❤️❤️🤲🏻🤲🏻
Rızık üzerinden Rab seçimi ve gönüllü kölelik üzerine
Bakara 61'e dair gözlemler
Musa ile birlikte Firavun'un sultasından kurtularak özgürlüklerine kavuşan topluluğu sahneleyen ayet belirsizliğin yükünü tanımlı bir düzenin garantili konforuyla değiştirme arzusunu teşhir eder. Ayetin tamamına bakalım:
Ve hani bir zamanlar siz, “Ey Musa! Biz, tek yemeğe asla dayanamayız, artık bizim için Rabbine dua et de bize yerin çıkardığı şeylerden; sebzesinden, acurundan, sarmısağından, mercimeğinden ve soğanından çıkarsın, demiştiniz. Musa da size, “O, hayırlı olanı daha aşağılık olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Bir kasabaya/ Mısır’a inin, o vakit istediğiniz şeyler sizin olacaktır” demişti. Ve üzerlerine aşağılık ve meskenet damgalandı ve sonunda Allah’ın hoşnutsuzluğuna uğradılar. İşte bu, küfretmiş, Allah’ın ayetlerini bilerek reddetmiş olmaları ve nebileri ile haksız yere savaşmış olmaları nedeniyledir. İşte bu, isyan etmeleri ve aşırı gitmeleri nedeniyledir.
Bakara 61
Pasajın yeşillikler, acur, sarımsak, mercimek ve soğan şeklinde sıraladığı gıdalar, Nil havzasının tarım merkezli iaşe ekonomisine eşlik eden tipik ürünlerdir. Talepte bulunanlar yeni özgürlüğe uyum yerine eski iaşeye dönüş özlemini yansıtırlar, bizzat gıda listesine odaklanırlar. Talepleri aslında bir açlık talebi de değildir, rızık üzerinden Rab seçimini hedef alır, duruma sabretmek mi yoksa onu kurumsal ve rasyonlu bir düzenden talep etmek mi sorusunu düşünmemizi ister.
Ayetin dönüm noktalarından biri 'Rabbine' ifadesidir. Dilsel olarak meşru bir hitap gibi görünse de psikolojik ve teolojik düzlemde iki eğilimi ifşa edebilir,
- Rabbimiz demek yerine 'Rabbin' demek, Rab ile ilişkide bağ kurmaktan kaçınarak Rabb'i benimsememe, iman ve ahit dilini başkasının omzuna yükleme eğilimi olarak karşımıza çıkar.
- Biz istemeyelim sen bizim için iste yönelişi de, rızık ve yöneliş talebini kendi irade ve kulluk sorumluluğundan çıkarıp bir aracıya devretmek olarak okunabilir.
Kuran’ın bütüncül söyleminde, nebilerin görevi tebliğ ve şahitliktir, dua ve yönelişin öznesi bizzat kulun kendisidir. Bu nedenle Rabbine dua et talebi, kurtarılmış fakat henüz özgürleşememiş bir zihin halini ele verir, aracıya dayanarak belirsizliği azaltma, özgürlüğün getirdiği doğrudan sorumluluğu bertaraf etme yönelişidir.
İhbitu Misran ifadesinde bir kaç filolojik seçenek bulunur ve bize iki okuma penceresi açar:
Misran kelimesinin özel isimden ziyade herhangi bir kasaba veya kente vurgusu mümkündür. Böylece söz, coğrafi bir 'Mısır’a dönüş'ten yerine şehir ve kent düzenine, yani kontrollü gıda dağıtım sistemine geri dönüş teklifidir. Eğer itibar açısından yüksek olanı daha aşağı olana değişmek istiyorsanız, gidin herhangi bir kent düzenine girin, aradığınız gıda karneli dağıtım sistemi orada zaten vardır anlamına bürünür.
Misran'ı özel isim yani ‘Mısır’ yerleşik düzeni olarak okursak doğrudan eski kölelik düzenine geri dönüş iması güçlenir. Burada vurgu bir sosyo-politik rejime tekrar geri dönme niyeti üzerindedir.
