değeri kalmayan hayvanlar büyük bir yük haline gelir.
2014'te Kopenhag Hayvanat Bahçesi'nde sağlıklı bir zürafanın sistemsel fazlalık olduğu gerekçesiyle ziyaretçilerin gözü önünde öldürülüp aslanlara yedirilmesi vakası büyük bir travma yaratmıştı.
Avrupa'da her yıl binlerce sağlıklı hayvan popülasyon yönetimi adı altında gizlice öldürülür. Ziyaretçilerin sevdiği o sevimli bebekler büyüyüp bakımı zor yetişkinler haline geldiğinde sessizce ortadan kaldırılırlar.
Hayvanat bahçeleri bir illüzyondur ve hayvanat bahçesi analojisini insan toplumuna uyarladığımızda karşımıza çıkan tablo sınırları algılarla çizilmiş devasa bir insanat bahçesi'ne dönüşür. İnsanlar gönüllü kölelik mekanizmalarıyla zihinsel ve bilişsel parmaklıklarla kontrol altında tutulur.
Gerçeği örtenlerin durumu, çağırmaktan, seslenmekten başka bir şey duymayan haykıran kimsenin durumu gibidir. Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bu nedenle onlar akıllarını da kullanmazlar.
Bakara 171
Bizi bu hale getiren nedir günümüzde?
Guy Debord'un gösteri toplumu dediği şey tam olarak budur. Hayat yaşanmak yerine sadece seyredilen bir imaja dönüştüğünde insan artık o imajın içindeki bir sergi nesnesi haline gelir. Ekranların arkasında sergilenen ışıltılı yaşamların kahramanları esasında karanlık tutsaklardır ve bunu asla görmeyiz. İllüzyon bizi etkisi altına alır.
İnsanlık tıpkı hayvanat bahçelerindeki karanlık tekniklere benzer şekilde spor, müzik, finans, gastronomi, moda, eğlence, sinema ve dizi endüstrilerinin zihin kontrol kuşatması altındadır.
İnsanda bunun karşılığı şudur:
- İrade alanının daraltılması
- Dikkatin ele geçirilmesi
- Anlamın dağıtılması
- Topluluğun parçalanması
- Korku ve arzu üzerinden yönetim
İnsan da hayvan gibi dar bir yaşam alanına sıkıştırıldığında aynı döngülere takılır, sürekli ekran kaydırma, kısa içerik bağımlılığı, sessizliğe tahammülsüzlük, dikkat dağılması, kronik tatminsizlik, banka hesabını periyodik kontrol etme, dopamin bağımlılığı, hızlı hazza ulaşma tutkusu, sahte bağlar, eğitim adı altında itaat ve kölelik üretimi, ekonomik değeri azalanların görünmezleşmesi, işsizler, yaşlılar, yoksullar, krizlerde feda edilen kitleler…
Tam bir insanat bahçesi değil midir?
Bu durum tutsak zihnin kendini tekrarlarla oyalamasından başka bir şey değildir, bizi kimin hangi amaçla neyden uzak tuttuğunun farkına bile varmadan döngüyü sürdürürüz. Bizi hakikatten uzak tutmak istiyor olabilirler mi?
Peki insanat bahçesinden nasıl çıkacağız?
- Günde 5 saat ekran orucu tutarak,
- Haftada 2 gün gündemle ilgilenmeyerek
- Tüketim günlüğü tutarak, bunu niye aldım? buna ihtiyacım var mı sorularını sorarak.
- Borç azaltma planı yaparak, çünkü küçük taksitler birleşerek büyük esaretler üretebilir.
- Kuran'ı her gün acele etmeden sindirerek yavaş yavaş okuyarak.
- Sosyal bağ inşa ederek, yardımlaşma, üretim ve paylaşımı standart alışkanlık haline getirerek
- Bedenimizi kontrol altına alarak, yürüyüş, uyku ritmimizi denetleyerek.
- Reklam dilini teşhis ederek, bu reklam bana ne satmaya çalışıyor diyerek.
- Put listesi çıkararak, bizi yöneten 3 temel şeyi keşfedip onlardan kurtularak.
- Hakikati alışkanlık haline getirerek, önümüze gelen her veriyi sorgulayıp doğrulayarak.
Modern insan artık hem sergilenen bir nesne hem de kendi esaretine bilet kesen bir seyirci haline gelmiştir. Küresel insanat bahçesi bizi parıltılı ekranlar, ömürlük borç senetleri ve onaylanma arzusu gibi görünmez duvarlarla kuşatmıştır. Bu sistemin başarısı mahkumun hücresini konfor alanı sanmasından ileri gelir. Kuran'ın sunduğu o büyük LA yani hayır ile başlayan reddiyesi aslında bu yapay bahçenin duvarlarını sarsan tek hakikattir.
Hayvanlar sadece doğalarında verim sağlayabilir, peki insan nasıl verim sağlar?
Onlar, yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki kendilerinin, kendisi ile akıl edecekleri kalpleri veya kendisi ile işitecek kulakları olsun. Zira kör olan gözler değildir, kör olan göğüslerde olan kalplerdir.
Hac 46
Yorumlar
İlk yorumu sen yaz.



