İlkel kabile ritüellerinin bize hatırlattıkları üzerine
Ritüel dinlerinin ortak özellikleri
قَالَ يَا قَوْمِ لَيْسَ ب۪ي ضَلَالَةٌ وَلٰكِنّ۪ي رَسُولٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ
Ey halkım, bende bir sapkınlık yok. Ben ancak alemlerin Rabb'inden bir elçiyim.
İlkel kabile dinleri olarak tanımlayabileceğimiz küçük ölçekli ve topluluk temelli inanç ve ritüeller günümüzde bazı yapılanmalara ayna tutabilir.
Afrika, Amazon veya güney Asya'nın izole kabileleri üzerinde araştırmalar yapan antropologlar kabilelerin inanç düzenlerindeki elementleri ortaya çıkardırlar. Bu elementler çok garip şekilde günümüzde varlığını sürdüren Anadolu tarikatlarının düzenleri ile oldukça örtüşen patternler sergiliyor. Biraz inceleyelim.
Sosyoloji otoritelerinden Durkheim ritüellerin ürettiği kolektif taşkınlığın topluluğun bağlarını tazelediğini öne sürer. Antropolog Clifford Geertz ise yoğun betimleme adını verdiği somutlaştırmaların yani kabilelerdeki taşlar, boyalar, çeşitli özel kıyafetler, saç kesme biçimleri, objeler, vücuda kazınan dövme ya da sembollerin anlam ağları oluşturduğunu söyler. Peki bu anlam ağları tarikat yapılarındaki tespih, taç, hırka, davul, ritüel kıyafetler, cübbe ve sakala dönüşüyor olabilir mi? Okuma alanımız bu tip somutlaştırmaların veya mistik ritüellerin hakikatin mi yoksa dalaletin mi kaynağında yuvalandığını tespit etme çabası olacak.
İlkel kabile düzenlerinde ilk göze çarpan dünyanın yalnızca görünenlerden ibaret olmadığına dair bazı kabüllerdir. Görünmeyen etkilerin, ilişkilerin ve güçlerin gündelik hayatla iç içe geçtiği düşünülür. Suların başı, koruluklar, mağaralar, ateşin çevresi gibi mekanlar sıradan olandan ayrıştırılır. Buralar inanca göre görünen ile görünmeyen arasında bir nevi geçit işlevi görür. Ay döngüleri, mevsimler, hasat öncesi ve sonrası eşiği gibi dönemler yoğunlaşmış anlamın ve ritüelin çağırıldığı kesitlere dönüşür. Yani evren yasalarının önemli dönüm noktalarına kutsallık atfedilir.
Ritüeller bu kutsallık yoğunlaşmasını karşılamanın temel aracına dönüşür. Topluluk ritim, söz ve hareketle bir araya geldiğinde olağanüstü olanla ilişki kurma imkanı arar, yani bir tür 'mistik tecrübe' peşindedirler. Uzun süren törenlerde dans, koro halinde tekrar ve ortak tempolar dikkat çeker. Beden, nefes ve odaklanma yani trans hali bir araya geldiğinde, kabile üyeleri kendi iç dünyalarında da başka bir odanın kapısının aralanacağına inanır. Bunlar bize bir yerlerden tempolu şekilde nefes alış verişler, toplu ve senkronize hareketler ve dönmeli dansları hatırlattı mı?
Bu evrende ritüel uzmanı figürleri belirir. Kabile büyücüsü, şifacı, görü sahibi yani kahin, çağırıcı ya da ritüel rehberi yani ritüelin başkanı, tümü adları ve ünvanları ne olursa olsun ortak özellikleri bir takım olağanüstülükler atfedilen kişiler olmalarıdır.
Her uzmanın yani olağanüstü yetkilere sahip öncülerin bazı nesneleri olur, davul, çıngırak, baston, hayvan kafatasları, pelerinler, boncuk dizileri, bunların tümü uzmanların özel güçler taşıdığının kanıtı olarak sunulur. Ve bu kişiler aynı zamanda bir nevi işaret taşıyıcılardır, yani rütbe sahipleri. Uzman ile kabile bireyleri arasındaki ilişki ast-üst ilişkisidir. Kabile üyeleri son derece sıradan, en alt tabakada hiçliği temsil eden bedenler iken uzmanlar onlardan ayrışır, çünkü olağanüstülük atfedilen kişiler bir nevi 'seçilmiş' kişilerdir. Postnişin'lere ne kadar da benziyor..
