Uyku halinden sorumluluk bilincine
Kuran'daki nezir kavramının semantik haritası
Nezir kavramının kökü sami dil ailesinin en eski katmanlarından itibaren varlığını sürdürür ve insan psikolojisi, hukuk, teoloji ve ahlak arasında kurucu bir köprü işlevi gören köklü bir semantiğe sahiptir. Bu kökün tarihsel ve filolojik izleri sürdüğümüzde bakalım karşımıza neler çıkacak.
Kelimenin ilk ortaya çıkış hikayesinin bir sınır çekme, teyakkuza geçirme ve kendini bir amaca tahsis etme ekseninde şekillendiği görülür. Kelimenin klasik Arapça öncesindeki bedevi kültüründeki fiziksel kullanımı önemlidir. Çöl hayatında yaklaşan bir düşman ordusunu, ani bir seli veya yırtıcı bir hayvanı, kabilenin diğer üyelerine henüz vakit varken ve kaçış imkanı ortadan kalkmamışken yüksek sesle haber verme eylemini tanımlar.
Kökün anlam sabiti bir özneyi, yaklaşan bir sınır veya tehlike karşısında bağlayıcı bir bilgiyle sarsarak, onu yüksek bir sorumluluk ve teyakkuz durumuna geçirmektir. Türkçe'ye uyarmak kelimesiyle çevrilir. Ama geri planında, kökte anlam olarak uyarılan şeyin tehlikesi ve uyarının aciliyeti yer alır.
Resullerin serüveni şu emirler başlar:
Kum fe enzir!
Kalk ve uyar!
Müddessir 2
Enzir acil uyarıdır, ve eki yerine fe eki ile gelir ki bu da ivedilik vurgusudur.
Kökün anlam sabitinden iki kavramsal kol filizlenir. Birinci kol içeriye doğrudur ve nadhr kavramını doğurur, burada kişi kendi iradesiyle kendisini bağlar, üzerine bir sorumluluk yükler. Yani uyarıyla muhatap olmuş ve kendini artık sorumluluk altına almıştır. Bu form karşımıza Meryem 26'da çıkar ve Rahman'a savm adamak şeklinde çevrilir. Adamak aslında kavramı tam karşılamaz, çünkü Zekeriya savm ile uyarılmıştır. Kendisi uyarıyı dikkate alarak savm sorumluluğunu yerine getirirken nezertu lir rahmani der, yani uyarılmanın farkındalığı ile Rahman'a savm edecektir.
İkinci kol ise dışarıya doğrudur ve inzar yani uyarı kavramını doğrudan var eder, burada özne, bir başkasını önündeki tehlikeyle yüzleştirerek sorumluluk altına sokar. Arap dili mantığının buradaki harika dehası bilginin kaçınılmaz olarak sorumluluk doğurduğu gerçeğini gösterir. Bir kişiye yaklaşan tehlike haber verildiği an o kişi artık bilgisizlik zırhının arkasına saklanamaz ve kendi kaderinin sorumluluğuyla baş başa kalır. Bu gölde timsah var sakın girme bir uyarıdır. Uyarı aynı zamanda bir bilgiye dayanır. Artık o göre girip girmeme sorumluluğu da kişiye aittir.
Klasik Arapçadaki türetme mantığına bakıldığında kökün bu iki kanadı koruduğu görülür. Kendini sorumlulukla bağlama eylemi olan nadhr, bir tehlikeyi iş işten geçmeden haber verme eylemi olan inzar, bu hayati uyarıyı aktif olarak yapan ve alarmı çalan özne konumundaki münzir ve hem büyük tehlikeyi hem de kendini bu işe adamış kalıcı uyarıcıyı ifade eden mübalağalı isim formuyla nezîr kelimenin ana omurgasını oluşturur.
Resuller aynı zamanda uyarıcıdır.
De ki: "Ben ancak bir uyarıcıyım ve tek kahhar/egemen boyun eğdirici Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur!
Sad 65
Bu dilsel zemin Kuran'ın kavramsal haritasında 130 defa geçerek metnin kurucu ve taşıyıcı sütunlarından biri haline gelir. Kuran semantiğinde bu hayati uyarıcılık rolü yani münzirlik vasfı da kendi içinde üç ana merkeze dağılır. İlk olarak nebiler insanlığı uyaran en birincil münzirler ve nezirlerdir, nitekim Muhammed nebi'ye hitaben onun sadece bir uyarıcı olduğu ve bir müjdeleyici ve uyarıcı olarak hak ile gönderildiği sıklıkla vurgulanır. Bu haritada ikinci grup ise vahiyle karşılaşan ve bu sarsıcı bilgiyi aldıktan sonra kendi kavimlerine birer münzir olarak dönen topluluklardır. Demek ki sıradan insanlar yani seçilmemiş olanlar da vahiy ile münzir olabilmektedir. Üçüncüsü ise vahyin ve kitabın kendisidir. Kuran insanı gaflet uykusundan uyandıran mekanik bir alarm ve münzir olarak konumlandırılır.
Allah bu kökten türeyen ismi doğrudan kendisi için de kullanır.
Onu mübarek bir gecede indirdik. Kuşkusuz Biz, uyaranlarız/munzirin.
Duhan 3
Allah'ın kendisini de münzir olarak tanımlaması insanlığı varlık sahnesinde başıboş bırakmadığını, onları ahiret, hüsran, fesat ve fıtratın bozulması gibi ontolojik tehlikelere karşı önden uyardığını gösterir.
Yasin suresi 20. ayette şehrin uzak ucundan koşturarak/çabalayarak gelen racül de bir münzir yani uyarıcıdır.
Nebilik müessesesi tarihsel olarak bitmiştir ancak nebiliğin en büyük motor gücü olan inzar fonksiyonu hakikat bilgisine vakıf olan her bireyin omuzlarına bir borç olarak yüklenmiştir.
İnzar kavramı mutlak suretle içinde derin bir şefkat, rahmet ve en önemlisi hatadan geri dönüş için bir süre tanıma barındırır. Münzirin sesi uykuyu böldüğü için rahatsız edici olabilir ancak amacı hayat kurtarmaktır. İnsanın dünya hayatında kapıldığı anestezik uykuyu bölmeyi hedefleyenler çeşitli tepkilerle karşılaşabilir. Uyarıcılar bireyleri sorumluluk alarak kendi kendini inşa etmeye ve en derin anlamıyla fıtratına adanmaya davet eden ilahi bir alarm sisteminin gönüllü neferleridir.
Kalkıp uyarmaya başlayacak mıyız?
Yorumlar
İlk yorumu sen yaz.



