Ölülere mi şehit denir yoksa dirilere mi?
Şehit ve şehadet kavramı üzerine
Ölümü kutsayan ve ölümü dinin merkez ölçütü haline getiren politik dil, Kuran’ın hayatı, adaleti ve doğruluğu önceleyen üslubuyla bağdaşmıyor. O halde bize öğretilen şehitlik nedir? Bir yanlış anlaşılma olabilir mi? İnceleyelim.
Kuran can korkusunu aşan cesareti över, fakat dinin ölçütünü ölüm ve can verme romantizmine dönüştürmez. Şehit kelimesi şahitlik kökenine dayanır, ölüler mi yoksa diriler mi bir şeylere şahit olabilir?
Kuran’ın anlatımında şehitlik kökü şe-he-de huzurda bulunma, görüp bilme, tanıklık etme, veriye dayalı olarak teyit etmek anlamlarına sahip. Şehid ve çoğulu olan şüheda kelimeleri bu tanıklık görevini üstlenen kişi ve grupları ifade eder. Bu yüzden Kuran’da şahitlik canlı bir fonksiyondur, bilgi birikimi, ilimde derinleşme, dürüstlük ve adaletle icra edilir.
Allah için adaletin şahitleri olun emri 5:8; 4:135 bunu açıkça ortaya koyar. Ümmetin insanlığa Resulün de ümmete şahit kılınması 33:45; 16:89 da bu görevin yaşayanlara verildiğini gösterir.
Şahitlik görevinin hayattayken yürüdüğünü en berrak biçimde İsa resul'ün beyanında görürüz:
Onlara, bana emrettiklerinden başkasını söylemedim. Benim ve sizin Rabb'iniz olan Allah'a kulluk edin dedim. Ben içlerinde olduğum sürece onlara şahidim. Fakat beni vefat ettirince onların üzerinde şahit yalnızca Sen oldun. Ve Sen, her şeye şahitsin."
Maide 117
Bu ayet şahitliğin bilgi ve fiili müşahede gerektirdiğini bildirir.
Kuran’daki şahitlik, mahkeme diliyle de toplumsal etikle de ilişkilidir, borç yazımında tanıklık 2:282, iffet iddialarında tanık hükmü 24:4; 24:6-9 aynı semantiği taşır. Kavram tutarlıdır: şehit = şahit
Modern hukukta tanıklık maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına hizmet eden bir delil sunma biçimidir. Güvenilirlik, algı, hafıza, anlatım, dürüstlük ve tutarlılık zinciri üzerinden teyit edilerek değerlendirilir.
Buna karşılık Kuran, savaşta ya da zulüm altında Allah yolunda öldürülenleri överken şehit kavramını asla kullanmaz, öldürülenler der. kutilu olarak anılır.
Yanlış anlamanın önemli kaynaklarından biri dilde ve kültürde daha sonra ortaya çıkan kaymalardır. Arapça’da şehid'in şahit anlamından 'savaşta öldürülen' anlamına doğru kayması Kuran’dan sonraki dönemde hız kazandı. Bu kaymayı güçlendiren etkenler arasında, Emevi-Abbasi siyasal ikliminde savaşın ve askeri söylemin yüceltilmesi be kutsallaştırılması ve hadis ile fıkıh literatüründe 'şehid' kategorilerinin türetilmesi sayılabilir. Böylece Kurani şahitlik boyutu 'örtüldü' ve arka plana itildi.
Savaşta veya zulümde hayatını kaybeden müminlerden söz ederken Kuran’ın ifadesiyle Allah yolunda öldürülenler demek en doğru olandır. Resmi metinlerde, haberlerde ve dini konuşmalarda şehit kelimesini ölüye unvan gibi kullanmak kavramı çarpıtır.
Peki Allah burada bize ne diyor:
Şehidallahu ennehu la ilahe illa huve
Kendisinden başka ilah olmadığına Allah tanıktır, Melekler ve adaleti gözeten ilim sahipleri de tanıktırlar ki: O'ndan başka ilah yoktur. O, Mutlak Üstün Olan ve En Doğru Hüküm Veren'dir.
3:18
Allah kendisine şehit diyor. La ilahe illallah derken, yani geleneksel anlamda 'şehadet' getirirken nasıl şahit olunabileceğini tanımlıyor ayet. Adaleti gözeten ilim sahiplerinin Allah'ın birliğine şahit olabileceğini söylüyor, yani bunu kelime ile söyleyerek değil, fiziki delillerle güçlendirerek gerçekleştirebileceğimizi söylüyor.
Kuran'dan öğrendiğimiz şehid kavramı iki konuyu birden netleştiriyor, ölülere şehit denmeyeceği, dirilerin şehit olabileceği ve kelime ile şahitlik diye bir şey olmadığı konularını net bir şekilde ortaya koyuyor.
Şahitlik yaşayanların omuzlarında bir sorumluluktur, ilimde derinleşmek, bilgiyle güçlenmek, adaleti korumak, hakkı açıkça söylemek, mazlumun lehine tanıklık etmek ve en önemlisi bunları yaparken Kuran'ı merkeze almak. Bunlar ümmetin insanlığa şahit kılınması idealinin 2:143 pratik karşılığıdır.
Kuran şehit ve şehadeti şahitlik olarak tanımlar, görev hayattadır. Yanlış kullanımın kökleri tarihsel ve kültüreldir, doğru olan ise Kuran’ın anlatım diline dönmektir. Dili düzeltmek düşünceyi düzeltir. Düşünce düzeldiğinde pratik de düzelir, yaşayanlar şahitliğin sorumluluğunu taşır, ölüler ise Kuran'ın saygı yüklü ifadesiyle anılır.
Artık şahitliği ölülere yıkmaktan vaz geçecek miyiz?
Yorumlar
İlk yorumu sen yaz.