Kehanet ve işaret okuma pratikleri ilkel kabilelerin yöntem kısmını oluşturur. Kemik, taş, kabuk, çubuk, tohum gibi materyallerin rastlantısal dağılımından desen yorumlama, sudaki yansımayı, dumanın hareketini, kuşların anlık yönelimini okuma, rüyayı çağırma ve yorumlama teknikleri. Bunlar, varolan düzeni açıklamaktan çok kararsızlıkla baş etmenin ve anlam üretmenin yolları olarak karşımıza çıkar. Doğru bilgiye değil tamamıyla zann'a dayanır.
İnisiyasyon ve talim ritüel dilin öğrenilme biçimidir. Uzun süren hazırlıklar, gündelik hizmetle ölçülen sadakat, sembollerin yavaş yavaş açılması, bazı sözlerin yalnızca hazır olanlara öğretilmesi… Bize bazı şeyleri çağrıştırıyor değil mi?
Bir kişinin 'içeri' alınması, bir becerinin teslim edilmesi. Bir ustanın yanında geçirilen zaman, öğretiyi aktarma yollarının belki de en önemlileridir.
Bazı yiyeceklerin, bazı beden hallerinin, bazı anların bir araya gelmemesi gerektiği söylenir, kimi şeyler yalnızca belirli zamanlarda, belirli mekanlarda ve belirli hazırlıklarla yapılır. Bu ayrımlar az önceki anlam dünyasının unsurlarıdır. Hangi söz hangi zamanda söylenir, hangi adım hangi kapının önünde atılır? Arınma dediğimiz şey çoğu kez bu unsurları izlemenin bir biçimidir, suyla, dumanla, kokuyla ya da sessizlikle yapılan hazırlık ritüelin doğru akmasını sağlar.
Bütün bunlar, bize bir yerlerden tanıdık geliyor olmalı..
Peki tüm dalalet formlarına karşın Kuran bize ne diyor?
Aksine, Biz, Hakk'ı Batıl'a karşı ortaya koyarız da onun dimağını dağıtır. Böylece Batıl derhal yok olur. Nitelediğiniz şeylerden dolayı size yazıklar olsun.
Enbiya 18
Kuran kendini en doğruya ileten bir hidayet ve rehber olarak tanımlar, bilgiyle dalaleti dağıtma iddiası buradan başlar. Bu bilgi yani vahiy, toplumsal hiyerarşileri de ahlaki bir zeminde yok eder, üstünlük soy veya sınıfla değil, takva ile ilişkilendirilir. Ekonomik dolaşımda servetin belli ellerde toplanmasına karşı uyarır, paylaşımı ve adil yeniden dağıtımı hedefler. Müminlerin birbirlerinin yardımcıları olmasını, iyilik ve korunma ekseninde dayanışmayı kurumsallaştırır. Adalet emri evrenseldir ve ayrım gözetmez, yakınlık, çıkar, kimlik tanımayan bir şahitlik ve doğruluk standardı koyar. Bu çerçeve, bireysel ayrıcalıkları meşrulaştıran 'doğa üstü' veya 'seçilmiş' sınıf iddialarını ortaya koyduğu ilkelerle geçersiz kılar.
Kuran tek ve mutlak egemen otoriteye itaate çağırır. Kulluğu şekilcilik yerine takva ve doğruluk üzerinden temellendirir. Giyim ve kuşamda belirleyici olan da belli bir dini üniforma değil, edep, temizlik ve takva elbisesidir 7:26.
Din adamı sınıfı veya manastır tipi bir ritüelcilik önermez, böyle bir ruhbanlığı insanların sonradan icat ettiği bir uygulama olarak anımsatır 57:27 / 9:31.
Kuran kulluğun özünü etik ilke ve prensiplere bağlayıp merasimsel gösterişi ve ritüel dayatmasını merkeze almaz, adalet, iyilik ve dayanışmayı toplumun kalbine yerleştirir.
'Mistik tecrübe' arayışına ve taleplerine karşı sadece Kuran ayetlerini okuyup anlayıp aklederek doğru yolu bulmayı önerir.
Dalalet dünyada tüm ritüelleri, törenleri, inisiyasyonları ve sözde 'seçilmiş kişileri' ile yaygın ve çarpık bir inanç modelidir. Kuran ise bu dalalet modellerinin tamamını dağıtır ve yok eder. Kitaba sımsıkı sarılmamızı, tek kurtuluşumuzun ise bu olduğunu tekrar tekrar belirtir.
Yorumlar
İlk yorumu sen yaz.