Her iki yaklaşımda da Musa'nın cevabının ironi ve azar tonu aynıdır.
Tarihi kayıtlara göre Nil uygarlığında beslenmenin temeli ekmek ve biraydı, bunlar emmer buğdayı ve arpadan yapılıyordu. Soğan, sarımsak, pırasa, salatalık veya acur ve mercimek gibi sebze ve bakliyatlar da bu temel gıdayı tamamlıyordu. İşçi yerleşimlerinden ve idari kayıtlardan, iaşenin kontrollü dağıtım sistemi ile paylaştırıldığı, günlük ya da haftalık ekmek veya bira paylarının bu sebze ve bakliyatlarla desteklendiği anlaşılıyor. Bu kayıtlar ayette sıralanan gıdaların özgürlüğü bırakıp konforlu ve belirlenmiş gıda güvenliğine sığınma arzusunu simgelediği yorumunu güçlendirir.
Böylece gıda listesi aslında masum bir menü olmaktan çıkar, siyasi ve teolojik bir tercih beyanına dönüşür. Belirsizliğe katlanmak yerine tanıdık köleliğe bağlanalım talebidir. Bu tercihin bedeli ise ayetin sonunda vurgulanır, zillet yani dış otoriteye bağımlı olarak zorunlu boyunduruk altına alınarak küçültülme ve meskenet yani ruhsal ve iktisadi çöküş süreci olarak karşımıza çıkar.
Özgürlüğün belirsizliğine karşı boyunduruğun kesinliğine rağmen rızka erişme arzusu aslında gönüllü köleliktir.
Ayetteki yektulune - tektulune kavramları kıraat farklılıklarında iki değişik anlama uzanır, yektulune öldürüyorlardı, yukatilune savaşıyorlardı.
Kuran’ın bütün söylemi vahye sistematik direnişi kayda geçirdiği için direnişin fiili biçimi ister öldürme, ister savaşma olsun aslında altında yatan motivasyon değişmez. İlahi otoriteyi, görünür ve dünyevi başka bir otorite ile değiştirme eğilimidir. Kuran işte bu eğilimi zillet ve meskenet ile ilişkilendirir. Ayetteki yektulune kavramını savaşmak olarak anlamlandırmayı tercih ediyorum.
Günümüzde gönüllü kölelik, cesurca inisiyatif almaktan kaçarak güvence vaat eden yapılara pasif bağlanmayla devam ediyor. Maaş konforunu aksatmayan kurumsal hiyerarşiye sorgusuz biat, kredi notunu düşürmemek için hayatını aboneliklere ve borç takvimine göre tanzim, algoritmaların önerdiğini zevk sanıp aklını kiraya vermek, bizim yerimize düşünen uzmanlar zincirine irademizi teslim etmek. Modern anlamda inhibitu misran budur, riskten kaçınma refleksiyle kısa vadeli konfor uğruna inisiyatif, sorumluluk ve yüzleşme cesaretini terk etmektir.
'Rabbine dua et'in çağdaş versiyonu ise, ben karar vermeyeyim, şirketin patronu, partinin ileri gelenleri, sendikanın büyükleri, cemaatin lideri, tarikatın şeyhi, devlet büyükleri benim yerime karar versin demektir. Böylece kişi risk alıp sorumluluk üstlenmek yerine, yönetim biçimleri şemsiyesine sığınır.
Özgürlüğün yükünü taşımak zordur, konforlu bir köleliğe razı olmak ise insanlığın sınavıdır.
Rızık kimden istenir ve neyin karşılığında alınır? Bu soruya vereceğimiz cevap özgürlük ve sorumluluk ahlakımızı da belirler.
İnsan sadece evrenin egemen otoritesine itaat ederek özgürleşebilir. Diğer tüm itaat türleri insan iradesini boyunduruk altına alır.



