Secde üzerine küçük bir inceleme
Secde'nin anlam çerçevesi / Genişletilmiş
وَاِذَا قُرِئَ عَلَيْهِمُ الْقُرْاٰنُ لَا يَسْجُدُونَۜ
Kendilerine Kuran okunduğu zaman secde etmiyorlar.
İlgili ayeti 'secde'nin mahiyeti olarak kısaca inceleyelim.
Kuran'da secde çoğu zaman fiziksel olarak yere kapanma olarak düşünülür, bu geleneğin dayattığı hatalı bir kodlama olabilir mi?
Kuran, “Onlara Kur’an okunduğunda secde etmiyorlar.” 84:21 der ve hemen öncesinde “Peki onlara ne oluyor da iman etmiyorlar?” 84:20 diye sorar, arkasından “Aksine, kafirler yalanlıyorlar.” 84:22 gelir. Bu üçlü akış secde kavramını salt bedensel bir hareketten çok 'vahyin hakikatini kabul ve ona boyun eğme' anlam eksenine yerleştirir, duyma, iman etme, secde ile tasdik zinciri bulunur. Karşıtında ise inkar ve yalanlama yani tekzip, kezzebe fiili ile gelir. Eğer İnşikak 21’deki secde yalnızca fiziki yere kapanma olsaydı, her Kuran okunuşunda topluca yere kapanmayan herkes otomatik olarak sorumlu sayılması gerekirdi, oysa pasajın secdenin mahiyetini kabul ve itaat olarak çizdiğini görüyoruz.
Aynı hatalı kodlama Adem ve İblis kıssasında da devam eder, şöyle düşünülür; İblis Allah varken neden Adem'e secde etsin ki, İblis doğru olanı yaptı ve Allah'tan başkasına secde etmedi. Bu çarpık düşünceye götüren şey çarpık secde tasavvurudur.
Meleke'lere “Adem’e secde edin” emri, Adem’i ilahlaştırma olarak konumlanamaz, Allah’ın emri doğrultusunda Adem'in hilafetine boyun eğmek, onu doğrulamak, buyruğuna girmektir. Secde burada tapınma eylemi gibi ritüel bedensel secde değildir, boyun eğmedir, zaten İblis de insan benzeri antropomorfik bir varlık değildir.
Kuran'da secde kelimesinin fiziksel yere kapanma anlamını aşan birçok kullanımı vardır. Mesela göklerde ve yerde olanların Allah'a secde ettiğini bildiren ayetlerde, güneşin, ayın, gezegenlerin, dağların, ağaçların, canlıların ve hatta gölgelerin secdesinden söz edilir. Gölgenin, dağın, ağacın veya yıldızın ritüel anlamda yere kapanması düşünülemeyeceğine göre burada secde, varlığın Allah'ın koyduğu düzene boyun eğmesi, kendi yaratılış yasasına teslim olması ve ilahi sisteme itirazsız uyum göstermesi anlamındadır. Böylece secde varlığın hakikat karşısındaki konumu anlam kümesine açılır.
Bu açıdan 13:15, 16:48, 16:49, 22:18 ve 55:6 gibi ayetler secdenin kozmik boyutunu gösterir. Her şey Allah'ın yasasına bağlıdır, kimi bilinçli olarak, kimi varoluşsal zorunlulukla bu düzene dahildir.
Aynı anlam ekseni Adem kıssasında da görülür. Meleklere “Adem'e secde edin” denmesi, Adem'in insan için belirlenen yeni halifelik konumunu kabul etmektir. İblis’in suçu ise Allah'ın emrine rağmen kendi üstünlük iddiasını merkeze almasıdır. Yani mesele Allah'ın hükmüne teslim olup olmama meselesidir.
Yusuf’un vizyonunda da benzer bir örneğe rastlarız,
Hani bir zamanlar Yusuf, babasına: "Ey babacığım! Ben on bir gezegenle, Güneş'in ve Ay'ın bana secde ettiklerini gördüm." demişti.
12:4
Rüyanın tevili Yusuf'un nihai hükümranlığı ve çevresinin ona boyun eğmesidir.
Rüyanın gerçekleştiği sahnede ailesinin Yusuf’a yönelişi de onun ulaştığı makamı tanıma, hakikatin açığa çıkışı karşısında boyun eğme anlamındadır.
Benzer biçimde Sebe halkının güneşe secde etmesi de yalnızca bedensel bir hareket olarak okunamaz, yanlış merkeze bağlanma, yaratılmış bir varlığı nihai merci gibi görme problemidir. Bu yüzden Kuran “Güneşe ve aya secde etmeyin; onları yaratan Allah’a secde edin” derken secdeyi nihai bağlılık, kulluk yönelişi ve hakikatin kaynağını tanıma anlamında kullanır.
Bu örnekler bir araya geldiğinde İnşikak 21 daha net anlaşılır hale gelir. “Kendilerine Kuran okunduğunda secde etmiyorlar” ifadesi her Kuran okunuşunda fiziksel olarak yere kapanmayanların kınanması değildir. Pasajın öncesinde iman etmeme, sonrasında ise yalanlama vardır. Demek ki burada secdenin karşıtı hakikati yalanlamaktır. Secde ise Kuran karşısında zihnin, kalbin ve iradenin vahyin hakikatini tanımasıyla ve ona teslim olmasıdır.
Secde kavramı üzerine daha derin düşünerek Kuran bağlamında fiziksel tapınmanın ötesine geçtiğini keşfedebiliriz.
Yorumlar
İlk yorumu sen yaz.



