Seyyidlik nedir? Soy bağı bir 'kutsallık' meselesi olabilir mi?
Muhammed nebinin soyundan gelme diye bir şey var mı?
Geleneksel İslam kültüründe Muhammed nebi'nin soyundan gelme iddiasıyla seyyidlik ve şeriflik kavramları türetilmiş ve bunlar etrafında oluşan imtiyaz ve kutsiyet algısı Kuran'ın antropolojik, teolojik ve ahlaki ilkeleriyle açık bir şekilde çelişmesine rağmen gelenek kodlarına işlenmiştir. Tarihsel süreçte bu anlayış siyasi meşruiyet devşirmek, ekonomik ayrıcalıklar elde etmek ve dini otoriteyi tekelleştirmek isteyen yapılar tarafından sistematik bir dezenformasyon aracı olarak halen kullanılmaktadır.
Gelenekte Muhammed nebi'nin torunu Hasan'ın soyundan gelenler şerif, Hüseyin'in soyundan gelenler ise seyyid olarak adlandırılır. Bu silsileden geldiği iddia edilen ve soyu ispatlanamayan on binlerce kişi vardır ve bu kişiler doğuştan asil, manevi açıdan üstün ve adeta özel bir kutsiyet zırhıyla korunmuş kabul edilir.
Toplumsal hafızada bu unvanlar kayıtsız şartsız hürmet gösterilmesi gereken, duaları ve şefaatleriyle aracı kılınan, sıradan insanlardan ayrışan imtiyazlı ve hukuki dokunulmazlığı bulunan bir tür dini aristokrasi sınıfını ifade etmiştir.
Soyun manevi bir imtiyaz doğurmayacağının Kuran içi argümanlarından biri Hud suresinde yer alan Nuh ve oğlunun kıssasıdır. Nuh, tufan gelmeden oğlunun da gemiye alınması için istekte bulunur.
Nuh, Rabb'ine nida etti ve dedi ki: "Ey Rabb'im! Oğlum şüphesiz benim ehlimdendir. Senin uyarın elbette hakk'tır. Sen, hükmedenlerin en iyi hüküm verenisin."
Hud 45
İlahi cevap biyolojik bağları ve soy merkezli kurtuluş inancını kesin bir dille reddetmiştir:
Dedi ki: "Ey Nuh! O senin ehlinden değildir. Zira onun yaptığı salih olmayan bir ameldi. Öyleyse hakkında ilmin olmayan şeyi benden isteme. Cahillerden olmaktan seni sakındırıyorum."
Hud 46
Ayet açık bir şekilde bir nebi'nin soyu olmanın dahi kişiye hiçbir manevi statü kazandırmadığını, ehlinden olmanın ölçütünün kan bağı olamayacağını, sadece ve sadece inanç ve eylem bağı olduğunu ilan eder. Zaten daha önce tahlil ettiğimiz 'kurba' ve 'zil kurba' kavramları da eylemsel ve zihni yakınlıktır, soy bağını kapsamaz.
Aynı şekilde Bakara 124'te geçen, biz seni insanlara önder yapacağız sözünden sonra İbrahim'in zürriyetimden olanları da talebi sert bir uslupla reddedilmiş ve Allah benim ahdim zalimlere erişmez cevabını vermiştir. Statünün soyla aktarılamayacağının bir başka örneğidir.
Hucurat 13'te de insanların kabilelere ve çeşitli toplumsal parçalara ayrıldığı, aralarında ekrem yani daha kerim olanın ise sadece takva sahipleri olduğu vurgulanmıştır. Sorumluluk bilinci ve ahlak tek üstünlük sebebidir.
Örnekler çoğaltılabilir, Kuran'da hiçbir şekilde soy bağı üstünlük veya imtiyaz nedeni olmamıştır. İlkesel olarak üstünlük takva ve eylemselliğe bağlıdır.
Nebi soyuna dayandırılan kutsiyet algısı Kuran'ın net duruşuna rağmen siyasi iktidarlar tarafından çeşitli çıkar amaçlarıyla kullanılmıştır.
Emeviler iktidarlarını korumak için Arap milliyetçiliğini ve kabile asabiyetini ön plana çıkarmıştı. Kendi siyasi meşruiyetlerini cebriyye adı verilen alınyazısı tipi bir kadercilik fikriyle temellendirmeye çalışırken muhaliflerin halk nezdindeki ehli beyt sempatisini kırmak adına sert politikalar uygulamışlardı. Ancak bu baskı halkta nebi soyuna yönelik mazlumiyet temelli bir kutsama damarını da beslemişti.
