Resul’ün reddettiğini din diye derlemek
Kuran'ın tanımladığı Resul ile rivayet geleneğinin inşa ettiği ikinci kaynak arasındaki temel çatışma
Onlara bir ayet getirmediğin zaman, "Derleyip uydursaydın ya." derler. De ki: "Ben ancak Rabb'imden bana vahyedilene uyuyorum. Bu, iman eden bir halk için Rabb'inizden gelen bir basiret, bir yol gösterici ve bir rahmettir."
Araf 203
Resul, “hadi bir şeyler derle de bize söyle” diyenlere karşı “ben yalnızca vahyedilene uyuyorum” diyor, fakat 300 sene sonra birileri çıkıp Resul adına bir takım sözler uydurup derliyor, sonra da bunlara ‘din’ diyor.
Araf 203'teki itiraz aslında çok nettir: Muhataplar Resul'den vahyin dışında üretim yapmasını, boşluğu kendi sözüyle doldurmasını, taleplerine göre derlenmiş bir dini içerik sunmasını istiyorlar. Cevap ise vahyin sınırını net bir biçimde çiziyor: “Ben ancak Rabb’imden bana vahyedilene uyuyorum.” Bu cevap Resul'ün din adına bağımsız hüküm üreten ikinci bir kaynak olmadığını ispatlıyor. Resul'ün otoritesi doğrudan doğruya vahye sadakatinden gelir.
Bu ayette basiret, hidayet ve rahmet olarak tanımlanan şey de vahyin kendisidir. Yani insanı aydınlatan, yön veren ve rahmete ulaştıran merkez Kuran'dır. Buna rağmen vahyin dışındaki rivayet derlemeleri zamanla Kuran'ın yanına ikinci bir dini zemin gibi yerleştirildiğinde Araf 203'te reddedilen talep fiilen geri dönmüş olur. Resul hayattayken uydur, derle, bize getir teklifini reddetmişken sonraki asırlarda onun adına üretilen sözleri dinin ölçüsü yapmak ayetin çizdiği sınıra aykırıdır.
Buradaki en kritik sorun Resul'e sevgi adı altında Resul'ün bizzat ilan ettiği ilkeye ters düşülmesidir. Resul “ben vahye uyarım” derken sonraki gelenek “Resul adına nakledilen her şeyi dini delil alanına sokalım” demiştir. Bu durum Resul'ü sanki vahyin dışında konuşan, Kuran'ın tamamladığı alana ek hükümler getiren bir figüre dönüştürmektir. Oysa Kuran'daki Resul portresi Allah'ın ayetlerini tebliğ eden, vahye tabi olan ve insanları Rabbin ayetlerine çağıran bir elçidir.
Bu yüzden mesele birkaç problemli rivayet meselesi olmaktan çıkmıştır ve mesele dinin kaynak mimarisidir aslında. Kuran merkezde durduğunda Resul de doğru konumuna yerleşir; vahyin şahidi, taşıyıcısı ve uygulayıcısıdır. Fakat vahiy dışı derlemeler dinin merkezine taşındığında hem Kuran gölgelenir hem de Resul'e söylemediği sözler yüklenir. Uydurulmuş din dediğimiz şey tam olarak budur: Allah’ın indirdiği apaçık basiretin yanına, insanların derlediği zanni malzemeyi koymak ve sonra da bunu Resul'e nispet ederek kutsallaştırmak.
Sadece Kuran'a uyan Resul'e iftiralarla dolu bu vahiy dışı derlemeleri artık bıraktık öyle değil mi?
Yorumlar
İlk yorumu sen yaz.



