Kıyametin alameti olur mu?
Kuran'ın kesin hükümlerine karşı üretilen alametler endüstrisi ve İsrailiyat tahrifatları
Din insanın varoluşsal amacını yeryüzünde adalet, ahlak ve akılla inşa etmesini emrederken dini kurumsal bir tahakküm ve rant aracına dönüştüren zümreler aklı uyuşturan apokaliptik fantezilerle insanları oyalamaktadır. İslam düşünce tarihinin en trajik savrulmalarından ve tahrifatlarından biri şüphesiz kıyamet alametleri meselesidir. Kuran'da kıyametin ne zaman gerçekleşeceğine dair bilgi kesin, net ve tartışmaya kapalı bir dille Allah'ın mutlak tekeline alınmışken bugün karşımızda bu gizemi deşifre etmişçesine ciltlerce kitap yazan, ekranlarda ve kürsülerde saatlerce içerik üreterek korku pazarlayan ve bu mitolojik hurafeleri din diye satan bir endüstri üretime devam etmektedir. Allah'ın kesin hükümlerine rağmen bu hurafelere zaman harcayanlar ve kitleleri bu sanrılarla uyuşturanlar aslında Kuran'ın inşa ettiği tevhid ve akıl sistemi ile savaşmaktadır.
Öncelikle ard sisteminin çöküşü, kıyamet ve hesap günü farklı kavramlardır. Dilimize ard sisteminin çöküşü 'kıyamet' olarak geçtiği için o şekilde adlandırmaya devam edeceğim. Kıyamet toplu kalkış demektir. Sistem çöküşü ise genellikle 'saat' olarak anılır.
Kuran'da Allah'ın ard sisteminin çöküşünün zamanına dair tavrı yoruma mahal bırakmayacak kadar berraktır.
Sana Saat hakkında soruyorlar: ‘Ne zaman yerleşip sabitlenecek diye?’ De ki: ‘Onun bilgisi ancak Rabbimin katındadır. Onu tam vaktinde O'ndan başkası açığa çıkaramaz. O, göklerde de yerde de ağırdır. Size ancak ansızın gelir.’ Sana, sanki onun hakkında derinlemesine araştırmışsın gibi soruyorlar. De ki: ‘Onun bilgisi şüphesiz Allah'ın katındadır, fakat insanların çoğu bilmez.’”
Araf 187
Bu ayet ortadayken kıyamet alametleri adı altında kronolojik listeler çıkaranlar Allah'ın 'sadece ben biliyorum' dediği bir sırrı bildiklerini iddia etme küstahlığına düşmektedir.
Ayette dikkat çekici kavram bağteten kelimesidir. BĞT kökü algısal ve fiziksel hazırlık evresi barındırmaksızın, örtülü veya gizli potansiyel alandan somut ve temas eden alana aracısız ve ani geçiş anlamına gelir. Antik Arap toplumunda bir düşman veya kervan yaklaşıyorsa saatler öncesinden ufukta tozu belirebilirdi. Bir kum fırtınası kopacaksa havanın akışı ve kokusu değişirdi. Antik Arap zihni 'önce işaretini gör sonra eyleme hazırlık yap' şeklinde çalışıyordu. O dönemde hayatta kalabilmenin tek kuralı bu 'işaretleri' okuyabilmekti. O yüzden kamufle olmuş bir çöl yılanının veya kayalıkların arkasına saklanmış bir yırtıcının avına hiçbir hırlama, çıtırtı veya yaklaşma belirtisi vermeden, hiçbir işaret olmadan doğrudan temas etmesi bu kelime ile tanımlanırdı. Kullanım oldukça nettir.
Bir olayın gerçekleşmesinden önce görülecek onlarca küçük ve büyük işaret varsa o olay ansızın yani bağteten gelemez. İrili ufaklı ardı ardına sıralanan kehanetler dizisi bizzat Allah'ın ansızın gelecek beyanını yalanlama çabasıdır.
Şura suresi 18. ayette bu kehanet endüstrinin mimarlarına çok ağır bir darbe indirilir, saat hakkında tartışanlar konudan uzak bir dalalet içindedirler. Yani bu konuda tonlarca rivayet karalayıp ciltlerce kitap yazanların tamamı Kuran'ın açıkça dalalet olarak nitelediği bir eylemin failleridir.
