Geleneksel tefsir ve meal anlayışının, mezhepsel meşruiyet arayışları ve siyasi güç mücadeleleri uğruna ayetlerin yapısal bütünlüğünü nasıl tahrif ettiğini Mâide 55 üzerinden son derece berrak bir biçimde ortaya koymuşsunuz.
Ayetin sonunda geçen “...ve hum râkiûn” ifadesinin gramer açısından bir hâl cümlesi olduğu gerçeğini göz ardı edip bunu “rükû hâlindeyken” şeklinde eylemsel ve anlık bir ritüele indirgemek, metne yapılan açık bir dilbilgisel müdahaledir. Oysa vurguladığınız gibi bu ifade, yalnızca anlık bir fiziksel eğilmeyi değil; bir karakteri, bir duruşu ve müminlerin hayat felsefesi hâline gelmiş bir boyun eğme, tevazu ve hakikate teslim olma hâlini ifade etmektedir.
Yine metinde işaret ettiğiniz “salâtı ikame etmek” ile “rükû etmek” kavramlarının yan yana gelişindeki mantıksal uyum tespiti son derece önemlidir. Salâtı zaten ikame eden bir topluluk için ayrıca “rükû hâlindeyken zekât verirler” şeklinde bir parantez açmak, hem Kur’an’ın lafız ve belagat bütünlüğüne aykırıdır hem de kavram karmaşasına yol açmaktadır.
Sırf Şiî-Sünnî kutuplaşması içinde Ali veya Ebû Bekir üzerinden karizmatik anlatılar devşirmek adına kurgulanan yüzük verme rivayetlerinin, hadis metodolojisi açısından dahi ne kadar sorunlu bir zeminde bulunduğunu ortaya koymanız da metodolojik açıdan son derece kıymetlidir.
Ayetleri rivayetlerin dar kalıplarına ve İsrailiyat kaynaklı anlatılara sıkıştırmak yerine, Kur’an’ı yine Kur’an’ın kendi semantik haritası ve bütünlüğü içerisinde okuma gayretinizi gönülden destekliyorum.
Emeğinize ve kaleminize sağlık.



