Statükonun barikatları
Marie Curie'den Kuran'ın hakikatine akademik muhafazakarlık
Dünyadaki bilim ve düşünce tarihi aslında söylem üstünlüğü ile birlikte gelen reddedişlerin de tarihidir. Bir hakikat çıplak haliyle ortaya çıktığında genellikle kurulu düzenin çoktan örmüş olduğu kalın duvarlarla karşılaşır. Bu duvarların adı akademik muhafazakarlıktır. Marie Curie'nin 19. yüzyıl sonunda Paris'te bir barakada verdiği hakikat mücadelesi ile bugün Kuran'ın özüne ulaşmaya çalışanların karşılaştığı direnç özünde aynı otoriteyi koruma içgüdüsünden beslenir.
Marie Curie bilim sahnesine çıktığında fizik dünyası atomun bölünemez ve değişmez olduğuna dair konforlu bir inanca sahipti. Curie radyoaktiviteyi bir atomik özellik olarak tanımladığında o güne kadarki tüm fizik paradigmasına bir tehdit yöneltmiş oluyordu.
Akademik muhafazakarlık ona iki koldan saldırdı, birincisi, onu kadın ve yabancı diyerek kimlik üzerinden ötekileştirdi. İkincisi ise sunduğu kanıtların yetersiz olduğunu iddia ederek bilimsel otoritesini sarsmaya çalıştı. Curie'nin tonlarca cevheri eriterek derme çatma bir laboratuvarda ortaya çıkardığı o bir gramlık radyum aslında akademik elitlerin bilimsel olarak imkansız dediği şeyin somut bir kanıtıydı. Fakat Curie bilimsel mücadelesinde eforunu daha çok otoriteleri yıkmaya harcadı.
Bugün Kuran çalışmaları alanında karşılaşılan manzara, Curie'nin Paris'teki çabasından çok da farklı değil. Kuran'ın hakikati yüzyıllar boyunca Emevi ve Abbasi dönemlerinin siyasi ihtiyaçları, kültürel kabulleri ve fıkhi zorunlulukları ile örülmüş kalın bir katmanın altında kalmıştır. Ulema denilen bir sınıf yaratılmış ve tüm veriler 1000 yıl öncesinde dondurulmuş ve asla yeni bir verinin ortaya çıkamayacağı gibi bir fikir empoze edilmiştir.
Tıpkı Curie'nin dönemindeki akademisyenlerin Aristotelesçi atom anlayışını savunması gibi günümüzün geleneksel akademisi de türetilmiş Kuran-dışı terim ve yorumları Kuran'ın öz anlamıymış gibi sunmaktadır.
Curie nasıl ki saf radyumu bulmak için cevheri yabancı maddelerden ayırdıysa bugünün araştırmacısı da Kuran'daki kavramları Emevi döneminde içleri boşaltılmış veya saptırılmış anlamlarından arındırmak yani bir filolojik izolasyon yapmak zorundadır.
Marie Curie'ye yapılan bilimsel çerçeveye ait değil suçlamasının aynısı bugün Kuran'ın geleneksel yorumlarını sorgulayanlara karşı usul bilmemek veya tarihsel bağlamdan kopmak şeklinde sürdürülüyor. Oysa Curie'nin yaptığı gibi asıl usul otoritenin ne dediğini bir kenara bırakarak cevherin yani özün bizzat kendisine odaklanmaktır.
Akademik muhafazakarlık Kuran'ı bir müze eseri gibi dondurarak onun dinamik, sistemik ve evrensel yapısını görmezden gelmektedir. Kuran'ın cevherindeki hakikat ancak geleneğin oluşturduğu o karanlık ve ağır perdeler aralandığında parlayacaktır.
Marie Curie sonunda başardı çünkü tabiatın yasaları insanların unvanlarından daha güçlüydü. Kuran konusundaki akademik muhafazakarlık da ne kadar katı olursa olsun, dilin ve mantığın sağladığı güçlü veriler karşısında erimeye mahkumdur.
Curie'nin radyumu ne ise bugün de Kuran'ın etimolojik, kavramsal ve sistemsel özü de odur. Barakanız derme çatma olabilir, imkanlarınız kısıtlı olabilir ve tüm dünya size karşı durabilir, ancak hakikat, bir kez izole edildiğinde artık saklanamaz bir ışığa dönüşecektir.
Yorumlar
İlk yorumu sen yaz.