Gelenek Muhammed nebi'yi geleceği okuyan bir kahin olarak konumlandırdı ve böylelikle mitolojik bir kahraman haline getirdir. Fakat o sadece insanlığa sorumluluklarını hatırlatan bir uyarıcı/nezir olarak konumlanmıştı. Naziat suresinde kıyameti tartışıp duranlar için şu cümleler kullanılır:
42. Sana o Saat'ten soruyorlar, ne zaman gelip çatacakmış/sabitlenip karar kılacakmış diye.
43. Onun zikriyle senin ne ilişkin var?
44. Onun varıp dayandığı son nokta Rabbinedir.
45. Sen ancak ona huşu duyanlar için bir uyarıcısın.
Peki Allah elçisine o saatin zikriyle senin ne ilişkin var? derken ciltler dolusu rivayet kitabında nebi'ye atfedilen o yüzlerce detaylı kıyamet alameti nereden çıktı?
Bu konudaki rivayetlerin büyük çoğunluğu Ebu Hureyre, Huzeyfe bin Esid, Nevvas bi Seman ve Abdullah bin Amr üzerinden gelir. Özellikle Ebu Hureyre ve Abdullah bin Amr'ın yahudi ve hristiyan kültürüne ilgi duyan ve seri şekilde hadis uyduran kişiler olduğunu düşündüğümüzde dezenformasyonun kaynağı da netleşir. Bu durum hristiyan ve yahudi eskatolojisinin İslam'a girmesine yol açmıştır.
Tüm kıyamet senaryolarının atası Nuaym bin Hammad'ın Kitabü'l Fiten isimli eseridir. İçerisinde sayısız uydurma rivayet ve bu rivayetler üzerine senaryolar yer alır.
Sektörün önemli senaristlerinden biri de İbn Kesir'dir. El Nihaye fil Fiten vel Melahim isimli kitabında yüzlerce kıyamet senaryosu yer alır.
Kurtubi de bunlardan geri kalmayıp Et Tezkire fi Ahvali'l-Mevta ve Umuri'l-Ahire isimli kitabı kaleme almış ve kabir hayatı, ahiret hayatı ve kıyamet alametleri gibi konularda sayısız senaryo kurgulayarak gaybı taşlayanlardan olmuştur.
Kütübü Sitte olarak anılan uydurma rivayetler antolojisinde bu konuyla ilgili yüzlerce 'sahih' kabul edilen uydurma rivayet yer alır.
Sahih kabul edilen uydurma bir rivayete bakalım:
Sözde Cebrail insan kılığında gelir ve Resul'e saat ile ilgili sorar. Resul'ün de "Sorulan sorandan daha bilgili değildir" dediği iddia edilir. Ardından Cebrail "Öyleyse alametlerini söyle" der ve Resul de güya şu alametleri sayar: "Cariyenin efendisini doğurması ve yalınayak, çıplak, yoksul sürü çobanlarının yüksek binalar yapmada yarışmaları."
Sahih-i Buhari | Kitabü'l-İman, 37. Bab / 50. Hadis
Toplumların zenginleşmesi veya bedevilerin şehirleşmesi antik Mekke toplumunda sosyolojik bir vakadır. Bu tür rivayetler fetihlerle birlikte hızla zenginleşen ve bozulan Arap toplumuna gösterilen siyasi ve sosyal tepkilerin Resul'ün ağzından çıkmış gibi rivayetleştirilmiş formlarıdır. Elçi Allah'ın 'sana bildirmedim' dediği bir konuda ileri geri konuşup kehanet üreterek bilginin sahibine karşı içerik üretecek değildir. Bunların tamamı Resul'e iftiradır.
Peki Kuran'da 'saat'in işaretlerinin geldiği söyleniyor, bu ne demektir?
Kehanet tüccarlarının sığındığı kelime Muhammed suresi 18. ayette geçen eşratuha / işaretler kelimesidir:
Öyleyse onlar, Saat'in kendilerine ansızın gelmesinden başka neyi bekliyorlar? İşte onun işaretleri geldi. O kendilerine geldikten sonra onlar için zikretmek nasıl mümkün olacak?
