Jeopolitik çıkarların ötesine geçmek
Kuran'ın fesat teşhisi ve insan kalmanın bedeli üzerine
Bugün dünya insanlığı dev bir satranç tahtasının etrafında füzelerin menzilini ve stratejik ittifakların ömrünü tartışan birer taraftarlar topluluğuna dönüşmüş durumda. Sosyal medya mecraları bayrakların gölgesinde haber ve üstünlük avcılığı yapan ama aslında sadece kendi taraftarlarını besleyen bir zihin kirliliğine maruz kalıyor. İran'ın hamleleri, İsrail'in güvenlik adı altındaki genişlemesi ve ABD'nin küresel hegemonya iştahı arasında sıkışan zihinler şu can alıcı soruyu sormayı unutuyor: Bu düzenlerden hangisi bozguncu ve hangisi insanı koruyor?
Kuran'daki yaklaşım ise insanı sloganların, bayrakların veya propaganda dillerinin içine hapsolmaktan kurtararak olayların arkasındaki bozgunculuk düzenini fark eden diri bir farkındalığa çağırıyor. Bu yüzden Kuran'a göre asıl mesele fesad üreten yapıyı görmek, onu tanımak ve onun hangi dil, hangi korku ve hangi meşruiyet kılıfıyla çalıştığını teşhis etmektir.
Farketmemiz gereken detaylar devletlerin, stratejik paktların, iş birliği örgütlerinin ve diğer tüm çıkar gruplarının açıklamaları üzerine inşa ettiği istikbar yani büyüklenerek Yaratıcı'ya meydan okuma ve bu kibir kulesinin altında ezilen mustazafların yani zayıf düşürülenlerin kimler olduğunu görebilmektir.
Savaşlar her zaman karar vericilerin korunaklı odalarında başlamıyor mu? Ve bedelini korunmasız insanlar ödemiyor mu? Kuran bu hiyerarşik suç ortaklığını Sebe suresi'nde şu şekilde deşifre ediyor:
Sebe
31. Kafirler, "Biz ne bu Kuran'a ne de ondan önce gelene asla inanmayacağız." dediler. Sen bu zalimleri Rabb'leri huzuruna çıkarıldıklarında birbirlerine nasıl laf attıklarını bir görsen! Zayıf düşürülenler büyüklük taslayan kimselere "Eğer siz olmasaydınız, biz kesinlikle inananlardan olurduk." derler.
32. Büyüklük taslayanlar, mustazaflara: "Size doğru yol gösterildiğinde, sizi o yoldan biz mi alıkoyduk? Hayır! Siz zaten suçlu kimselerdiniz." dediler.
33. Mustazaflar/zayıf düşürülenler, büyüklük taslayanlara: "Hayır! Gece gündüz kurduğunuz tuzaklarla bize, Allah'ı yalanlamamızı, O'na birtakım eşler koşmamızı öneriyordunuz." dediler. Azabı gördükleri zaman için için pişman olacaklar. Kafirlerin boyunlarına demir halkalar geçiririz. Onlar, yalnızca yapmış oldukları şeylerin karşılığını görecekler.
34. Biz, hangi beldeye bir uyarıcı gönderdiysek, oranın mutref olanları: "Biz, sizin getirdiğiniz şeyleri küfrediyoruz." dediler.
35. "Biz, varlık ve evlat olarak çok daha fazlayız. Ve biz, azap görecek de değiliz." dediler.
Ayetlerde tasvir edilen hesaplaşma sahnesi bugün küresel güç odakları ile onların peşinden sürüklenen kitlelerin trajikomik bir prototipidir. Fesat düzeni yöneticileri o zayıf düşürülenleri yani algı bombardımanına tabi tutulanları, para piyasaları manipülasyonları ile fakirleştirilenleri, kibirli yöneticilerin boyunduruğu altında köleleşmiş olanları hakikatten vazgeçirebilme adına çeşitli çıkar ortaklıkları kurar. İran, İsrail ve ABD hattındaki gerilimde Kuran bize kralların, sultanların, mele'lerin ve güç sarhoşu olmuş tüm erkerin süslü dillerinin İbrahim suresi 21. ayetteki o acı itirafa nasıl dönüşeceğini hatırlatır:
Hepsi, Allah'ın huzuruna çıkacaklar. Zayıf düşürülen kimseler büyüklük taslayanlara: "Gerçekten biz size uyan kimselerdik. Şimdi siz, Allah'ın azabından herhangi bir şeyi bizden savabilir misiniz?" diyecekler. Onlar: "Eğer Allah bize bir yol gösterseydi biz de kesinlikle size yol göstericiler olurduk. Sabretsek de sabretmesek de bizim için birdir. Bizim için kaçacak bir yer yoktur." dediler.
İbrahim 21
Güç sahiplerinin peşine takılanlar, ateşin ortasında kaldıklarında önderlerinin kendilerini kurtaramayacağını ancak o zaman anlayacaklardır.
Fesad bir şeyin yapısını bozmak, onu asli işleyişinden saptırmak, hayatı taşıyan bağları koparmak ve düzeni çürütmek demektir. Kuran yeryüzünde bozgunculuk çıkaranları tarif ederken çoğu zaman onların kendilerini ıslah edici, düzeltici, güvenlik sağlayıcı ya da haklı taraf olarak sunduklarını da haber verir.
Bakara 11-12 bu psikolojiyi açıklar
11. Onlara, "Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın." denildiğinde, "Biz ancak ıslah edicileriz." derler.
12. İyi bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir. Fakat bunun şuurunda değildirler.
