Kuran'daki kayyim din nedir?
İnsan fıtratına yazılı olan kaynak kodları keşfetmek
فَاَقِمْ وَجْهَكَ لِلدّ۪ينِ حَن۪يفاًۜ فِطْرَتَ اللّٰهِ الَّت۪ي فَطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَاۜ لَا تَبْد۪يلَ لِخَلْقِ اللّٰهِۜ ذٰلِكَ الدّ۪ينُ الْقَيِّمُۗ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَۗ
O halde hanif olarak dine yüzünü ikame et. İnsanları, üzerinde yaratmış olduğu Allah'ın fıtratına. Allah'ın yaratmasında değişme olmaz. Kayyim olan din budur. Fakat insanların çoğu bilmiyorlar.
Kayyim din ne olabilir üzerine biraz düşünelim.
Ayetteki fıtrat vurgusu önemlidir. Genetik kod benzetmesi doğru kullanıldığında fıtrat fikrini modern bir zihin için daha anlaşılır kılabilir. Fıtrat teriminin insanın iradesini ve sorumluluğunu gölgeleyen determinist bir biyolojiye indirgenmesi ise hatadır. Kuran'ın fıtrat vurgusu insanı yöneliş kapasitesi, seçim ve hesap bilinci taşıyan bir varlık olarak çerçeveler. Bu nedenle konu fıtratı nasıl konumlandıracağımızla aydınlanabilir.
Rum 30'daki fıtrat dilini insan yaratılış kodu olarak anlayabiliriz. İnsanın içinde hakikate meyil ve sapmayı fark edip ondan korunma kapasitesi bulunur, yani takva. Aynı zamanda fucur yani yoldan çıkma eğilimi de.
Şems Suresi
7. Ve nefse ve onu seviyelendirene,
8. Fucurunu ve takvasını ona ilham edene andolsun.
Bu ikili kapasite otomatik doğruluğa yönlendirmez. Çünkü ayet insanların çoğunun bilmemesinden söz eder. Buradan fıtratın üzerinin örtülebileceğini, insanın çevre, çıkar, kaygı, aklını kullanmama, gelenek ve taklit yoluyla kendi iç pusulasını kaybedebileceği anlaşılır. Yani fıtrat doğruyu tanıma ve ona yönelme için verilmiş bir donanım olarak konumlanır.
Allah'ın yaratışında değişme yoktur cümlesi de insan türünün hakikatle ilişki kurabilen bir yapıda yaratılmış olmasına dikkat çeker. İnsanın seçimleri, öğrenimi, yanılgıları, yükselişi ve düşüşü bu yapının üzerinde gerçekleşir.
Genetik kodun en temel özelliği bir şablon sunmasıdır ama şablonun nasıl açığa çıkacağı, hangi koşullarda hangi yönlerin öne çıkacağı, çevreyle, tecrübeyle, eğitimle ve tercihlerle ilişkilidir. Bu biyolojik gerçeği fıtrata taşırsak şöyle bir okuma ortaya çıkabilir:
- Fıtrat, insana hakikat ve anlam arayışı eğilimini verir.
- Fıtrat tek otoriteye yönelme ihtiyacını destekler.
- Fıtrat vicdanı ve doğru ile yanlışın ayrımını mümkün kılar.
Sizin, O'nun yanı sıra kulluk ettiğiniz şeyler, ancak sizin ve atalarınızın onlara yakıştırdığı isimlerden başka bir şey değildir. Allah, onlar için hiçbir yetkilendirmede bulunmadı. Hüküm yalnızca Allah'ındır, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Kayyım din yalnızca budur. Ancak insanların çoğu bu gerçeği bilmezler.
Yusuf 40
Rum 30 fıtratı merkeze koyarken Yusuf 40 hüküm yalnız Allah'ındır diyerek otoriteyi belirler ve aynı zamanda insanların yine bilmemesi vurgusuyla hakikatin kendiliğinden ve otomatik biçimde herkesin hayatına taşınamayacağını bildirir. Yani kod vardır fakat onu aktive etme insanın iradesi, tutumu, aklı, tefekkürü ve yönelişiyle bağlantılıdır.
Determinist biyoloji ahlaki sorumluluğu anlamsızlaştırmaya çalışır. Kuran ise sürekli olarak insanı muhatap alır, çağırır, uyarır, tercih alanı açar ve sonuçları hatırlatır.
Oysa Allah'a kulluktan ve dini hanifler olarak O'na has kılmaktan ve salatı ikame etmekten, zekatı yapmaktan başka bir şeyle emrolunmadılar. İşte kayyım din budur.
Beyyine 5
Ayetteki prensipler ancak insanın seçebilme kapasitesi varsa anlamlıdır.
Kayyım din'i tanımlamaya çalışacak olursak:
Allah'ın yaratışında bir değişme olmadığı gerçeğinden hareketle insanın biyolojik yapısına yani fıtratına nakşedilmiş genetik kod ile birebir örtüşen, zaman aşımına uğramayan evrensel ve hatasız sistemdir. İnsanın içindeki hakikati arama ve batıldan yüz çevirme potansiyelini doğru hedefe kilitleyerek zihni ve vicdanı parçalanmaktan koruyan, varlığı tek bir mutlak otoriteye bağlayarak insanın hem kendi doğasıyla hem de evrensel yasalarla çatışmadan ayakta durmasını sağlayan, potansiyeli eyleme, toplumsal faydaya ve istikamete dönüştüren yegane hakikat paradigmasıdır.
Kuran'ın genel çerçevesi insanın vahiy gelmese bile içsel sezgi ve dış dünyadaki evren delilleri üzerinden temel hakikatlere erişebilme imkanı bulunduğunu gösterir. Hatta İbrahim nebinin gök cisimleri üzerinden akıl yürüterek sürdürdüğü arayış insan aklının arama ve bulma istidadına en güzel örnektir 6:75-79.
Buna rağmen Kuran insanların zamanla sapabildiğini, karışıklık ve ayrışmalar ürettiğini, bu yüzden Allah'ın rahmeti gereği elçiler ve vahiy ile uyarı ve hatırlatma yaptığını ve yolu yeniden belirginleştirdiğini vurgular.
Vahyin işlevi içteki pusulayı yeniden uyandırmak, insanı arındırmak, toplumsal sapmaları teşhis edip düzeltici bir çerçeve sunmaktır ve bu yönüyle dengeyi yeniden kurma anlamı taşır 10:57. Ayrıca vahiy sorumluluğun zemini açısından da belirleyicidir, Kuran mesaj ulaşmadan sorumluluk yüklenmeyeceğini ve elçilerin mazeret kapısını kapatan bir beyan getirdiğini söyler.
İnsanoğlu'nun hakikati bulma fırsatı vardır, fıtratının yönelişlerini akıl, idrak, burhan, tefekkür ve tedebbür filtrelerinden geçirerek doğruyu bulabilir. Sapma yaygınlaştığında ise rahmet gereği uyarı gelir ve istikamet netleşir.
Yorumlar
İlk yorumu sen yaz.