Muhammed 18
Kıyamet tacirleri bu ayet üzerinde semantik bir tahrifat yapar. Ayet işaretlerin geleceğini söylemez, zaten gelmiş olduğunu söyler ve hatta 'işte geldi' ifadesi kullanılır. Vahyin indiği dönemde gelmiş olan en büyük işaret bizzat Kuran'ın kendisidir. Kuran'ın işaret dediği şey Kuran ayetleri ve işaret ettiği toplumsal çöküntüler ve adaletsizliktir. Yeryüzünde ahlakın çökmesi durumunda medeniyetlerin kendi kendini helak edeceği evrensel bir yasadır. İnsanlığın uykudan uyanması, kendine çeki düzen vermesi, yoksulu doyurması, adaleti tesis etmesi için inen ayetlerin bizzat kendisi ve bu bozgunculuğu düzeltmeme konusunda 'saatin geleceğinin hatırlatılması' işte bahsedilen işaretlerdir. Çoktan gelmiştir. Bu derin uyanış çağrısını gelecekte ortaya çıkacak ucube yaratıklara ve bir takım fantezilere bağlamak Kuran'ın mesajının üzerini örtmektir.
Bugün kürsülerde ve ekranlarda satılan kıyamet alametleri paketinin içi yüzde yüz oranında yahudi ve hristiyan mitolojisiyle ve İsrailiyat ile doludur. Kuran'ın inşa ettiği rasyonel ve ahlaki ahiret tasavvuru Kab el-Ahbar, Temim ed-Dari ve kitleleri efsanelerle eğlendiren günümüz din taciri senaristlerinin eliyle kirletilmiştir.
Kuran'da tek bir ayette bile geçmeyen tek gözlü deccal hristiyanlıktaki antichrist ve yahudilikteki armilus canavarlarının Arap kültürüne giydirilmiş tam bir kopyasıdır.
Kuran'da yeri olmayan dünyayı tek başına kurtaracak olan mehdi inancı da Emevi-Abbasi dönemindeki siyasi çaresizliğin ürünü olarak hristiyanlardaki İsa Mesih'in dönüşü ve Yahudilerin 'kurtarıcı' beklentisinin İslam'a yamanmış halidir. Allah yeryüzünü ahlaklı ve takvalı insanların eylemleriyle düzeltmesini emreder, gökten veya mağaradan çıkacak bir süper kahraman beklemeyi önermez.
Kıyamet alametleri külliyatı yozlaşmış yöneticilerin kitleleri uyutmak ve sorumluluktan kaçan müslümanların nasılsa Mehdi gelip bizi kurtaracak tembelliğine prangalamak için ürettiği teolojik bir uyuşturucudur. Bugün bu konuyu sürekli gündemde tutarak kitaplar basanlar, dijital platformlarda videolar çekip saatlerce hurafeleri 'sahih rivayet' diye yutturanlar Allah'ın ansızın getireceğim dediği hakikati alaya almaktadır.
Hakikatin kılavuzu olan Kuran zihnimizi ne zaman kopacağı belirsiz bir saatin spekülasyonlarıyla yormak yerine o saatin bilinciyle bugün yeryüzünde ne inşa etmemiz gerektiğini gösterir. Hakkında kesin bilgi bulunmayan ve doğası gereği tartışılması insanı asıl yoldan saptıran konulara mesai harcamak Kuran'ın vadettiği aydınlığa gölge düşürür. Bizim asli sorumluluğumuz rivayet dünyasının fantezileri peşinde ömür tüketmek midir yoksa ilahi kelamın ışığında adaleti ayakta tutmak, liyakati esas almak ve düzelticiliği hayatın merkezine yerleştirmek midir?
Saat ansızın gelecektir, ancak Allah adalet ve sorumluluk çağrısıyla bizden somut bir duruş beklerken bize 'süre' tanımaktadır. Bu süreyi hakkıyla değerlendirebilecek miyiz?
Yorumlar
İlk yorumu sen yaz.



