Maruf ve münker nedir?
Bize iyilik ve kötülük olarak tanıtılan maruf ve münker'in örtülen anlamları üzerine
İyiliği emredip kötülükten sakındırmak hemen hemen herkesin ezberinde olan bir prensiptir. Kuran'ın iyilik ve kötülük olarak hangi kavramları kullandığı üzerine pek düşünmeyiz, bize aktarılan bu 'bilgi'yi doğru kabul edip aslında çok geniş kümeler olan 'iyilik' ve 'kötülük' dairelerinin zihnimizde belli belirsiz uçuşması pek aklımıza yatmasa da kanıksarız.
Peki Kuran maruf derken neyi kastetmek istiyor? Konunun aslında iyilik ve kötülük ile ilgili olmadığını 'öğrensek' neler olur?
İçinizden, hayra çağıran, ma'rufu emreden, munkeri engelleyen bir topluluk olsun. İşte onlar felaha erenlerdir.
Ali İmran 104
Kavramları detaylı inceleyelim ve karşımıza finalde çıkacak olan tabloyu yeni bir bakış açısı ile değerlendirmeye çalışalım.
Maruf kökü dilimizde de aşina olduğumuz a-re-fe yani bilmek, tanımak, ayırt etmek anlamına gelir, arif kelimesi bu kökten gelir, tanımlı bir alanda yetkin bilgi sahibi anlamındadır. Kelimenin asıl anlamı tanınan ve bilgiyle ayırt edilmiş olandır. Tanımlanmış ve ayırt edilmiş bilgi tanımı Kuran bütünlüğü içerisinde 'iyilik'e tekabül etmez.
Şimdi aynı kökten gelen kelimeleri inceleyerek anlamın zihnimizde yerleşmesini sağlamaya çalışalım.
Marifet kavramı tanımak, duyu organları ile bilmek, idrak ederek bir şeyi becerebilme yeteneğidir.
İrfan derin bilgi ve basirettir.
Tarif bir şeyi tanımlama ve sınırlarını bilgi ile çizmektir.
İtiraf bilerek ve isteyerek kabul etmek demektir.
Arif tanımlı bir konu hakkında yetkin bilgi sahibi demektir.
Arafat tanınmış ve ayırt edilebilen mevkiler demektir.
Türemiş kelimelere baktığımızda ortak noktalarının tanımlanmışlık, çerçevesi bilgi ile çizilmişlik olduğunu görürüz. İyilik ile en ufak bir alakası yoktur kök ve türeyen kavramların.
Ayet çerçevesinde emretmek ve sakındırmak, soyut bir iyilik tavsiyesi olarak asla değerlendirilemez. Vahiy ortaya yepyeni bir bilgi seti koyar. Tanımlanmış, ayırt edilmiştir, bunun için furkan ve fasl kavramlarını kullanır, mutlak doğru bilgi yani Hakk gelmiştir, artık bu Hakk bilgi çerçevesinde hareket edilmesi gerekir.
Maruf bu bağlamda vahiy onaylı normları kamusal akla taşımak ve cehaletin ürettiği sapmaları durdurmaktır. Yani bilgi toplumu yaratarak cehalet ile aktif mücadelenin kalıbıdır.
İnsanlığa fayda üretme görevi marufu emretmek, münkerden alıkoymak şeklinde tanımlanır, bu çağrı vahyin ilkelerini toplumsal norm haline getirme çağrısıdır.
Kuran’da iyilik için hayr, birr/ebrar, ihsan gibi özgül değer terimleri zaten mevcut. Maruf bunların yerine geçen total bir iyi kavramı değil. Değerin bilgiyle tanınmışlığıdır, vahiy merkezli olarak aklen ve vicdanen ayırt edilip kabul gören, zulüm üretmeyen, bağlama uygun normdur.
Kötülük ise genel olarak zülumat olarak tanımlanır. Peki Münker nedir? Kökeni yine aşina olduğumuz inkar etme anlamına dayanır, tanımamak, reddetmek, hoşlanmamak, onaylamamak anlamlarına açılır. Ama kim neyi neden inkar etmektedir?
Münker üç yönlü çalışır,
Birincisi vahyin reddettiği, Kuran'ın ortaya koyduğu bilgi seti açısından aklen yadırganan ve inkar edilen pratiklerdir.
İkincisi ise Kuran'ın ortaya koyduğu veri setini bilgi sahibi olmadan doğrudan reddediciliktir. Kökeninde cehalet yatar. Kuran inkar meselesini bilgiden uzak kalma ile eşleştirir. Bu çok önemli bir açılımdır.
Salat bilgi temelli olduğu için fahşa ve münker'den alıkoyar. 29:45 ince bir detaydır.
Üçüncüsü ise doğru bilgiyi yani Kuran'ı bile isteye saptıranların pratiğidir.
9:67'de münafıkların ortak özelliklerinden bahsederken münkeri emrettiklerini ve maruf'a engel olduklarını söyler.
demek ki münker, aynı zamanda vahyi bildiği halde inkar eden veya çarpıtan aklın da alanıdır. Cehalet burada bilgiyi reddetme ve örtme davranışıdır. Dolayısıyla maruf-münker karşıtlığı, vahiy merkezli bilgi ve norm ile hatalı bilgi merkezli sapma ve inkar arasındaki ayrımı hem bilişsel hem etik hem de pratik düzlemde kurar.
Bilgi toplumu, üretim, güç ve kültürel örgütlenmenin merkezine bilgiyi, veri işleme kapasitesini ve ağ teknolojilerini yerleştiren toplumsal formdur. Kuran da modern bilgi toplumlarının eğilimi gibi, aynı şekilde bilgi'yi toplumun tam merkezine yerleştirir.
Maruf kavramı Kuran’ın bütününde öğrenim, norm, davranış hatlarında çalışan vahiy merkezli bir toplumsal eğitim dilidir. Bilginin yani vahyin ve onun kapı açtığı her türlü bilimsel bilginin ilke kıldığı adalet, ölçü ve merhameti kurumsal dile, hukuka, sözün üslubuna ve gündelik muameleye dönüştürme yükümlülüğüdür. Bu yükümlülük işletildiğinde maruf toplumsal ölçüt haline gelir, işletilmediğinde ise münker, inkar, hatalı bilgi ve cehalet kanalları üzerinden normları tersyüz eder. Kuran’ın önerdiği yol, her durumda tanımlanmış olan doğru normu inşa etmek ve korumaktır.
Yorumlar
İlk yorumu sen yaz.



