Martin Luther kimdi ve ne yapmak istedi?
Sorgulayıcı kimliği ve kitap'a daveti
وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ قَالُوا بَلْ نَـتَّبِـعُ مَٓا اَلْفَيْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَاۜ اَوَلَوْ كَانَ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ لَا يَعْقِلُونَ شَيْـٔاً وَلَا يَهْتَدُونَ
Onlara, "Allah'ın indirdiğine uyun." denildiği zaman, onlar: "Hayır! Biz, atalarımızdan gördüğümüz şeylere uyarız." derler. Ya ataları akıllarını kullanmayan ve doğru yolu bulamamış kimselerse?
Martin Luther sorgulayıcı kimliği ile ruhbanlığın sultasını akıl süzgecinden geçirerek sistemde bir takım çarpıklıklar olduğunu farkeden ve aksiyon almak isteyen önemli bir kişilik. Luther'den çıkaracağımız çok şey var, biraz tanıyalım ve yaklaşımından neler öğrenebiliriz keşfetmeye çalışalım.
Luther, 1483’te bugünkü Almanya sınırlarında doğdu. Ana dili Almancaydı, genç yaşta keşiş oldu, sonra Wittenberg Üniversitesinde ilahiyat hocası olarak çalıştı. O dönem Almanya, Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu denen parçalı bir siyasal yapı içindeydi, kilisenin mali ve dini gücü gündelik hayatın her alanına uzanıyordu.
Luther uzmanlık alanı olan Kitap'ı keşfettikçe uygulamaların bu Kitap'tan uzak olduğunu gördü. Yeni bir yöneliş başlatmalıydı ve bu hümanist filoloji yani özgün metne dönüş düşüncesiydi, yani Kitap'a dönüş.
Ona göre din alanı aracılarla ve bu aracıların parasal ilişkileri ile örülmüştü. Bir köylü günahlarının bağışlanması için endüljans kağıdına para ödüyordu. Kilise köylünün günahlarını para ve evrak karşılığı bağışlıyordu. Luther, “Bu Kutsal Kitap’ta nerede yazıyor?” diye sordu. İtirazı metin dışı bütün uygulamalaraydı. Her inananın kendi kahinliği fikrini savundu, bunu şöyle formüle etti, insan, Tanrı’ya bir ruhban aracılığı olmadan da doğrudan yönelebilirdi, ibadet ve vaaz yerel dilde olmalıydı ki herkes anlayabilsin. İncil’i Almancaya çevirmek için büyük emekler verdi, kasabadaki fırıncının da çiftçinin de metni kendisinin okuyabilmesini sağlamalıydı.
Yöntemi kendi dönemin en yeni ve etkili iletişim ekosistemini ustaca kullanmaktı. Matbaa sayesinde kısa risaleleri ve İncil’in Almanca çevirisini hızla yayabildi. Üniversite kürsüsündeki belirli bir konudaki gerçeği keşfetmek ve fikirleri eleştirel bir şekilde incelemek anlamına gelen disputatio geleneğini kamusal bir tartışmaya dönüştürdü. Bu gelenek tam olarak entelektüel bir düello niteliğindeydi, argümantasyon ve mantık yoluyla bilgiye ulaşmayı hedefleyen merkezi bir öğretim ve araştırma yöntemiydi.
Prensliklerle dolaylı ittifaklar kurarak siyasi siper kazandı. 1521'de İmparatorluk Meclisi Martin Luther'in Reform fikri ve yazılarının ele alınması ve ondan sapkın görüşlerinden vazgeçmesinin istenmesi için toplandı. Tövbe etmesi istendi. Luther geri adım atmadı.
Geleneksel otoriteye ve ritüellerine karşı Kitap ve vicdan'a dayalı bir karşı otorite inşa etmeye çalıştı.
Sosyolojik açıdan bakıldığında Luther, Max Weber’in tanımıyla 'büyünün bozulması' etkisini yaratmıştı. Lutherci hareket kutsalın otoriter ve idari ritüel tekelini eriterek metne ve vicdana dayalı yeni bir anlayış getirmişti.
Bu dönüşüm Avrupa üzerinde derin etkiler bıraktı. Ruhban tekeli kırıldı, dini anlama konusunda yerel dillerin önemi arttı, eğitimde kamusal cemaat katılımı sağlandı, siyasi haritanın prenslikler ekseninde yeniden çizilmesi ve uzun vadede bireysel vicdanın hukuk ve ekonomi alanlarına sızan normatif özerkliğinin sağlanmasına yol açtı.
Luther’in yıkmak istediği şey özü itibarıyla, Kitap'ın üzerine bina edilmiş ve giderek metni ikame eden bir ruhbanlık odaklı aracı kurumlar yığınıydı. Kurmak istediği ise Kitap'ın nihai otorite sayıldığı, inananın Tanrı’yla doğrudan ilişki kurabildiği bir dini düzendi.
Müslüman dünyanın bugün çeşitli coğrafyalarda yaşadığı itikadi dağınıklık, gelenek yığılmaları ve aracılık otoriteleri düşünüldüğünde, mesih veya mehdi inanışı gibi hurafelere bel bağlamadan, öze dönüş çağrısı ancak ilkeler üzerinden yapılabilir ve bu da sadece Kitap'a dönüş ile mümkündür. Burada Luther’den alınacak ders bir kişiyi kurtarıcı görmek yerine Kitap'a dönüş, dillere çevirme, vicdana hitap ve kamusal muhakeme hattında Kitap'ın itibarının yeniden sağlanmasıdır.
Kuran merkezli bir yenilenme, 'içinizden marufu emreden bir topluluk' prensibiyle, günümüz tüm iletişim araçlarını kullanarak yerel dillerde şeffaf ilim üretimi, metnin filolojik ve semantik tahlili, sözde kurumsal din dilinin eleştirel gözden geçirilmesi ve kamusal akıl yürütme mekanizmalarının işletilmesiyle mümkündür. Luther’in inşa ettiği gibi, tartışmayı metne sadakat ve aklın şahitliğiyle kamunun gözü önünde yürütmek, otoriteyi kişilerin ve teamüllerin sultasından kurtarmak, metnin ve delilin terazisine çıkarmak gerekir. Bu yöneliş romantik bir 'büyük kurtarıcı'yı beklemekten daha zor ama daha sahici bir yoldur.
Unutmayalım ki Ortaçağ geleneği Luther'i Kitap'a dönelim dediği için sapkın ilan etmişti.
Yorumlar
İlk yorumu sen yaz.