Kendini güven, istikrar, savunma, önleyici operasyon, milli çıkar, caydırıcılık, denge siyaseti, küresel barış, diplomasi ya da medeniyet savunucusu gibi pek çok süslü başlıkla sunan bozguncuları teşhis edebilecek miyiz?
Kuran'ın siyasal okumasında önemli olan aktörlerin kimliklerinden önce işleyiş mekanizmalarıdır. Bu yüzden Kuran bize önce isimleri ezberletmez, örüntüleri gösterir. Firavun, Haman, Karun gibi figürler tarih kitabı kahramanları olsun diye anlatılmaz. Bunlar iktidarın, bürokrasinin, servetin ve propaganda aklının nasıl birleşip bozguncu bir düzen kurduğunu göstermek için önümüze konulmuş olan arketiplerdir. Kasas 4'te Firavun'un yeryüzünde ululandığı, halkı sınıflara ayırdığı, bir kesimi zayıf düşürdüğü anlatılır. Bu durum yalnızca antik Mısır'a ait bir özellik ve tarihin o bölümünde sonlanıp bitmiş bir durum mudur? Kuran'ın örneklediği arketiplerin tamamı tüm zamanlarda iktidarların bozgunculuk üretme biçimlerinin adeta değişmeyen sabit tipolojileridir. Önce üstünlük iddiası doğar, dünyevi imkanlarla büyüklenme başlar, büyüklenme içinde dini söylem barındırsa bile Tanrı-tanımazlığı taşır, ardından toplum parçalara ayrılır, sonra bir kesim tehdit olarak kodlanır. Tabi ki ardından şiddet meşrulaştırılır ve tüm bunlar düzeni korumak kılıfıyla sunulur. Peki hangi düzeni?
Fesad düzeninin bir başka alameti de kendini sürekli zorunluluk diliyle tekrar tekrar üretmesidir. Başka çare yoktu, mecbur kaldık, önce onlar yaptı, bu saldırı kaçınılmazdı, varlığımız tehdit altındaydı, bölgesel istikrar için gerekiyordu, barış için savaşıyoruz gibi cümleler fesad düzeninin kalkanlarıdır. Kuran ise bu süslü cümleleri şöyle eleştirir:
Bakara
204. Kimi insanın, dünya hayatı ile ilgili sözü senin hoşuna gider. Kalbindekine Allah'ı şahit tutar. Oysaki o düşmanların en azılısıdır.
205. Senden ayrılınca, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ürünü ve nesli yok etmeye çalışır. Allah ise bozgunculuğu sevmez.
Ayette işaret edilenler yaşamın düzenini çürüten siyasi karakterlerdir yani krallar, başkanlar, yöneticiler, meleler ve mütrefler.
Kuran'da jeopolitik dengeler veya stratejik çıkarlar yoktur. Adalet ve mazlumun tarafında olmak vardır.
Size ne oluyor da Allah yolunda ve: "Ey Rabb'imiz! Bizi halkı zalim olan bu beldeden çıkar, katından bize bir veli ver, bize katından yardım edecek kimseler ver." diyen mustaz'af erkekler, kadınlar ve çocuklar için savaşmıyorsunuz?
Nisa 75
Bugün dünya sahnesinde eğer insanlık büyük güçlerin beka oyununda güdülen ve sağılan kitleler olarak görülüyorsa orada fitne ve fesat hakimdir.
Peki tarihin akışını kim değiştirecek?
Tarihin akışını marufu emredenler ve hakkı ayakta tutan adaletin şahitleri değiştirecektir.
İran'a da, İsrail'e de, ABD'ye de, bölgedeki vekil yapılara da, küresel güç merkezlerine de aynı temel soruyu sorabiliriz: Yeryüzünde neyi çoğaltıyorsunuz? Umudu ve refahı mı, korkuyu mu? Düzeni mi, çürümeyi mi? Hakkı görünür kılmayı mı, hakikati propaganda ile örtmeyi mi? Halkları ayağa kaldırmayı mı yok onları sürekli korku ve endişe sarmalında esir tutmayı mı?
Modern dünya bize bazen sadece iki kötüden birini seçmeyi dayatabilir. Kuran bize üçüncü bir yol yani şahitlik makamını teklif eder yani farkındalık sahibi haktan yana tanıklar olmayı:
İçinizden, hayra çağıran, marufu emreden, munkeri engelleyen bir topluluk olsun. İşte onlar felaha erenlerdir.
Ali İmran 104
Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutanlar ve hakkaniyetle şahitlik edenler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletten saptırmasın. Adaletli olun; o, takvaya daha yakındır. Allah'tan sakının; şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
Maide 8
Unutulmamalıdır ki yeryüzünün gerçek varisleri saraylarda strateji kuranlar olmayacaktır, sabırla, adaletle ve fesada boyun eğmeden direnenler için Kasas suresi 5. ayetin vaadi hala önümüzde durmaktadır:
Biz ise ezilenlere lütufta bulunmak ve onları yeryüzünde önderler kılmak ve varisler yapmak istiyoruz.
Kasas 5
Bugün asıl soru şudur, biz hangi taraftayız? Savaşın algı bombardımanı içerisinde bir tarafa alkış tutan veya öbür tarafı karalayan birer fanatik mi, yoksa her türlü fesat düzenini reddeden farkındalığı yüksek müminler miyiz? Fesadı düzen diye alkışlamak körlüktür. Asıl basiret ise sloganların sis bulutunu dağıtıp bozgunculuğun bizatihi kendisini teşhis edebilmektir.
Yorumlar
İlk yorumu sen yaz.