Abbasiler Emevi iktidarını yıkarken Muhammed soyundan seçilecek lider sloganını kullanarak geniş kitleleri manipüle etmişti. İktidara geldiklerinde ise Halife Ali soyunu dışlayıp Muhammed nebi'nin amcası Abbas'ın soyundan geldiklerini öne sürerek soy siyasetini resmi devlet ideolojisi haline getirmişlerdi. Soy iddialarını denetlemek ve bu ayrıcalığı bir elit sınıf yaratmak için kullanmak amacıyla nakibü'l eşraf yani soy reisi kurumunun temellerini atmışlardı.
Osmanlı Devleti İslam dünyasındaki liderliğini pekiştirmek ve toplumsal tabakalaşmayı yönetmek adına Nakibü'l Eşraflık kurumunu resmi bir devlet dairesi haline getirmişti. Seyyid ve Şerif olduğunu iddia eden kişilere şu ayrıcalıklar tanınmıştı:
- Özel kıyafetler ve yeşil sarık giyme hakkı,
- Örfi vergilerden terim adıyla tekalif-i örfiyye'den muafiyet,
- Doğrudan devlet mahkemelerinde yargılanmama hakkı - Sadece Nakibü'l-Eşraf'ın kendi kurduğu özel mahkemelerde yargılanma imtiyazı.
Bu durum kısa sürede seyyidlik sistemini ekonomik ve hukuki bir kaçış boşluğuna dönüştürecekti.
Tasavvufi yapılar ve tarikatlar kendi meşruiyetlerini ve silsile adı verdikleri dikey otorite zincirlerini tahkim etmek için soy konusunu en yoğun kullanan odaklar olmuştur.
Şeyhlerin veya liderlerin nebi soyundan geldiği iddiası, müridlerin sorgusuz sualsiz itaatini yani biatini sağlamak için psikolojik bir baskı unsuru olarak kullanılmıştır. Nebi kanı taşıma iddiası hatadan münezzehlik veya ilahi bir koruma altında olma algısı yaratmıştır.
Karizmatik otoriteyi kalıtsal hale getirerek tarikat liderliğinin bir tür aile şirketine dönüşmesi sağlanmıştır. Tabi bu durum toplanan himmet, adak ve ekonomik kaynakların aile içinde kalmasını garanti altına almıştır.
Fakat ortada istatistiksel ve mantıksal bir imkansızlık söz konusudur.
Tarihsel ve sosyolojik gerçeklikler günümüzde veya geçmişte nebi soyundan geldiğini iddia edenlerin çok büyük bir kısmının bu iddialarının asılsız olduğunu ortaya koymaktadır. İslam tarihinde bu duruma müteseyyidlik yani sahte seyyidlik iddiası denmektedir.
Peki müteseyyid'ler neler mi yaptı?
- Binlerce aile üyelerine rüşvet ile sahte şecere düzenleterek kendilerini nufus defterlerlerine kaydettirdiler.
- Suç işleyen veya imtiyaz arayan gruplar şecere tüccarlığına yöneldi.
- Yerel güç odakları ise otoritelerini pekiştirmek için soy kütükleri uydurdular.
12 asırlık bir süreçte savaşlar, göçler, isyanlar ve coğrafi dağılımlar göz önüne alındığında zürriyetlerin bozulmadan, tahrif edilmeden bugüne ulaşması mantıksal açıdan neredeyse imkansızdır. Osmanlı arşivlerinde yer alan Şecere-i Tayyibe defterlerinde sahte soy iddiaları nedeniyle binlerce kişinin kayıttan silindiğine dair yüzlerce hukuki belge mevcuttur.
Abbasiler tarafından yaratılmış ve İslam düşüncesine sokuşturulmuş olan kutsal soy aristokrasisi Kuran'ın inşa ettiği adil, şuraya dayalı, takva ve liyakat merkezli eşitlikçi insan ve toplum tasavvurunu tahrif etmeye yönelik siyasi ve ekonomik bir operasyondur.
Günümüzde yaşanan ve adına İslam denen din Kuran'dan uzak ve tahrif edilmiş insan ürünü bir uydurmalar antolojisidir. Gerçek İslam ise Kuran'ın iki kapağı arasındadır.
Yorumlar
İlk yorumu sen yaz.



